Zırkî, Ezrak, Zerrakî Aynı Sözcük mü?
Okumak zor iştir. Çünkü birçok metin, derinlemesine alt alta katmanlardan, enlemesine iç içe geçmiş halkalardan ve anlatılan kadar anlatılmayan, fark edilmesi ve anlaşılması gereken ayrıntılarla doludur. Dolayısıyla okurdan, berrak bir zihinle tüm dikkatini kendisine vermesini ister. Ama bilgisini artırmak, kendini geliştirmek isteyen biri için okumak aynı zaman büyük bir zevktir. Bu açıdan okuma alışkanlığımı çok seviyorum. Bunca iş güç arasında elime geçen çoğu kitabı okur, satırların altını çizer ve notlar alırım. En son okuduğum kitabı geçenlerde Av. Sıtkı Zilan hediye etmişti. Kendisine teşekkür ediyorum. Kek Sidqî’yi tanıdığımdan beri herkese Kurdî kitaplar hediye ettiğini görüyorum. Bu son kitaptan aldığım notlardan bir kısmını paylaşmak istedim.
Kitabın yazarı, Îbnul-Ezreq olarak meşhur Ahmed bin Yusuf bin Ali bin el-Ezreq el-Farıqî’dir. Kitabından Tahi-i Meyafarkin olarak söz edilse de doğrusu, Farıqî’nin yazdığı tarih anlamında Tarîxul-Farıqî’dir. İslam tarihçisi Prof. Bedevi Abdüllatif Avad’ın tahkik ve takdim ettiği, Prof. Dr. Muhammed Şefîq Ğarbal’ın tashihiyle 1959 yılında Kahire’de yayımlanan nüshayı Mithat Acat Türkçeye çevirerek 2026 yılında yayımlamış.
Kitabın başında incelemeciler tarafından hazırlanan Yazarın Kısa Biyografisi başlıklı bölümde Îbnul-Ezreq’ın “Hicri 510 yılının Şevval ayında Meyafarkin’de doğmuştur” deniliyor. Ancak yazarın kendisi, “Hicri 509 yılında, doğumum Meyafarkin’de gerçekleşti” diyor (Kitapta s. 254). Yani Îbnul-Ezreq, Miladî 1115 yılında doğmuştur. Başka bir yerde de “Ben 534 yılında Bağdat’a indiğimde…” diyerek yaklaşık 25 yaşlarında eğitim için Bağdat’a gittiğini anlatıyor. Yazarın hayatı veya ölüm tarihi hakkında başkaca bilgi yoktur.
Îbnul-Ezreq, bir olayı anlatırken, Meyafarkin halkından bir gubun Vezir Fahrüddevle b. Cehir’e gittiğini, aralarında dedesi Ebul-Hesen bîn Ezreq’in de bulunduğunu söylüyor (Kitapta s.195). Tarihi kaynaklar, Fahrüddevle b. Cehir’in 1062 yılında vezirliğe tayin edildiğini belirtmektedir. Dolayısıyla Artuklular (1102-1409) döneminde, Artuklu beyi Melik Salih (hükümdarlığı 1312-1336) zamanında Şam taraflarından Mardin’e gelen Şeyh Hasan Zerrakî (Şêx Hesenê Zeraqî) ile tarihçi Îbnul-Ezreq’ın dedesi Ebul-Hesen bîn Ezreq arasında 300 yıllık bir zaman farkı bulunmaktadır. Dolayısıyla bunlar farklı kişilerdir.
Kimi tarihçiler, Zırkî, Ezrak ve Zerrakî sözcüklerinin zamanla birbirine dönüşen aynı sözcük olduğunu ileri sürmekte; buradan hareketle de Şeyh Hasan Zerrakî’nin, Kürt Zırkî beylerinin atası olduğunu iddia etmektedir. Oysa Zırkî (ظركي), Ezrak (ازرق) ve Zerrak (زراق) sözcükleri hem yazılışları hem de anlamları bakımından birbirinden farklıdır. Zır[ık] (Zırkan, Zırkî) Îranî dillere ait bir sözcük olup çok eski bir Kürt aşiretinin adıdır. İkinci Pers İmparatorluğu (224-654) döneminde Qaqenosê Zirkî adlı bir kişinin Pers kral mezarlarının nöbetçisi olduğu yazılıdır. Ezrak (okunuşu Ezreq), Arapçada “gök mavisi, çakır” anlamına gelir. Zerrak (okunuşu Zeraq) ise, birçok Osmanlıca sözlükte de geçtiği üzere, “riyakâr, ikiyüzlü” anlamındadır.
Şerefname’de, asıl adının Şeyh Hasan bin Seyyid Abdurrahman olduğu ve Şam taraflarından geldiği belirtilen zatın, Artuklu hükümdarları tarafından bir süre Mardin’de hapsedildiği yazılıdır. Ancak daha sonra Şeyh Hasan Zerrakî olarak nam salmıştır. Çeşitli kaynaklarda, Mervanîlerin (983-1085) ardılları olan Kürt Zırkî beylerinin, farklı şecerelerle soyu Ali bin Ebi Talıb’a dayandırılan bu şahsın soyundan geldiği; dolayısıyla aslen Arap oldukları iddia edilmektedir.
Îbnul-Ezreq, Mervanî hükümdarlığı yıkıldıktan sonra kalabalık bir Mervanî soyunun varlığını sürdürdüğünü; bunların bir kısmının Silvan’da kaldığını, bazılarının çevredeki önemli kaleleri, örneğin Hentax kalesini birbirinden devralarak uzun süre yönettiklerini, kimilerinin Nûredîn Zengî’ye, bazılarının ise daha sonra Mısır’a giderek Selaheddîn Eyyubî’ye katıldığını anlatmaktadır. Daha sonraki dönemlerde Hentax, Tercil ve Hazro beyliklerini yöneten Zırkî aşiretine mensup Mervan soyluların, çok sonra bölgeye gelen Şeyh Hasan Zerrakî ile kız alıp verme yoluyla akrabalık ilişkileri kurarak iç içe geçmiş olmaları mümkündür. Ancak bu şahsın Kürt Zırkî aşiretinin veya beylerinin atası olması mümkün değildir.
Îbnul-Ezreq’in Artuklu tarihçisi olarak tanıtılması da kasıtlı bir yanlıştır. Îbnul-Ezreq, Mervanî tarihçisidir. Mervanîlerin büyük paralar harcayarak Diyarbekir şehrinin doğu tarafında bir saray ve bir külliye inşa ettiklerini, surda yeni bir kapı açtıklarını, surları onardıklarını ve bir boy kadar yükselttiklerini; surların üzerinde burçlar, Dicle nehri üzerinde ise bir köprü (Ongözlü) yaptıklarını anlatıyor (s. 54-55). Ama yalanın tarihçileri, bunları da Artuklulara mal ediyor.
Kitabı yayına hazırlayan Mısırlı akademisyenler, “Okuyucunun zihninin karışmaması için…” diyerek birçok dipnot eklemiş; fakat bu dipnotlarla okurun zihnini kendileri karıştırmış. Örneğin Îbnul-Ezreq, Mervanîlerin Silvan surlarını yenilediğini, burçlar, camiler, hamamlar ve binalar inşa ettiğini; çok büyük miktarda para harcayarak şehre su kanalları döşediklerini anlatırken, “Üçüncüsünün ise Resûl-Ayn’dandır” diyor (s. 137). Ancak kitabı hazırlayan akademisyenler, Resûl-Ayn için “Harran ile Nusaybin arasında, Cezire bölgesinin meşhur şehirlerinden biridir” şeklinde bir dipnot düşmüşler. Resûl-Ayn nere, Silvan nere? Oysa Îbnul-Ezreq’in bahsettiği Rasilhîn (Cumhuriyet döneminde Türkçeleştirilmiş adı Gözebaşı), Silvan’ın yaslandığı dağ zincirinin kuzeybatı yamaçlarındadır. Son yıllara kadar suyu birkaç değirmeni döndüren göze, eskiden daha yukarılardaymış. Mervanîler, kanal döşeyerek bu suyu Silvan’a kadar götürmüşler.
Akademisyen mantığı her yerde aynıymış meğer: Doğru yanlış fark etmez; tutarlı tutarsız bolca alıntı yap, olabildiğince dipnot koy, uzun bir kaynakça listesi ekle… Al sana akademik, hatta bilimsel çalışma; al sana tez!
Çevirmen de Resûl-Ayn adının önüne parantez içinde (Ceylanpınar) ibaresini eklemiş. Mervanîlerin Ceylanpınar’dan kanal açarak suyu Silvan’a nasıl getirdiklerini izah edebilir mi acaba, merak ediyorum. Yine kitapta, Meyfarkin ve Amid adları ne kadar geçiyorsa, hemen hepsinin önüne parantez içinde “(bügünkü Silvan)” veya “(Silvan)”; Amid için de “(Diyarbakır)” yazmaktan geri durmamış. Bununla da yetinmeyip birçok şeyi tekrarlamış; örneğin sayfa 185’in sonunda yer alan paragrafı, sayfa 186’nın başında yeniden vermiş. Ayrıca birçok yerde, akademisyenlerin dipnot olarak eklediği açıklamaları Îbnul-Ezreq’in metninin içinde vermiş. Kitabı hazırlayan akademisyenler, Hentax için “El-Hettah (الهتاخ): Diyar-ı Bekir bölgesinde, Meyyafarıkîn yakınlarında bulunan tarihi bir kaledir” şeklinde dipnot eklemişler (s. 61). Çevirmen ise sayfa 163’te Hettah adının önüne parantez içinde “(Eğil tarafları)” ibaresini ekleyerek, güya okurun Hettah’ın nerede olduğunu anlamasına yardımcı olmuş.
Kısacası bu çeviri, tam anlamıyla karê kurdan (senîetul-Kurdîye; made in Kurdish) dediğim türden! Ama Îbnul-Ezreq’in Tarîxul-Farıqî adlı eseri, Kürt tarihi açısından son derece değerli bir kaynaktır. Özellikle tarih meraklıları tarafından dikkatle okunması gereken bir kitaptır. Okurken aldığım diğer notları fırsat buldukça paylaşırım, inşallah.

Tarihü’l-Fariki (Muhtasar Silvan Tarihi), Ahmed bin Yusuf bin Ali bin el-Ezrak el-Fariki, Arapçadan Çeviren: Mithat Acat, İstanbul, Haziran 2026





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.