zazaki.net
25 Teşrîne 2017 Şeme
Girdîya Karakteran : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
29 Oktobre 2009 Panşeme 21:12

Dilin Alanı Ülkedir

[Röportaj]
Vecdi Erbay

Araştırmacı kimliği ile tanıdığımız Malmisanıj, yirmi yıldan uzun bir zamandır İsveç’te yaşıyor. Geçtiğimiz günlerde İstanbul’a gelen Malmisanıj ile Avrupa’da Zazaca yayımlanan Vate dergisinin İstanbul’da yeni açılan bürosunda, Kürt dilinin sorunlarını konuştuk.

Vate, yayın hayatına Avrupada başladı. Şimdi İstanbul’da bir bürosu var. Vate’den söz edebilir misiniz?

Vate çıkmadan önce biz Avrupa’da bu lehçeyi, ki kimi Zazaca, kimi Kırmançca diyor, konuşan, dille ilgilenen insanlarla bir araya gelip konuştuk, ne yapabiliriz diye. O tartışmalardan sonra bir sonuca vardık. Yapabileceğimiz ölçüde bu lehçeyi standardize etmeyi amaçladık. Bu tartışmalar İsveç’te oldu, ama tartışmalara Avrupa’nın başka ülkelerinden de arkadaşlar katıldı. İlk toplantıların sonuçlarını broşür halinde yayınladık. Daha sonra bu çalışmaları bir dergide yansıtalım dedik. Dille ilgili çalışmaları orada yoğun işleyebiliriz diye düşündük. Vate, üç ayda bir, bu çalışmalar doğrultusunda çıkmaya başladı. Şu anda 20. sayısını çıkardık. Dergi Avrupa’da çıkıyordu; ama bizim potansiyelimiz ülkedeydi. Bu nedenle İstanbul’da büro açtık. Bundan sonra, diğer arkadaşlarla görüştükten sonra, belki dergiyi burada yayımlamaya başlayacağız. Buna ihtiyaç da var.

Dergide yazanların çoğu Avrupa’da yaşıyor galiba...

Başlangıçta öyleydi. Şimdi yarıdan fazlası ülkede yaşıyor. Buna da seviniyoruz. Çünkü amacımız buydu.

Şöyle bir tartışma var, Zazaca dil midir, lehçe midir diye. Vatenin bu konudaki tavrı nedir?

Vate’yi çıkaranların düşünceleri nettir. Biz kendimizi Kürt görüyoruz ve Zazacayı Kürtçenin bir lehçesi olarak değerlendiriyoruz. Hemen eklemek gerekiyor ki, bu lehçe Kurmanciyle önemli ayrılıklar gösteriyor. Böyle bir durum da var. Öyle ki Kurmanciyle Zazaca konuşanlar birbirini anlamayacak durumdalar. Ama tarihi olarak Zazalar kendilerini her zaman Kürt olarak görmüş, Kürt tarihi de bunu gösteriyor. Kürt ayaklanmalarının, direnişlerinin en önemlilerini Zazalar vermiştir. Koçgiri, Dersim böyledir. Kürtlük, Zazalara dışarıdan empoze edilmiş bir şey değil. Anadan babadan bu böyle. Bu anlamda bizim için tartışılmayacak bir konudur bu.

Zazacanın Kürtçe olmadığını, hatta Zazaların Kürt olmadığını ileri sürenlerin dayanağı nedir?

Bunu söyleyenler homojen bir grup değil. Bir kısmı öyle inanıyordur, böyle söylüyordur, ona bir şey demek mümkün değil. Bir kısmı ise, devletin kışkırttığı, örgütlediği çevrelerden kaynaklanıyor. Zaza Kültürü ve Yayınları adlı bir yayınevi vardı bir ara Ankara’da. Bir nevi korsan yayıneviydi. Yayınlarının bir kısmını gördüm. Zazaların Kürt olmadığı temasını işleyen kitaplardı bunlar. Bazı yayınlarında Zazaların Orta Asya kaynaklı Şaman Türk kültüründen geldiklerini öne süren tezleri var. Ayrıca Kürt hareketlerine, örgütlerine saldırgan yaklaşımları vardı. Hatta Güneydeki partiler ve liderler hakkında da aşağılayıcı, küçümseyici yazılar yayımlanıyordu. Bundan benim çıkardığım sonuç, bunların devlet kaynaklı iyimser bir tabirle devlete paralel düşünen gruplar olduğudur.

Peki çıkış noktaları nedir?

Çıkış noktaları şudur: Zazaca ve Kurmanci konuşanlar hemen hemen birbirlerini anlayamıyor, anlaşamıyorlar. Dil bilimciler de, dil ve lehçe konusunda uzun uzadıya tartışmalar yapmıştır. Bazı dilbilimcilere göre, iki grup birbirlerini anlamıyorsa, bu ayrı dillerdir, der. Böyle bir düşünce var. Bunların hareket noktası da budur. Ama bu düşünce her zaman yeterli değildir. Mesela Arapça Yemen’den Fas’a kadar geniş bir alanda konuşulan bir dildir. Yemen Arapçası konuşan biriyle Fas’taki Arapçayı konuşan anlaşamaz. Ama bu aynı dildir, Arapçadır. Buradan şu sonuç çıkıyor, demek ki anlaşamamak her zaman ayrı bir dil sonucunu çıkarmaz. Çünkü dil, bir toplum tarafından konuşuluyor, bu toplumun kimliği, tarihi, toplumsal, kültürel şekillenmesi vb ile birlikte ele alınmalıdır. İlk Zazaca yazılı metin Melayê Xasî’ye aittir. Mevlüdüne "Mevluda Kırdi" diyor. Orada bile bir Kürt sözcüğü var. Bu da Zazaların ayrı bir toplum olmadığını gösteriyor.

1980den sonra Avrupa’da yapılan edebiyat ülkeyi de harekete geçirdi...

Doğru, orada bir adım atıldı ve ülkeye de yansıdı bu. Ülkedeki çalışmaları da etkiledi, katkıda bulundu. Ama tarihsel olarak, öncekilerin katkısını inkar etmemek gerekir. Biliyorsunuz, hiçbir edebiyat kendiliğinden oluşmaz, onun öncesi, kökleri vardır. İsveç’teki çalışmalar da kendilerinden önceki çalışmalara dayanıyor. Hawar geleneğinin, Bedirxanların, hatta Ermenistan’daki Kürtlerin çalışmalarına dayanıyor. Bugün bazı insanlar popüler oldukları için "ilk romanı ben yazdım" diyor, ama aslında böyle değildir. İlk romanlar ve öyküler Ermenistan’da ve Güney Kürdistan’da yazılmıştır. İsveç’teki Kürtler onlardan yararlanmış, beslenmiş, belli ölçüde kendini geliştirmiş ve onun üzerine katkıda bulunarak, dediğimiz türden ürünler yazmıştır. Siz de belirttiniz, onların bu çalışmaları, ülkedeki çalışmaları etkilemiş. Bugün burada ürünler veriliyor ve giderek daha gelişiyor. Bu etkileşim doğaldır. Hatta buradaki çalışmalar da yurtdışını etkileyecektir; çünkü asıl kaynak, potansiyel burasıdır. Dilin kökü, dilin kullanıldığı alan burasıdır. Asıl gelişme ülkede olacaktır.

Siz bir araştırmacısınız, Avrupa’da kaynak bulmanız kolay oluyor mu?

Hem avantajları, hem de dezavantajları var Avrupa’da olmanın. Avantajları şöyle, bir kere son dönemlere kadar Kürtler konusunda araştırma yapmak riskliydi, sakıncalıydı, yasaktı Türkiye’de. Maddi olanaklarınız olsa bile rahat çalışamazdınız. İki polis gelir bütün biriktirdiklerinizi bir çuvala koyup götürebilir. Aylarca, yıllarca arayıp bulduğunuz belgeler bir anda yok olabilir. Avrupa’da böyle bir risk yok bir kere. Bir de ancak Avrupa arşivlerinde, kütüphanelerinde uluşabileceğiniz belgeler var mesela. Bu da bir avantaj. Değişik bölgelerden, parçalardan çok sayıda Kürtle tanışma olanağı sağlıyor Avrupa. Ben Sorancayı Avrupa’da öğrendim. Gorancayı da. Çok değişik yöreden insanlarla tanışma, ilişki kurma, onlara danışma şansımız var. İşin dezavantajı ise bir kere ülkeden uzak olmak. Dil, tarih, yaşayan kaynaklardan uzaksınız. Kürt tarihiyle ilgili Türkiye’de çok önemli arşivler, müzeler, resmi kayıtlar var. Yurtdışında olmanın böyle avantaj ve dezavantajları var.

Yazarların Kürtçesi zayıf

Edebiyatı izliyorsunuz. Dil olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Genel olarak çok zayıf. Çok ün yapmış medyatik olanların bile Kürtçesi çok zayıf. Öte yandan suni bir Kürtçe söz konusu çoğunda. İki anlamda suni, birincisi, Türkçenin etkisinden kaynaklanıyor. Türkçe düşünüp Kürtçeye çeviriyorlar ve komik, anlaşılmaz cümleler çıkıyor ortaya. İkincisi, sözcük olarak sunilik var. Biliyorsunuz Kürtçe yok sayıldı, Kürtçeyi konuşan yurtsever insanlar da bir reaksiyon gösterip Kürtçeyi abartarak, "bizim dilimiz Türkçeden daha güçlü" demeye başladılar. Dilimizde yabancı sözcük yok demeye kadar getirdiler işi. Oysa böyle bir şey yok. Böyle bir hava yaratmak zorlamadır. Türkçe, Arapça sözcükleri kullanmamanın sonucunda kullandığı Kürtçe anlaşılmaz ve yavan, suni bir dil oluyor. Bu tür eksiklikler var birçok üründe. Ben de şiir yazdım, biliyorum şair arkadaşların hoşuna gitmeyecek ama, şiir diye yazılanların çoğu şiir değildir. Öykücü, romancı denebilecek çok az yazarımız var. Yazanları küçümsemek için söylemiyorum bunları.

____________________

Kaynak: 21 Ekim 2003 Tarihli Özgür Politika Gazetesi

Na xebere 1675 rey wanîyaya
No nuşte hema şîrove nêbîyo.