zazaki.net
17 Tebaxe 2017 Panşeme
Girdîya Karakteran : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
24 Temmuze 2014 Panşeme 08:43

Türk Rejiminde Değişen Bir Şey Yok

Roşan Lezgîn

Bunca açılımlara, demokratikleşmeye rağmen, devletin Kürt politikasında, Kürtlere yönelik Türk baskısında hala herhangi bir değişiklik yok.

“Türkler” değil de “devlet” Kürtlere baskı uyguluyor, diye düşünenler için peşinen söyleyeyim. Devlet, zaten Türklerindir. Örneğin, Türkiye’de herhangi bir mahkeme, bir Kürdü yargılayıp cezalandırdığında “Yüce Türk milleti adına” karar vermektedir. Yani Türkiye devleti bütün uygulamalarını “Türk milleti adına” yapmaktadır. Kaldı ki Türkler, devletin Kürtlere yönelik kararlarına, politikalarına, uygulamalarına itiraz ediyorlar mı? İsmail Beşikçi’yi nadide bir istisna olarak ayırırsak, cevabımız tereddütsüz hayırdır. Türkler, en ufak bir şeyde bile bayrak sallayıp linç duygularıyla “devletimiz sağ olsun” diyorlar. Bundan dolayı, Kürtlere yönelik her türlü uygulamada “devlet baskısı” yerine “Türk baskısı” demek daha doğrudur.

Kürt Kültürüne, Kürt diline, Kürt kimliğine, Kürt sanatı ve edebiyatına yönelik bastırma, Türk Kültürü, Türk dili, Türk kimliği, Türk sanatı ve edebiyatı lehine işlemektedir. Örneğin, müzik kabiliyeti olan sesi güzel bir Kürt, Kürtçe müzik yasak olduğundan bu yöndeki kabiliyetini Türk müziğinde icra etmek zorunda kalmıştır hep. Bir kültür öğesi olarak Kürt müziği, sürekli Türk müziğine aktarılmıştır. Herhangi bir yeteneği olan Kürt, Türk kültürüne, Türk kimliğine katkı sunmak mecburiyetinde bırakılmıştır. Örneğin, eğer Kürtçe yasaklanmasaydı Yaşar Kemal Türkçe yazacağına Kürtçe yazabilirdi; yazdıkları romanlar Türk edebiyatı yerine Kürt edebiyatının malı olabilirdi. Yani ortada devleti olan “ezen ulus” ve devleti olmayan “ezilen ulus” vardır. “Demokratikleşme” veya “açılımlar” olsa da ezen ve ezilen ulus ilişkisi, konumları değişmeden herhangi bir şey değişmez.

Türk yönetimi, açılımlar yaparken bile Kürtleri aşağılamaktadır. Örneğin, Kürtçe yayın yapan TRT6 kanalını açmışlar ama Kürt şehirlerinin Kürtçe adlarını kullandırmıyorlar. Kürtler, “Wan” şehrine “Van”, “Şirnex”e “Şırnak” diyemezler. Kürtler, Türkçe konuşurken bile “Wan” derler. Ama Türk devleti, Kürtçeye müsaade ederken bile dilin doğasına, özüne müdahale etmekten, değiştirmekten, saçmalaştırmaktan, aşağılamaktan vazgeçmemektedir.

Daha aşağılayıcı olanı, Kürtler hala kendi çocuklarına Kürtçe isim koyamamaktadır. Örneğin, Batman’da oturan Dicle ve Hêlîn Anter çiftinin 2010 yılında bir kız çocukları dünyaya gelir. Adını “Asiwa” koyarlar. Çocuklarını kaydettirmek için nüfus dairesine başvururlar ama “Yüce Türk milleti adına” çocuğun isminde Kürtçe “w” harfi olduğundan nüfus kaydı yapılmaz. Tıpkı “Wan” adının “Van” şeklinde Kürtlere dayatıldığı gibi, nüfus müdürü, “Asiwa” adının “Asive” şeklinde yazılmasını önerir. “Asive” sözcüğünün Kürtçede hiçbir anlamı olmadığından Dicle ve eşi Hêlîn, bunu kabul etmezler. Dicle Anter, Türk devletinin Kürtlere yönelik baskısından dolayı uzun yıllar İsveç’te yaşadığından, İsveç vatandaşlığı hakkını elde etmiştir. Sırf çocuğuna Kürtçe isim koymak için bu vatandaşlık hakkından yararlanarak Batman’da dünyaya gelmiş, Batman’da yaşayan kızını gidip Türkiye’deki İsveç Konsolosluğu’nda İsveç nüfusuna kaydetmek zorunda kalmış. Daha sonra da çifte vatandaşlık hakkından yararlanarak kızını “Asiwa” adıyla Türk devleti vatandaşlığına almak için iki kez müracaat etmiş ama “w” harfinden dolayı başvurusu reddedilmiş.

Ne yapsın? Ailece kalkıp İsveç’e iltica mı etsin? Yoksa Kürtlüğünden vazgeçip çocuğuna Türkçe alfabede olan başka bir isim mi bulsun?

Çifte vatandaşlığı olan Dicle, eşi Hêlîn ve küçük Asiwa’larıyla birlikte geçenlerde Sarp sınır kapısından Gürcistan’a gitmişler. 12 Temmuz 2014 tarihinde aynı kapıdan giriş yaparken, “Türkiye'de yasal kalış süresini ihlal ettiği ve oturma izni için Yabancılar Şube Müdürlüğü'ne başvurmadığı” gerekçesiyle, Türkiye devleti tarafından kendilerine 677,50 TL para cezası kesilmiş. Üzerlerinde ödeyecek o kadar paraları olmadığını söyleyince parayı ödememeleri halinde çocuğu içeri alamayacaklarını söylemişler. Bunun üzerine mecburen parayı ödemeyi kabul etmişler. Daha sonra, kendilerine 10 günlük süre içinde Asiwa’ya oturum izni almaları gerektiğine dair taahhütname imzalatıp ancak bu şekilde çocuğun Türkiye’ye girişine izin vermişler. Tam bir işkence; Türk işkencesi…

Batman’da, yani kendi toprakları üzerinde Kürt anne ve babadan doğan, orada yaşayan dört yaşındaki Asiwa, sırf isminde “w” harfi vardır diye hiç görmediği İsveç kimliğiyle yaşamak zorundadır. Daha doğrusu şu an kaçak durumdadır. Eğer oturma izni alınmazsa bugün sınır dışı edecekler. Dicle ve eşi Hêlîn, buna tepki olarak Batman’da oturdukları evlerinin balkonuna astıkları afişte “Biz ülkemizde, evimizdeyiz. Yabancı değiliz!” diyorlar.

Türkiye devleti, dış politikasında muhatap olduğu can sıkıcı soruları ortadan kaldırmak için göstermelik açılımlar yaparak “seçmeli ders” adı altında beşinci sınıflardan başlayarak İlköğretim okullarında Kürtçenin de öğretilebileceği seçeneğini sundu. Kürtçe öğretecek öğretmenleri yetiştirmek için de kimi üniversitelerde “Türkiye’de [Hâlâ!] Yaşayan Diller” esprisiyle tezli ve tezsiz yüksek lisans programına onay verdi. Ama bu programdan mezun olanları atamıyor! Öte yandan, çocuklar “seçmeli ders” olarak Kürtçeyi seçerken de, “öğretmen yok” diyerek bunu pratikte işlettirmiyor.

Görüldüğü gibi, Kürtlere yönelik devletin temel politikasında herhangi bir değişiklik yok. Sadece metotta bir gelişme var! Yani Kürtleri Türkleştirme politikası artık “demokratik” usullerle sürdürülüyor. Yasaklayarak yok etmek yerine bu kez göstererek çürütmeye çalışıyorlar.

Türkler, millet olarak Kürtlere yapılan bu işkenceye, Kürt alfabesine, Kürt kültürü ve kimliğine yapılan bu muameleye karşı çıkıyorlar mı? Diyelim ki aynı şeyler Güney Kürdistan’da Kürt yönetimi tarafından bir Türkmen aileye yapılsaydı, Türkiye devleti, Türk basını, Türk aydınları, Türk milleti yine böyle sessiz kalır mıydı?

Na xebere 1569 rey wanîyaya
No nuşte hema şîrove nêbîyo.