zazaki.net
25 Gulane 2019 Şeme
Girdîya Karakteran : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
13 Sibate 2019 Çarşeme 11:28

“Düşmanın Dili”

Îsmet Bor

Bremen’de bir alışveriş merkezinde dolaşırken “Qızım çişın gelır? Çabux gel” diye bir ses duydum. Tanıdık geldi ses. Çünkü bizim Çolîglilerin Türkçe aksanıydı bu. Dönüp baktım, evet, tanıdım elbette; bizim Sarcan köyü, Kaya ailesinden. Bildiğim, sesin sahibinin bütün ailesi kendi anadili olan Kürtçenin Kırdkî lehçesinde konuşur. Ama bu, Almanya’da Türkçe konuşuyor. Oysa Kaya ailesi, genelde anadiline önem veren, bu konuda gurur duyulacak bir ailemiz. Demek ki artık öyle değil, bazıları anadillerini konuşmayı bırakmış. 

Sitemli bir ses tonuyla “Seni de mi kaybettik?” diye gülümsedim. Önce ne dediğimi anlamadı herhalde. Kızı ile Türkçe konuşmaya devam ederken sorgulayan bir yüz ifadesiyle baktı bana öylece. Bu kez “Çocukla Türkçe konuşuyorsun!” dedim. Meseleyi anlayınca “Türkçede öğrensinler canım” diye cevap verdi. “Ama çocuğun henüz çok küçük. Önce anadilini öğrensin, sonra kolayca öğrenir Türkçeyi” dedim. “Kürtçe temel almış” dedi. “Yok” dedim, “Kürtçe temel bu yaşta oluşmaz. Çocuk çok küçük” deyince kızardı biraz “Haklısın” dedi. 

Oradan ayrıldıktan sonra bizim Bingöllülere ait bir fırına uğradım. Çocukluğundan beri tanıdığım Bingöllü otuzlu yaşlarında bir bayan kasaya bakıyor. “Rojbaş” dedim. Tepki vermedi, öylece yüzüme bakakaldı. Vurgulayarak tekrar “Rojbaş” dedim. Yine ses yok. “Kêna, ti senîn a?” dedim. Yok, ses yok. Müşteri gibi “Ti di hebî nanan dana mi?” dedim. Yine ses yok kadından. Almanya gibi bir yerde, müşteriye bile cevap vermiyor. “Kêna ti Zazakî nêzana?” diye sordum. Türkçe olarak “Ama sen Kürtçe qonıştın” diye üste çıkmaya çalıştı.

Ben Kırdkî devam ettim “Mi Kurmoncî va se?” diye sordum. Cevabı yine Türkçe: “Ê sen ‘rojbaş’ dedin!” Gülümsedim “Qey ti nêzona ‘rojbaş’ çi yo?” dedim. “Bilırım. Ama sen Kürtçe qonıştın” şeklinde bozuk Türkçesinden vazgeçmedi bizim Çolîgli hanım. 

Çocukluğu gözümün önünden geçti. Tek kelime Türkçe bilmezdi. Çirîs köyünün en orijinal aksanıyla konuşurdu, bazen yaramazlık yapar, gelir kapımızın zilini çalar, kaçıp giderdi. Ama şimdi, kendisiyle anadili ile konuşan müşteriye bile bozuk Türkçesiyle cevap veriyor. 

Tekrardan “Ti keremê xwu ra di hebî nanan dana mi?” dedim. Cevap vermeden iki ekmek verdi ve “İki elli” dedi. Ben de üsteledim “Vaje, di û nîm” diye Kürtçeye çevirdim iki sözcükten oluşan cümlesini. Valla “Di û nîm” dedi demesine ama hiç de içten değildi.

Hamburg’da bir yakınımızın düğününe gitmiştim. “Zaza” nikini kullanan bir akrabamla karşılaştım düğünde. Hal hatır sorduk, “Oğlun nasıl, ne yapıyor?” dedim. “İyidir” dedi. Tabiki önceleri oğlu ile Türkçe konuştuğundan “Oğlunla Kürtçe konuşursan daha da iyi olur” demiştim bir ara. Sağolsun “önerim”i dikkate almış, bir kaç ay oğlu ile Kürtçe konuşmuş. Ama son zamanlarda tekrar Türkçe konuşmaya devam ettiğini gördüm. Sitem ederek “Oğlunla artık Kürtçe konuşmuyorsun” dedim. Verdiği cevap literatüre geçecek türdendi. “Düşmanın dilini de öğrensin” dedi. 

“Düşmanın dili” diye bir dil varmış meğer ve düşmana karşı daha iyi mücadele etsin, daha iyi savaşsın diye, çocuğuna “düşmanın dilini” öğretiyor. Doğrusunu söylersek bu “düşmanın dili” kavramı, bir çok siyasi Kürdün dilinde dolaşıyor desem yanlış olmaz. Anadillerini terk etmek için bir bahane olarak öne sürerek vicdanlarını rahatlatmaya çalışıyorlar. Ne kadar yaratıcı bir zekaları varmış bizimkilerin! 

Düşman bellediği bir milletin dilini bu kadar ısrarla konuşmaya çalışan, “düşmanın dili” uğruna kendi anadilini terk eden başka bir millet var mı dünyada, bilmiyorum. 

“Zaza” nikini kullanan ama anadili Zazakîyi konuşamayan, konuşmaktan utanan insanlarımıza ne diyelim şimdi. Zazakîyi konuşmaz, çocuklarına öğretmez ama “Zaza” nikini kullanır veya “Ben Zazayım” der. Bu kadar çelişki, bu kadar saçmalık hangi millette var acaba? Birçok akrabam da dahil, kendine “yurtsever” diyen ve belli bir bedel ödemiş bir çok insanımız aynı durumdadır. Önceleri yeğenlerimle bir kaç kelime Kürtçe konuşurduk hiç olmazsa. Ama son zamanlarda tek kelime Kürtçe konuşmaz oldular. Kürtçeye (Kurmancî, Zazakî) “Ninenin dili” diyorlar. Ninenin verdiği süt haram olsun diyeyim.

Almanya’da Türklere danışmanlık hizmeti veren birçok kurumda Türkler çalışır. Torunlarımın da böyle bir Alman kurumunda işi vardı. Kızımın işi olduğundan, çocukları ben götürdüm Alman kurumuna. Kurumun salonunda otururken bir kadın yanımıza geldi. Türk olduğunu ve çocuklara danışmanlık yapmak için orada bulunduğunu söyledi bize. Tabi ben ve çocuklar Kürtçe (Zazakî) konuşuyoruz. Türk kadın elbette agresif bir tepki göstermedi bize fakat çocuklara Almanca olarak “Türkçe biliyor musunuz?” diye sordu. Büyük kız torunum “Hayır, bilmiyoruz” dedi. Ama tam olarak doğruyu ifade etmek için “Aslında ben biraz anlarım ama kardeşim hiç bilmez” diye devam etti. 

Alman memur bizi içeri almak için çağırdığında, Türk kadın, hiç Türkçe bilmeyen küçük torunumun elinden tutarak “Gel bakayım küçük!” dedi. Yani çocuğun hiç Türkçe bilmediğini ama Kürt çocuğu olduğunu bildiği halde, çocukla Türkçe konuştu. 

O kısacık, beş on dakikalık bir zamanda bile, bir kaç kelime de olsa kendi dilini çocuklarımıza öğretmeye çalıştı Türk kadın. Çünkü kadın, dilimizin yok edilmesi gerektiğini, Türkçe öğrenmemiz ve neticede Türkleşmemiz gerektiğini devletinin politikasından öğrenmiş.

Na xebere 826 rey wanîyaya
No nuşte hema şîrove nêbîyo.