zazaki.net
21 Temmuze 2017 Îne
Girdîya Karakteran : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
20 Gulane 2015 Çarşeme 16:05

Mektuplar Üzerine Bir Mektup

Ümran Düşünsel

12 Eylül 1980'den bu yana neler yaptık?

Bazılarımız henüz doğmamıştı. Doğdu, büyüdü, okula gitti, arkadaşları oldu, tatile çıktı, okudu, yazdı belki, enstrüman çaldı, müzik dinledi, aşık oldu, sevdiceğini ilk öptüğü anı hatırlayıp gülümsedi, protesto etti, eylemlere katıldı, anasının dizine başını koyup içini döktü, babasıyla siyaset tartıştı...

Bazılarımız doğmuştuk, tanık olduk. İsyan ettik, etmedik, evlendik çoluk çocuğa karıştık, çocuklarımızın büyümesini izledik, ilk adım attıklarında düşmesin diye elimizi uzattık, düşüp dizini kanattığında yarasını tedavi ettik, elinden tutup okula götürdük, maça gittik onlarla, annemizi babamızı ziyaret ettik, ellerini öptük, vefat ettiklerinde tabutunu taşıdık, mezarının başında içimizde kalan, söylemeyi beceremediğimiz, ertelediğimiz cümleleri söyledik...

Bazılarımız o günden beri tutsak ve dışarıyla tek bağlantıları mektup ve kitap. Mevsimler yüksek duvarları, tel örgüleri aşıp geçemiyor. Çiçeklerin kokusu bile aşamıyor o duvarları. Sadece mektup ve kitap aşabiliyor. Onlara dokununca dışarıya dokunuyorlar. Dışarısının havasını soluyorlar. Dışarıda birinin/birilerinin onlara zaman ayırdığını, onları düşündüğünü, yüreğinden, aklından geçeni kağıda döküp onlara yolladığını fark ediyorlar.

Kitabın son sayfasını okumak zor geliyor. Kitabı kapattığın anda gerçeğe dönüyorsun ve o an yeniden kurulan bağ çok sarsıcı oluyor. Gerçek acı geliyor ama yapacak bir şey yok!” (Ufuk Aydın)

Bir mektup ya da bir kitap geldiği zaman soluk almamızı sağlayan bir nefes borusu işlevi görmektedir. (...) Benim tek tek iletişim aracım mektuplardır. Mektuplar dışında kimseye ulaşma imkanım yoktur. Ailem Ağrı Patnos'da yaşamaktadır. Aileme yakın bir cezaevine gitmek için sevk talebinde bulunuyor olsam da sevk talebimizi kabul etmiyorlar.” (Alaattin Öget)

Not: Duvarlar burda çok yüksek. O en yüksek yerde bir de tel örgüler var. Ona rağmen bir kumru hepsini aşıp koğuş penceresine, yani ranzamın yakınına yuva kurdu. Artık iki yavrusu var. Yavrular bir kaç günlük olsa da hızla büyüyorlar. Anneleri ve babaları sırayla bakıyor onlara. Uzak diyarlara, duvarların ötesindeki dünyaya gidip yem getiriyorlar ağızlarında. Her öykü arasında kalkıp onları izliyorum. Mola niyetine.” (Gülazer Akın)

Sözün özü, hayatıma her dokunan bir parça beni tamamlar. Kim olduğuma, ne olduğuma, ne yaptığıma dair sorularımı çoğaltır. Cevaplarımı anlamlı kılar. O açıdan müteşekkirim. Neye mi? Hayatıma dokunan, hayatımda var olan her şeye. Bütün olumsuz durum ve koşullarıma rağmen.

İşte görüyorsun. (Görüyorsun değil mi?!) Şu an kapalı hücremde yatağıma oturmuş sana bu satırları yazıyorum. Dışarıda boğuk, bir açıp bir kapanan havanın eşliğinde misafirin olmaya geliyorum.

Yani senin anlayacağın dışarıda tam bir bahar havası içerde sayfalara dökülen kelimeler, paylaşılmayı bekleyen cümleler... Eh, ama daha ne olsun?” (Nizamettin Özoğlu)

Cezaevindeki 24. yılım bitmek üzere. Son yıllarda daha fazla edebiyat ile uğraşmaya başladım. Sırasıyla ilkin bir şiir kitabı, bir öykü ve dört tane de roman yazmaya çalıştım. Ne zaman gün yüzüne çıkar inan bilmiyorum...” (Tevfik Kalkan)

Bir mektup yazmak ne kadar zamanımızı alabilir ki?

Bir kitap satın alıp yollamak bütçemizi ne kadar sarsar ki?

O buz gibi rutubetli duvarlar yerle yeksan oluncaya kadar mektup yazmaya ve kitap yollamaya devam...

Na xebere 887 rey wanîyaya
No nuşte hema şîrove nêbîyo.