Bizimkilerin Ahmet Abisi

Bizimkilerin Ahmet Abisi
Roşan Lezgîn

Ahmet Telli, şiir kitapları yayınlanmış “sol” görüşlü Çankırılı bir Türk. Geçenlerde (20 Aralık 2018), Hacettepe Üniversitesi’nde “Cumhuriyet Döneminde Edebiyat” başlıklı bir konuşma yaparken, bir grup “sağ” görüşlü genç konuşmasını engellemek istemiş veya buna niyet etmiş. Fiili bir durum yok! Bir idarecinin uyarısı üzerine, Ahmet Telli, kesmiş konuşmasını.

Daha sonra, basına yaptığı açıklamada “Aralarından geçtim” diyor Ahmet Telli, “arkamdan slogan attılar” diye devam etmiş. Bu kadar. Ama bizim Türkçe yazan entelektüel Kürdlerimiz, “Ahmed abê”lerini Türklerden daha fazla okuduklarından, sevip saydıklarından, buna çok üzülmüşler. Çünkü hemen gündem oldu bizde.

Diyarbakır Belediyesi, 2000'li yıllardan bu yana düzenlediği Festivallere sık sık Ahmet Telli’yi davet ederdi, vip muamele, çok sıcak ilgi gösterirdi. En son 7 Nisan 2015 tarihinde Ahmet Telli’yi Diyarbakır’da gördüm. İlitişim Yayınları sahibi Tuğrul Paşaoğlu ve Cumhuriyet gazatesi avukatlarından Tora Pekin ile birlikte, karşılaştıkları ifade özgürlüğü üzerindeki baskıları, bundan kaynaklı deneyimlerini, mağduriyertlerini anlattılar bize.

Diyarbakır’da yaşayan birçok yazar, şair ve yayıncıyı dinleyici olarak davet etmişlerdi. Şahsen bu tür davetleri, konferans ve panelleri sevmem, ama nedense o gün ben de gittim. Aslında şunun için gitmiştim. Daha sonra İsmail Beşikçi Vakfı tarafından yayınlanan “Sorgu” kitabımın dosyasını yayın öncesi okuması için Kemal Varol hocaya vermiştim. Kemal hoca da, İletişim Yayınlarını tanıdığını, onların yayınlamasını istedi benden. Hatta böyle bir projelerinin olduğunu da söyledi. “Peki” dedim. Kemal hoca, dosyayı onlara göndermiş. Okuduktan sonra Kemal hocaya tam olarak şöyle bir cevap vermişler:

Kitap ilginç şüphesiz, ama yayın kurulunun genel eğilimi: ‘Bu kitabı ilgiyle alır okuruz ama yayımlamayı tercih etmeyiz’. Millliyetçi damarı fazla kalın geldi bize.

Mesajın orijinali bende duruyor. İşte, söyleşiden sonra, neyin kendilerine “kalın” geldiğini, “kimin nasıl milliyetçilik yaptığını” yüzyüze konuşmak için gitmiştim aslında.

O gün orada olan, Kürtçe yazan veya Türkçe yazan, arkadaşların adını tek tek sayabilirim. Ahmet Telli konuşmasında, şiirlerinden dolayı nasıl kovuşturmalara uğradığını anlattı bize. İşte, filanca şiirinde, şu ve şu sözcükler geçtiğinden dolayı emniyete çağrıldığını, “bu sözcüklerde şunu mu kastediyorsun?” diye sorgulandığını uzun uzun anlattı bize. Bundan dolayı ne kadar mağduriyetler yaşamış olduğunu da anlattı elbette. Emniyete çağrılmak, sorgulanmak mağduriyettir tabi...

Bizimkiler de “vaybe, neler neler çekmiş bizim Ahmed abê” diye, üzgün halde dinlediler onu. Soru ve değerlendirme bölümünde bu minval üzere duygularını ifade edenler de oldu bizimkilerden…

Konuşmak için ben de elimi kaldırdım. Ayağa kalktım. Bir anımı anlattım:

İstanbul’da, mühendis bir Kürt arkadaşım, Türklerin, Kürtlere yaşatılanlar konusunda yeterince bilgi sahibi olmadığını düşünmüş, fırsat buldukça Türk arkadaşlarına Kürtlere yapılanları anlatırmış. Yeni yeni samimi olmaya başladığı, kendisi gibi mühendis olan Türk bir arkadaşı ile bir gün kahve içerlerken karşılıklı sohbet ediyorlar. Bizim arkadaş, Kürtlerin varlığının, kimliğinin, kültürünün, dilinin, giyim kuşamlarının bile yasaklandığını, hor görüldüğünü, aşağılandığını, Kürt köylerinin, şehir ve kasabalarının yakılıp yıkıldığını, işkencelerin, öldürmelerin sürekli devam ettiğini anlatmış. Onu dinleyen Türk mühendis, bizim Kürd mühendise şöyle cevap vermiş: “Sadece siz çekmediniz abi ya, biz de buralarda çok çektik. Çocukken evimiz Bursa’daydı. İnanır mısın, o zamanlar Bursa’da doğru dürüst bir mağaza yoktu. İyi bir kıyafet almak için bayram öncesinde vapura biner ta İstanbul’a gelirdik. Yahudilerin, Rumların mağazalarından alışveriş yapardık. Paramız onlara giderdi. Üzme kendini abi ya, düzelecek, her şey düzelecek” demiş.

Ahmet Telli, Tuğrul Paşaoğlu ve Tora Pekin’e bakarak anlattım bunları. Bizim Diyarbakır’da yaşayan, Kürtçe yazan, Türkçe yazan arkadaşlar da dinliyordu, hepsi şu an hayattalar. Devam ettim: “Yahu” dedim, “bizim varlığımız, kimliğimiz, kültürmüz, dilimiz, konuşmamız, yaşam hakkımız; her şeyimizle yok ediliyoruz. Yüz yıldır bu böyle… Ama siz, kalkmış İstanbul’dan buraya gelmişsiniz, Diyarbakır’da, gözümüzün içine baka baka, işte filanca şiirimde şu kelime geçmiş de, sıkıyönetim beni çağırmış da, bu sözcükle paşayı mı kasttetin demiş de, böylece ne kadar mağdur edildiğini anlatıyorsun! Bize Cumhuriyet gazetesi üzerindeki baskıları anlatıyorsunuz. Bize anlatıyorsunuz bunları!...” dedim.

Şimdi ne diyeyim ben, ne yazayım?

İşte “asimile olduk” diyerek Kürtçeden kurtulmuş, rahatlamış olanlarımızda gündem elbette Ahmed abê olacak! Şiirlerinden dizeler eşliğinde “Ahmet Telli’ye yapılan linç girişimini kınıyorum!” diye haykıracaklar tabi.

Bu haber toplam 3261 defa okunmuştur
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum