zazaki.net
22 Gulane 2017 Dişeme
Girdîya Karakteran : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
19 Adare 2015 Panşeme 11:02

'Anlaşılmayan Dil' Yasağı Devam Ediyor

Roşan Lezgîn

Türk devletinin Kürtçeye yönelik öteden beri süre gelen yasaklayıcı, aşağılayıcı tavrında hiçbir değişiklik yoktur.

Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Hapishanesi’nde kalan Kürt mahpusların dışarıya göndermek üzere Kürtçe yazdıkları yazı ve mektuplarının keyfi bir şekilde “sakıncalı mektup” olarak değerlendirip, dışarıya gönderilmediği konusunda daha önce yazmıştım. Bu konuda 03.12.2014 tarihinde yayınladığım “Bilinmeyen Dil Yasağı Devam Ediyor” başlıklı yazıda adı geçen Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Hapishanesi’nde aynı durum olduğu gibi devam ediyor. (http://www.zazaki.net/haber/bilinmeyen-dil-yasagi-devam-ediyor-1806.htm)

Türk devleti kurumları, Türk mahkemeleri öyle kolay kolay “Kürt”, “Kürtçe” ve Kürdistan” gibi adları ağızlarına almaz, resmi evraklarda kullanmazlar. Örneğin “Kürtçe” için genelde “anlaşılmayan dil” ibaresi kullanılır. Eğer kullanırlarsa da Türkçe imla kurallarını bile ihlal ederek Kürtlükle ilgili adları özel ad saymayarak küçük harflerle yazarlar. Örneğin, aşağıda verdiğim resmi evrakta “Gönderilmek istenen taahhütlü mektubun içeriğinde bulunan ‘Şorişa Rojawanî’ başlıklı 3 sayfalık iletinin Türkçe dışında bir dil veya lehçe ile yazılmış olması (zazaca) ve Ceza İnfaz Kurumumuzda anlaşılmayan bu dilin…” yazılmaktadır. Bunun, aşağılama olduğu çok açıktır.

Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Hapishanesi’nde hükümlü olarak kalmakta olan Kürt tutsak Kenan Avcı 19.01.2015 tarihinde Azadiya Welat gazetesine gönderilmek üzere 3 sayfalık “Şorişa Rojawanî” başlıklı bir mektup göndermek istiyor. Mektup Okuma komisyonu bunu “anlaşılmayan dil” olarak değerlendirip, anlamadığı mektubu “sakıncalı” bularak “iletinin tamamına el konulmasına” karar veriyor.

Eski Keşan müftülerinden M. Emin Bozarsalan, 1968 yılında Kürtçe bir “Alfabe” yayınlar. Bunun üzerine hakkında dava açılıp tutuklanır. 

Mahkemede hâkim kitabı göstererek “Bu nedir?” diye sorar. Bozarslan “Alfabe efendim,” der. Hâkim kızgın bir sesle “Nasıl olur? Kürtçe diye bir dil ve Kürt diye bir millet mevcut değildir. Kim koyuyor bu zehirli fikirleri kafanıza?” diye çıkışır. Bozarslan sakin bir sesle “O halde kendinizi üzmeyin Hâkim Bey! Mademki Kürt yoktur, Kürtçe yoktur. İnanınız ki şu elinizde tuttuğunuz alfabe de yoktur. Bari bırakınız da evime, çoluk çocuğumun yanına döneyim. Olmayan şeyler için birbirimizi yormaya ne gerek var…”

“Çözüm Süreci” adı altında yapılan içi boş manipülatif söylemlerden ziyade hakiki göstergeler olan ve gerçek hayatta olup biten bu gibi durumlara bakarak Türk devletinin Kürde yönelik zihniyet ve niyetinde, politikasında hiçbir değişiklik olmadığını çok açık bir şekilde görebiliriz. Eğer görmek istiyorsak, başka da çok sabit göstergeler vardır. Örneğin Diyarbakır’da on bin öğrenci Kürtçe seçmeli dersi tercih etmiş ama bu devlet sadece dört öğretmen tahsis etmiş. (http://www.zazaki.net/haber/on-bin-ogrenciye-dort-ogretmen-1849.htm)

İşte, gerçek hayattaki bu sabit göstergelere baktığımızda, “Çözüm süreci” denilen şeyin aslında “Kürtleri Çözdürme Süreci”nden başka hiçbir şey olmadığını görürüz.  

Na xebere 975 rey wanîyaya
No nuşte hema şîrove nêbîyo.