zazaki.net
23 Oktobre 2017 Dişeme
Girdîya Karakteran : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
07 Oktobre 2013 Dişeme 10:48

2. Tunceli (Dersim) Sempozyumu: Bilimin Ölümü

Hasan Ali

20-22 Eylül 2013 tarihleri arasında Tunceli'de katıldığım sempozyum oldukça hareketli idi. Bu üç gün boyunca 58 bildiri, 13 poster bildiri sunuldu. Açılışta dört kapanışta üç konuşmacı Kürt sorunu ile ilgili sunum yaptılar. Çok eğlendiğimi ve bilimin düştüğü sefaleti gördüğümü itiraf etmeliyim.

Açılış oturumunda Michael Gunter'in bildiri başlığı özellikle dikkatimi çekmişti. Onun gelememesi ve yerine Ali Kemal Özcan'ın kendi düşüncelerini sunması şaşırtıcı ve bilime ağır bir darbe idi. Yasin Aktay, "Kürt Sorunu- Çözüm Süreci" bildirisinde içeriden birisi olarak anlattı. Bu sorunun çözülmesi gerektiğini ve iktidar partisinin bu konuda çok fazla çaba harcadığından bahsetti. Mesut Yeğen ve Joost Jongerden'in sunumları oldukça ilginç ve güzeldi. Konuya hakim ve nesnel bir şekilde bu sorunun (Kürt Sorunu) nasıl çözüleceğinin ipuçlarını verdiler.

Sırası gelmişken ayrı bir paragrafla ve konunun bütünlüğü göz ardı edilerek Sayın Ali Kemal Özcan'ın sempozyum boyunca nasıl çalıştığını, ne büyük bir bilim adamı olduğunu ve sempozyumun onurunu nasıl kurtardığını anlatayım. Özcan, açılış ve kapanış oturumunda konuşmacı idi. Bu oturumlarda birer sunuş yaptı. Ayrıca "Yakın Dönem Politik Tarih ve Siyaset" oturumunda, "Tunceli'de Siyaset ve Sivilleşme: Felsefeye Ölüm'mü?" bir bildiri sunarak başka bir oturum olan Yakın Dönem Politik Tarihi oturumunda da moderatörlük yaparak üstün emek harcadı. Yani sempozyumun her sahnesinde onu gördük.  Çok şey kaçırdığınızı düşünerek üzülmeyiniz. Size bu oturumların hemen hepsinde Sayın Özcan'ın bahsettiği, altını çizdiği konuları aktarayım. Öncelikle "Kürt Meselesi"nin kendi alanı olduğunu bu konuda doktora yaptığını, Öcalan'a mektup yazdığını adeta ezberledik. Sorunun çözülmesinde emeğinin geçtiğini, tüm mesaisini bu konuya harcadığını da satır aralarından öğrendik. Aynı Özcan, kapanış oturumunda gazeteci Ferit Demir'in sorusuna neden cevap veremediğini anlamakta ise güçlük çektik. Soru çok açık ve netti. "Yerel gazetede 'Geziyi Selamlayamam' isimli bir makale yazarak katılanları darbecilikle, sürece zarar vermekle suçladınız. İçlerinden selam verecek bir kişinin bile olmadığını vurguladınız. Peki Cemil Bayık ve Selahattin Demirtaş sonraki açıklamalarında 'Geziyi' selamladıklarını, katılmayarak yanlış yaptıklarını söylediler. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?" İlginç jest ve mimikler yaparak "Ben bu haberleri atlamışım, görmedim, sizden duyuyorum" demesi beni değil ama sizi mutlaka şaşırtmıştır. Başka bir gazeteci ise kendini tutamayarak, "Hocam siz Kürt sorunu üzerine çalışıyorsunuz, her yerde bu sorunun nasıl çözüleceğini tartışıyorsunuz, bu haberi nasıl atlarsınız" diyerek şaşkınlığını dile getirdi. Evet mecliste milletvekillerine Kürt sorunu hakkında brifing veren, bu konuda doktora yapan, örgütü, Öcalan'ı en iyi tanıyan Sayın Özcan, Bayık ve Demirtaş'ın demeçlerini gözden kaçırmış. Bilim insanı olmaya da bu yakışır. Bilime böyle hançer vurulur. Yine isminin Adnan Şahin olduğunu öğrendiğim genç bir arkadaş: "Kendisinin olayları çarpıttığını, bizzat görevli olarak buralarda konuşma yaptırıldığını, birilerinin askeri olarak emir aldığını" söyledi. Bu sorudan da canı sıkılan Sayın Özcan'ı moderatör kurtararak çay molasında tartışmalarını salık verdi. Menteşe soy isimli aklıselim bir hocanın eleştirisi daha ağır ve haklı idi. Sayın Menteşe "Tüm konuşmalarını dinlediğini, alt alta, yan yana koyduğunu ve hemen tamamında çözüme yönelik somut hiçbir şey olmadığını, bilimsel kaygıdan uzak gelişi güzel konuştuğunu" vurguladı. Özcan'ın buna cevabı ise: "Kaç aydır kan dökülmemesi somut bir adım değil de nedir?" sorusu oldu. Bu cevaptan anlaşılan barışın mimarı Sayın Ali Kemal Özcan'dır. Bilim, bilim adamı olduğunu anlatan bu kişinin elinde ise, tüm bilim insanları işlerini bıraksınlar ve ondan ders alsınlar.

Naçizane benim Ali Kemal Özcan'dan aldığım dersler üç gün boyunca beynime işledi. Kendimi tutamadım ve bu yazıyı yazmadan rahat edemedim. Maddeler halinde sıralarsak:

-200 kelime üzerinde araştırma yapmış. Bu araştırmayı Bingöl Zaza sempozyumuna sunmuş. Oradakiler onu anlamamış ve eleştirmiş. Fakat o, bu çalışma ile Zazaca'nın Kürtçeden tamamen ayrı bir dil olduğunu dilbilimci olmamasına rağmen ortaya çıkarmış. Bu konuyu çalışan dilbilimcileri baksınlar da örnek alsınlar ondan. Kaç yıldır tartışıyorlar bir sonuca varamıyorlar. Bir makale ile işlem tamam.

-  I. Dersim Sempozyumuna bildiri sunmuş. Tunceli'de insanların partilere oy verme eğilimlerini onları şaşırtarak cevaplamalarını istemiş. Doğru söylemediklerini düşünmüş ve başka bir konuda konuşurken soruyu yapıştırmış ve doğru cevabı onlardan almış. Bundan sonrasını salondaki gülüşme ve konuşmalardan tam anlamadım. Fakat I. Sempozyum kitabına bakılırsa okuyucular daha iyi anlayacaktır.

- Kürt Sorunu konusunda ise: "bu meselenin tamamen halledildiğini, artık küçük ayrıntılar üzerinde çalışıldığını ifade etti. Kürtçe atasözü ile meseleyi de özetleyiverdi: "Ayı karşıda gözüküyorken izini tartışmak anlamsızdır."

Benim anlamaya çalıştıklarım ve konuştuklarından yaptığım çıkarımlar bunlar. Hoca çok dağınık konuşuyor. Bir önceki söylediği bir sonraki söylediğini tutmuyor. Soruların gelişine göre cevap vererek anı kurtarmaya çalışıyor. Bu adam eğer bilim adamı ise diğerleri ne diye düşünmeden edemiyorum. Bu kişinin İnsani ve Sosyal Sorunları Araştırma Merkezi müdürü olduğunu duyduğumda ise saçlarımı yoluyorum. Tunceli Üniversitesi vitrinindeki kişi bu olmamalı kanımca. Özenle seçilmiş bir kimse olarak, kafaları bulandırmak, kavgaları körüklemek, bilgi kirliliği yaparak insanları etkilemeye çalışmak gibi bir misyon üstlenen Sayın Özcan açıkçası görevinizi layığı ile yapıyorsunuz. Sizi tebrik ederim. Vazifeniz ve gösterdiğiniz üstün başarı ile ne kadar övünseniz azdır. Tunceli Üniversitesi'ne sizler yakışıyorsunuz ama bilime değil. Çünkü bilim itaat etmeyenlere ihtiyaç duyar size değil.

"Dersim-Alevilik İlişkisi" adlı oturuma ise Rektör ile Yalçın Çakmak'ın tartışması damga vurdu. Bilim adına yapılan oturumlarda bu denli tartışmalar sadece ilginç idi. Çakmak'ın moderatörü düzgün yönetmesi hususunda eleştirmesi, onun da: "terbiyesizlik yapma" çıkışı salonu karıştırmaya yetti. Hacettepe Üniversitesi'nde araştırma görevlisi, Taraf Gazetesi'nde yazarlık yaptığını başka bir oturumda öğrendiğim Yalçın Çakmak, sinirlerine hakim olamayarak ses perdesini de aşarak doğrudan Rektöre saldırdı. Karşılıklı konuşma ve bağrışmalardan sonra birbirlerinin sırlarını deşifre etme korkusundan olacak, iki taraf da çareyi susmakta buldu. Şöyle ki Moderatör Rektör Boztuğ "Sen değil miydin  gelip kadro isteyen, ben seni işe aldım", Çakmak ise "Siz değil misiniz Alevilik Merkezi'ne Marksist kişileri atadım diyerek beni vitrine koyan" sözlerinden sonra ortam yatıştı. Yalçın Çakmak doktorası bitip Tunceli Üniversitesi'ne döndüğünde Rektör olmayacağı için rahat rahat meramını anlattı. Fakat bilim tekrar ayaklar altına alındı.

Besim Can Zırh'ın, Hüseyin Aygün ile ilgili çalışması dikkate değerdi. AKP'nin ana akım medya aracılığı ile Tunceli ve CHP politikası oldukça gerçekçi bir şekilde ortaya konuldu. Ufacık bir sözün etkisinin ne kadar etkili olduğunu bu sunumla tekrar gördüm. Ercan Geçgin bir önceki oturuma (Rektör-Çakmak tartışması) atıfta bulunarak bilimi düştüğü yerden kaldırmaya gayret gösterdi. Hazırladığı bildiri oldukça iyi idi. Tunceli kimliği üzerine yorumları, düşünce tarzları, algıları, siyasi eğilimlerini içeriden bakarak nesnel bir şekilde ortaya koydu.

"Dil-Alfabe Çalışmaları" isimli oturum da bolca tartışmaya sahne oldu. Vate grubundan Espar ve Tayfun ilgi çekici birer bildiri hazırlayıp sundular. Soru-cevap kısmında ise tartışmayı rektör başlattı. "Bizim Zaza dilinden neden kimse yok" sorusuna M. Tayfun: "buna sizin cevap vermeniz gerekir" şeklinde ironik bir cevap verdi. Bilimin kurşunlara geldiği anlardan biri de bu idi. Konuyu biraz bağlamından koparmadan açarsak; AKP = Devlet, Tunceli Üniversitesi'nde batı dillerine bağlı olarak Zaza Dili Edebiyatı Bölümü açtı. Bir tanesi Yrd. Doç. Dr. Zülfi Selcan, iki tanesi Öğr. Görevlisi (doktorasız) olmak üzere üç kişi ile bölüm öğrenci aldı. Akademiden biraz anlayanlar bu kadro ile öğrenci alınmayacağını en az doktoralı üç yrd.doç.dr. ile öğrenci alınabileceğini pek ala bilirler. Bunların hepsi normal diyelim. Anormallik bunların tamamen siyasi olması. Bölüme sadece Zülfi Selcan gibi düşünenlerin alınması. Bu konuda çalışma yapan akademisyenler görmezden gelinmesi ya da yok sayılıyor olması. Sempozyumda  bu durum patlak verdi. Takke düştü kel göründü. Şöyle ki gerek Espar gerekse M. Tayfun, Zazaca'nın Kürtçenin lehçesi olduğunu iddia ettiler. Solandaki provakatörlerden başka kimse bu konuya eleştiri getiremedi. Zazaca'nın ayrı bir dil olduğunu savunun Selcan ne buraya bildiri yazmış ne de zahmet edip konuşmaları dinlemiş olduğu için Rektör de sinirlenerek gerçek niyetlerini açığa çıkardı. Siz düşünün üniversitede bir kürsü açılsın ki sadece bir görüşe yer vererek kapılarını diğerlerine kapasın. Bilim böyle mi oluyor acaba yoksa bir şeylerin temeli mi atılıyor. Son yıllarda dil mi lehçe mi tartışması ayyuka çıktığı aşikârdır. Bu tartışmayı yapanlar bilimsel kaygı ile olaya yaklaşmazsa sonuç yıkım olur ve böl parçala yönet zihniyetine kendi ellerinizle kendinizi teslim edersiniz sayın dil bilimciler. Kazanan tabi ki masa olur. Evet Zazaca inşâ aşamasında. Adınız altın harflerle litaratüre geçsin istiyorsunuz. Hırçınlığınızın hepsi bundan fakat biraz bilime saygı biraz nesnellik olsa fena mı olur.

Kapanış oturumu ise tam bir trajedi olarak hafızama kazındı. Ses düzeni ve çevirmen eksikliği nedeniyle Ferdinand Hennerbıchler sunumunu tam anlamı ile bize aktaramadı. Modaratör Rektör Boztuğ ise ona sözü ve süreyi uzattığı için ambargo koydu. Birkaç sorudan sonra katılımcılara: "Hennerbıchler'e sormayın" diyerek oturumun ne kadar bilimsel olduğunu gösterdi. Adamcağız sorulardan, konuşmalardan bihaber oturdu yerinde. Serhat Kaya adlı bir araştırmacı bunu eleştirse de kimse üstüne almadı. Kamer Genç'in katkıları da son oturumu renklendirdi. Rektörün beş Alevi Tuncelili akademisyeni bu sempozyum için görevlendirmesi ve defaatle bunu dile getirmesi dikkatlerden kaçmadı. Birçok soru da kafamda cevapsız kaldı. Acaba sadece Aleviler mi sempozyum yapabilir. Sünniler yapamaz mı? Ya da bunlar Alevi diye teşhir edip Alevilik alçaltılıyor mu veyahut yüceltiliyor mu? Bilim bu mu?

2.Dersim Sempozyumunun ardından aklımda kalanlar bunlar. Unutmadan şunu da ilave etmek isterim. Gerek Sayın Oral Çalışlar'ın, gerek Sayın Rektör Durmuş Boztuğ'un gerekse Sayın Ali Kemal Özcan'ın ifade ettikleri eski ama popüler söylem sık sık yinelendi. "Ben-Biz kimsenin inancına, kendisini nasıl tarif ettiğine karışmıyoruz. Kişi nasıl yaşamak isterse öyle yaşasın. Nasıl ibadet etmek isterse öyle ibadet etsin. Kimse kimseye karışmasın" sözlerinden sıkıldık. Emir aldıkları yerler de tam bunu söylüyorlar fakat tam aksini uyguluyorlar.  Bu ufak bir ayrıntı sempozyumdan. Ayrıca sempozyum boyunca hizmet eden güler yüzlü personele; ev sahipliği yapan Mühendislik Fakültesi ve dekanı, hepsi alevi olan! yürütme kuruluna kendi adıma teşekkür ediyorum. Fakat 1. Sempozyumu düzenleyen Şükrü Aslan'ın çok gerisinde olduğunu da belirtmeden geçemiyorum. Bu vesile ile bizleri misafirperverlikleri ile Dersim'de ağırlayan ve emeği geçenlere de teşekkür ediyorum.

_____________

Kaynak: http://blog.radikal.com.tr/Sayfa/2tunceli-dersim-sempozyumu-bilimin-olumu-34501

Na xebere 1816 rey wanîyaya
ŞÎROVEYÎ
Feodalizm
Aver Erzingan
DERSİMDE FEODALİZM HER YERDE FEODALİZM

1."Rektörün beş Alevi Tuncelili akademisyeni bu sempozyum için görevlendirmesi ve defaatle bunu dile getirmesi dikkatlerden kaçmadı. Birçok soru da kafamda cevapsız kaldı. Acaba sadece Aleviler mi sempozyum yapabilir. Sünniler yapamaz mı? Ya da bunlar Alevi diye teşhir edip Alevilik alçaltılıyor mu veyahut yüceltiliyor mu? Bilim bu mu?" Bu satırlarda yapılan eleştiride bu defaatle de dile getirildiği belirtilen durumun ,yanlışta ısrarın önemli bir örneğini sunmaktadır.Sonuçta böyle bir durum diğer yerlerde de farklı şekillerde benzer hastalıklara yol açar.Bu her yerdeki Zazaca konuşanların tek bir üsty apıda ortak hareket etme ve Zazaca lehçesinin geleceğini inşa etme çabalarını da baltalar.Böyle kritik bir dönemde Zazacanın bilimsel inşası yerine ALEVİCİLİK,ŞAFİİCİLİK,HANEFİCİLİK,DERSİMCİLİK,PİRANCILIK biçimindeki düşünceleri öne çıkarmak yıkımı hızlandırmaktır.Zazacanın geleceği bu tarz ayrımcılıkla kurtulmaz.Bunda ısrar edenler feodal bölünmeyi hızlandırırken asimilasyona sonuna kadar kapıları açar.Zazaca konuşan halkın böyle bir isteği yokken Zazaca konuşan aydınlar böyle bir girdaba kendileri sürükleniyorsa bunu sorgulamalılalar.

Zazaca inşâ aşamasında adları altın harflerle litaratüre geçsin isteyenler önce bilimi rehber almalılar bilimsel eleştirilerini de bilim ahlakıyla uyumlu bir şekilde dile getirmeliler.

2.Çeşitli Dersim sitelerinde bu düşüncelerin benzerleri bir de "Türk Sol" geleneğinin temsilcileri tarafından da Dersim halkına gelişi güzel sunulmaktadır.Niyetler pozitif olabilir belki ama ortaya çıkan sonuçlar hiç de öğle değil.Özdemir İnce’nin ana düşüncelerini “Devlet, bölgeyi, bölge insanını feodal sömürünün baskısından kurtarmaya çalışıyormuş;Ayrıca devlet, bölgeyi kalkındırmaya, geliştirmeye çalışıyormuş;Yine devlet, bölgeye medeniyet götürmeye çalışıyormuş.” Şeklinde özetleyen Gün Zileli bu temelde yaptığı eleştirisinde haklılık zemininde durmaktayken yine de Dersimlinin bilincini yanlışa sürüklüyecek klasik “Kemalist sol” mantığını da kodlamaktan geri durmamış.
Yazısının devamında Bölge insanını feodal sömürüden kurtarma, tam bir yalandır, çünkü Türkiye’de hiçbir zaman feodal sömürü olmadı; Osmanlı devrinden beri olan, merkezi devletin haraç sistemiydi demiş. Elbette feodal sömürüden kurtarma bir yalandı.Bu mesele hegemonya alanında nufusun yarısını oluşturan bir halkı tasfiye etme operasyonuydu.Nihai Turancılığa varmak için yol temizleme operasyon uzun erimli stratejik ilk adımlarıydı.Bunu herkes bilir.Ama buradan Dersimde,Zazalar arasında ve tüm Kürtler arasında feodalizm olmadığı yanlışı yönelmek bir hatadır.Ayrıca “Bu bölgenin hakim düzeni yüzyıllarca komünaldi ve seyitler ya da raybarlar da bu komünal toplulukların yerel liderleri konumundaydı” şeklinde bir düşünce ile Dersimin hem kendi içinde hemde çevresinden ayrık zeminde bulunmasını sağlayan geleneksel kurumlaşma içinde olmadığı anlamı çıkmaz.Bu Dersimin diğer Zazalarla ayrık durmasını sağlayan bir feodal biçimdir aynı zamanda.Aynı durum diğer Zaza Kürtleri içinde geçerli.Onlarda da feodalizm kendisini geleneksel kurumlaşma biçimleri ile ortaya koymaktadır.Bu durum tüm Zazaca konuşan kitle arasında yabancılaşmanın zemini olmaktadır.Bugün Zaza Kürtleri arasında feodalizm kendisini aşağıdaki linkte verilen resimdeki bölünmüşlükle de yansıtmakta.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Zaza_DialectsMap-5.gif

Ne Dersimliler ne Zazalar ne de tüm Kürtler kendi gerçeğini süslü sözcüklerle manüple olmak gibi bir lükse sahip değildir.
Yine ayrıca “Bu iddianın biraz olsun inandırıcı olması için, “genç” cumhuriyetin, feodalizme çok daha fazla benzeyen Güneydoğu’da feodalizmi kaldırmaya girişmesi gerekirdi. Tam tersine, Güneydoğu’da kısa dönemli bir feodal canlanma “genç” cumhuriyetle ve onun sayesinde gerçekleşmiştir”diye makalenin devamında belirtilmiş.Bu da doğru değil.
Kürt feodalizmi yüzyıllardır vardı ve onun kaldırılması da ancak Kürt uluslaşmasıyla mümkündür.Eğer bu olmazsa bu feodal süreç kapitalist ilişkilerle iç içe geçip gerici temelde daha da sürecektir.Ayrıca Kemalist cumhuriyet onu daha ilk inşa döneminde tasfiye de edmezdi.Bu işine gelmezdi.Çünkü Kürt burjuvazisi ve Kürt aydını daha erken dönemde daha sistematik hale geleceği zemin ortaya çıkardı.Bu da Kemalist kadrolaşmayla paralel Kürt ulusal kadrolaşmasının eş zamanlı olarak ortaya çıkması demekti.Yani bu anlamda Kürt ulusalcılığı ile daha erken bir dönemde karşı karşıya kalıp hazırlıksız yakalanmak demekti bu durum.O yüzden Kemalizm feodalizmi tasfiye etmek bir yana ömrünü onu koruyarak uzatır.

Makale linki
http://dersimnews.com/manset/ozdemir-inceden-tarihi-dersim-yalanlari.html


zazakent.blogspot.com'a da eklenecektir :)
15 Oktobre 2013 Sêşeme 17:36
KIRMANCİYE Mİ?
Şewder Raynas
İnternette dolaşırken Dersimnews sitesinde "Dersim Kırmanciye Olacak mı?" başlığı ile yayınlanan bir makaleye rastladım.Makalenin çizgisini son satırları yansıtmakta.

"Dersimlilerin kendi ana dillerinde Kırmanz, Kızılbaş demektir. Kırmancziye ise Kızılbaş Dersimlilerin ülkesi manasındadır. Bugünkü Tunceli(Dersim) ilinin tamamı, Erzincan ve Sivas illerinin bir kısmı ile Hınıs-Varto-Kiğı-Kelkit gibi bölgeleri içine alan bir sınıra sahiptir Kırmancziye."

Kaynak ;
(http://dersimnews.com/manset/dersim-kirmanciye-olacak-mi.html )

İşte tamda buna benzer görüşlerin yine aynı şekilde "Dersim sempozyumu"nda da çeşitli kesimlerce dile getirildiği anlaşılmaktadır.

Buradan çıkan sonuca göre Zazaca konuşan kitle arasına yerleşen bu tür fikirler özelde Zazaca ve Dersim yada diğer bölgelerin mezhepsel temelde ayrık durması ve dar bölgeci yapısını korumaya hizmet etmektedir.Kırmanciye'yi inanç bağlamında sahiplenip inşa eğilimi güdenler özelde mezhep bağlamındaki eğilimleri ile dil temelinde gerçekleşek olan tüm Zazaların ortaklaşma çizgisini parçalayarak aslında Kürt karşıtlığının yanında bir de dil ve kültür bağlamında anti-Zazacılık da yapmaktadırlar

İnanç özgürlüğü başka şey bir bölgenin dinsel özgürlük adı altında ayrıştırılıp ve hatta bu temelde inşa eğilimi güdülmesi başka bir şeydir.

inanç özgürlüğü dili referans alarak kurumlaşan modern ulus anlayışının laik/seküler temeller de tek tek bireylere tanıdığı özgürlüktür.Ancak bu temelde savunulmalıdır.

Din temelini referans alarak inşa anlayışı uluslaşma sürecine hala tam olarak girememiş yada tamamlayamamış toplumlarda yol açacağı sonuçlar herkesçe bilinmekte. Yani bu durum geleneksel parçaları olduğu gibi korumak ve yine aynı şekilde de dilin bu parçalar üzerindeki parçalanmış halini korumak sonucuna yol açmakta.

Kırmanciye'cilik adı altında Zazalar ve Zazaki'nin parçalı ve dar bölgeci yapısında ısrar eden özelde ANTİ-ZAZACILIK genelde ANTİ-KÜRTÇÜLÜK gerçekte bilinç bunalımıdır.Herkes uyanık olmalı...


xxxxxxxxxxx


Ek olarak şunu da belirtmek gerekir ki "Dersim Kırmanciye Olacak mı?" adlı makalede belirtilen Kırmanciye coğrafyası sadece Zaza alevileri içine alan coğrafyayı esas almıştır.Bu anlamda da Kurmanç alevileri dışlayan bir sonuç ortaya çıkmaktadır.Hal böyle olunca Kırmanciye olarak tanımlanan coğrafyanın içindeki Kurmanç alevilerin konumu da belirsizleşir.Oysa Kırmanciyecilik hem Zaza hemde Kurmanç alevilerin yaşadığı coğrafyayı esas almıyor muydu?Ne oldu da böyle daraltma gereği duyuldu?Anlaşılan o ki Kurmanç alevilerden talep yok.Bir de eğer sadece Zaza aleviler dikkate alınıyorsa bu Alevi Zaza mikro milliyetçiliği demektir.O zaman da Sunni Zazalar dışlanma mağduru olur. Feodal bakış açıları hep böyle parçalaya parçalaya ilerlemeye çalışır.Sonucunda da kendisi de parçalanmaktan kurtulamaz.
08 Oktobre 2013 Sêşeme 17:43
rexne
heyf
Benim anlamadığım Bingöl Üniversitesi iki kez sempozyum yaptığında ne düşündükleri aşikar olan Tunceli Ünivesitesi akademisyenleri kendi şehirlerinde sempozyum tertip ettiklerinde sanki bilimsel bir ortam varmış gibi oraya gidip tebliğ sunan ve sözüm ona bu konuda katılımcıları aydınlatma gayesi güden safdil akademisyen ve araştımacılar ne demeli. Bingöl Üniversitesinin sempozyumuna katılmamaya ama buna rağmen Tunceli Üniversitesinin tiyatrosuna katılmayı haklı çıkaran gerekçeyi Zaza aydın ve düşünürler kamuoyu ile paylaşsalar memnun oluruz. Zazalık sığınak bir kimlik hüviyetine bürünmüş "Kürtlükten" rencide!? olanlar kendilerini yapay bir kimliğin çürük şemsiyesi altında gizlemeye çalışıyorlar. Onlara diyecek sözümüz Allah akıl fikir ihsan etsin. Ama safdil aydınlara da sitem edemeden duramadım ya neyse...
08 Oktobre 2013 Sêşeme 09:34