zazaki.net
21 Tebaxe 2017 Dişeme
Girdîya Karakteran : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
22 Kanûne 2012 Şeme 01:22

KIRMANCCA EDEBİYATINDA ANLATICI DİL ÜZERİNE

Abdullah Çelik

Mario Vargas Llosa’nın, Genç Bir Romancıya Mektuplar isimli denemesinde, kurmaca bir eserde anlatıcı sesin metindeki rolüne değinir. Llosa’ya göre; “olasılıklar sayısız görünse de genelde üç seçenek bulunur: karakter-anlatıcı, anlattığı öykünün dışında bulunan tanrısal-anlatıcı, bir de anlattığı dünyanın dışında olup olmadığı anlaşılmayan belirsiz–anlatıcı. İlk iki tür anlatıcı, en eski edebiyat geleneklerinden beri görülür; üçüncü tür anlatıcıysa, modern romanın yepyeni bir ürünüdür.”

Kırmancca (Zazaca) metinlerin birçoğu incelendiğinde, öne çıkan anlatıcı tipinin karakter-anlatıcı yada her şeyi bilen tanrısal-anlatıcı olduğu görülecektir. Bu iki anlatma biçiminin yaygın kullanılmasının sebebi, yazarın bu anlatma biçimlerini tercih etmesinin yanında, belirsiz-anlatıcı türüne uzak kalması olarak düşünülebilir. Yazarın hangi sesi kullandığı, giriş cümlesinden rahatlıkla anlaşılabilir. Örneğin, Jêhatî Zengelan’ın Gorse’si, Murad Canşad’ın Xafil Bela’sı, Alî Aydin Çîçek’in Teberik’i örnek olarak incelenebilecek metinlerdir.

Roşan Lezgîn’in Tarîyîya Adirî de’sindeyse çoğul bir anlatıcı kullandığını görmekteyiz. Şöyle başlıyor hikâye:

Destê to veşeno. Destê to yo rast. Veşayîşêko xerîb, xam. Yew bizoteyê adirî mîyanê muyanê barî û nermekan yê peyê bazinê destê to de halîn viraşto. Veşneno.”

Yani “Elin yanıyor. Sağ elin. Garip, tuhaf bir yanma. Bileğinin hemen gerisindeki ince yumuşak tüylerin arasına yuva kurmuş bir ateş közü. Yakıyor.”  

Hikâyedeki “sen” dili, anlatıcı sesi belirsizleştirdiğini ve bu sesin de metnin içerisinde bazen her şeyi bilen tanrısal-anlatıcı bazen de karakter-anlatıcı şeklinde ortaya çıktığı görülecektir. Konuşan kişi kimdir? “Ellerin yanıyor…” diye başlayan cümle dikkatle incelenirse şayet, cümleyi anlatan kişinin kim olduğu konusundaki belirsizlik daha bir anlaşılır olacaktır. “Ellerin yanıyor” diyen kimdir acaba? Bir sevgili mi, her şeyi bilen tanrı-anlatıcı mı, karakter-anlatıcı mı, henüz ortaya çıkmamış başka bir ses mi, okur mu ya da anlatıcının kendisi mi? Galiba hepsi. Sanırım bütün bu soruların cevabı tıpkı metnin anlatıcı sesi gibi bir muamma olarak durur hep bir tarafta.

Llosa’ya göre yazar, metninde kimin konuşacağına karar vermesi gerekir. Sanırım edebiyatı kendine uğraş edinen yazarın en büyük derdi de budur. Kırmancca edebiyatında Roşan Lezgîn’in bunu aştığını söylemek yanlış bir tespit olmaz herhalde. Nitekim Tarîyîya Adirî de, metnin anlatıcı sesini daha önce de belirttiğim gibi çoğul olarak kurduğunu görüyoruz. Anlaşılır olması için birkaç örnek vermekte fayda var:

Berê to gineno piro. Hîkaye nîmcet manena. Ti ber akenî. Mêmanêka bêwext a. Esas, waştîyêka ereykewta ya. Nêeşkaya adirê eşqî ra xo ver ro bido. Wina wextêko bêwext de dayo piro ameya. La erey kewta. Rasta xo, her çî de erey kewta.”

Yani şöyle:

“Kapın çalınıyor. Yarım kalıyor öykün. Kapıyı açıyorsun, vakitsiz bir misafir. Aslında geç kalmış bir sevgili. Aşkın ateşine dayanamamış, vakitsiz bir vakitte vurmuş gelmiş. Ama geç kalmış. Doğrusu her şeye geç kalmış.”

Dikkat edilirse eğer, “sen” dili üzerine kurulu metindir anlatılan. Dolayısıyla anlatıcı belirsiz bir anlatıcı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bir diğer örnek, sanırım bu ayrımı daha belirgin kılacaktır:

Îfadeyê rîyê cinîke ra, merdim vano qey, seke mîyanê nivîne de verara waştîyê xo de bîya. Waştî heyecanê heskerdişî ra xo şaş kerdo, yew vateyo çors vato yan yew hereketo şaş kerdo. Xururê cinîke şikito. A zî hêrs bîya, heridîyaya. Bîya asê. Îsyan kerdo. Nê hêrsî reyra wina viran sereyê xo darto we, vejîyaya teber. Heskerdişê aye zî aye ra heskerdiş zî nîmcet mendê. Merdim vano qey, eslê xo de wazena a vîstika şabîyayîşî ke nîmcet verdaya temam bikero. La bi xururê xo nêdana werî. Nika nusena. Her çî ra fek veradayo, nusena. Heme hîsanê xo yê nîmcetan roman de temam kena.”

Çevirisi şöyle:

“Kadının yüzündeki ifadeden sanki yatakta sevgilisinin koynundaymış ama sevgilisi, sevişmenin verdiği heyecandan şaşırmış, kaba bir söz veya harekette bulunmuş, kadının gururunu incitmiş. O da gücenmiş, darılmış. Asileşmiş. İsyana durmuş. Kızgınlıkla öylesine üryan, almış başını dışarı atmış kendini. Sevmesi de sevilmesi de yarım kalmış. Sanırsın ki o yarım kalmış sevişme anını tamamlamak istiyormuş gibi bir hali var. Ama gururuna yediremiyor. Şimdi yazıyor. Her şeyi boş vermiş, yazıyor. Bütün yarım kalmış duygularını romanda tamamlamak istiyormuş gibi.”

Burada tanrı-anlatıcı söz konusudur. Anlatıcı sesin konumlandığı yer, bulunulan mekânın dışındaki bir yerdir çünkü. Geç kalmış aşk bağlamı üzerine kurulan hikâyedeki anlatıcı seslerin durduğu yer, yazarın da metnine mesafesini belirlemektedir. Lezgîn’in, bunu oldukça dengeli yaptığını söylemek mümkün.

Flaubert’le başlayan bu düşünsel algı, daha sonraki edebiyat kuramcılarınca daha ileriye taşındı. Bu gün modern bir metnin nasıl olması gerektiği konusunda neredeyse bütün kuramcılar hemfikir; anlatıcı ses anlatılana mesafeli durmalı, hatta mümkün olduğunca görünmemelidir. Roşan Lezgîn’in, Tarîyîya Adırî de bu modernist algıyla hareket ettiğini söylemek yerinde olur sanırım. 

rosan_lezgin-tariyiya_adiri.jpg

Roşan Lezgîn, Tarîyîya Adirî de, Weşanxaneyê Roşna, Dîyarbekir, 2012, 80 r.

Na xebere 2123 rey wanîyaya
No nuşte hema şîrove nêbîyo.