zazaki.net
25 Teşrîne 2017 Şeme
Girdîya Karakteran : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
27 Sibate 2013 Çarşeme 11:11

"ZAZACA KİTAP ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME" YAPARKEN

Mehemed PÎRANIJ

Mutalip Kapar, Nurettin Kayğısız ve Fatih Çağlayan, “Zazaca Kitap Üzerine Bir Değerlendirme” başlıklı bir yazı yayımladılar. “Zazaca Kitap”tan kastedilen, Mardin Artuklu Üniversitesi Yaşayan Diller Enstitüsü hocalarının hazırladığı ve 2012’de yayımlanan “Kurdî-5 Zazakî” ders kitabıdır. Söz konusu kitap, beşinci sınıf öğrencileri için hazırlanmıştı.

Adı geçen kişiler, bu kitap için, “olumlu yanları yanında mühim hatalar barındırdığını da görmekteyiz” diyorlar ve ekliyorlar: “Bu makalede amacımız söz konusu kitapta yanlış olan noktalara değinmektir.”

Acaba adı geçen makalede “Dilbilimsel Hatalar” olduğu iddia edilen hususlar gerçekten hata mıdır? Aşağıda bunlar üzerinde duracağım. Konunun daha kolay anlaşılması için, hata olduğunu iddia ettikleri hususları numaralandırıp sırayla ele alacağım. Aşağıda, her rakamı izleyen italik paragraf, Mutalip Kapar, Nurettin Kayğısız ve Fatih Çağlayan’ın yazısından aktarılmıştır:

1)“Zazacada kullanılmayan ve aslı Kurmançça olan ve sadece Kurmançlar tarafından kullanılan birçok kelime kullanılmıştır. Örnek: baş – sıpas – to – şodirbaş- nan.”

Yani, bu yazıyı yazanlara göre, “baş, sipas, to, şodirbaş, nan” sözcükleri Kurmanccadır ve “sadece Kurmanclar tarafından” kullanılmaktadır. Gerçekte ise bu sözcükler ne kadar Kurmancca ise o kadar da Zazacadır. Örneğin “baş” sözcüğü, Farsça kökenli olup birçok bölgede Zazalar tarafından da kullanılmaktadır. İnanmayanlar Diyarbekir yöresinde (Gêl, Pîran vd.) yaşayan Zazalara sorabilirler. Elbette başka illerdeki Zazaların kullandığı sözcükler ne kadar Zazaca ise Diyarbekirli Zazaların kullandıkları da o kadar Zazacadır. Bazı Zazaca sözlüklerde de bu sözcüğe yer verilmiştir. Keza Ehmedê Xasî’nin Mewlidê Kirdî adlı eserinde, birçok yerde “baş” sözcüğünün geçtiğini biliyoruz: İşte iki örnek:

“Hezretî Siddîqî vato yew kelam

Baş bizanê, pê bigîrê xas û am”

“…Eyro paştey min bi xu efdeltir a

Masîwa ra, baş bizanê ey wera”

 

Birazcık Zazaca bilen herkes “nan” sözcüğünün Zazaca olduğunu, bunun bazı yörelerde “non”/“no” veya “nûn”/“nû” biçiminde kullanıldığını bilir. Nan sözcüğü ne kadar Kurmancca ise o kadar Zazacadır. İnanmayanlar Sêwregi, Gimgim, Çermûg, Gêl, Licê, Pasûr Zazalarına sorabilirler.

Azıcık Kurmancca bilen biri ise “şodirbaş” sözcüğünün Kurmancca olmadığını, Zazaca olduğunu bilir. İddia sahiplerinin bu yanlış tespitlerinden, onların Kurmancca bilmeden Kurmancca hakkında yargıda bulundukları sonucu çıkıyor. İddianın asılsız olduğunu netleştirmek için soruyorum: “Şodirbaş” diye bir sözcük Kurmanccada var mıdır? Varsa hangi bölgede kullanılmaktadır? Hiçbir bölgede. Çünkü Kurmanccada öyle bir sözcük yoktur. Oysa Zazacada var. Bu sözcük, “şodir” ve “baş” sözcüklerinden oluşan bileşik bir sözcüktür. “Baş” hakkında yukarıda bilgi verdim, “şodir” sözcüğü ise Gimgim yöresinde kullanılır, Dersim’deki versiyonu “sodir”dır. Her bilmediğimiz sözcüğe Kurmancca mı diyeceğiz?

“Sipas”a gelince, bu sözcük Kurmanclar ve Zazalar arasında, halk tarafından kullanılan bir sözcük değil. Farsça ve Pehlevicede de var olan bu sözcük, Kurmancca ve Zazacada son yıllarda, aydınlar tarafından ve yazı dilinde kullanılmaya başlandı. Bir sözcüğe Kurmanclar tarafından da kullanılıyor diye karşı çıkmak doğru değil. Zazacada binlerce Arapça, Türkçe, Ermenice, Fransızca, İngilizce sözcük kullanıldığını biliyoruz. Bu kitapta da birçok yabancı dilden sözcük var iken bunlardan hiç söz edilmeyip sadece Kurmancca olduğu varsayılan –ama bu yazıda gösterdiğim gibi Kurmancca olmayan- sözcükler üzerinde durulmasını nasıl yorumlamalı? Kaldı ki Zazaca ile Kurmanccanın binlerce sözcüğü zaten ortaktır.

Bu örneklerde görüldüğü gibi, sorun kitapta Zazaca olmayan sözcüklerin kullanılması değil, sorun iddia sahiplerinin Zazaca ve Kurmancca sözcükleri tanımadan yargıda bulunmalarıdır.

2)İkinci iddia: “Zazacadan bahsedilirken birçok yerde kırmancki diye geçmesi genel kullanıma aykırıdır. Zazaların bir kısmı kendini Kırmanc diye nitelemez; ama Zazaların ekserisi kendini Zaza olarak niteler.”

Burada tırnak içinde aktardığım cümlelerin hiçbiri doğru değil. Birincisi, Türkçede “Zaza” denilen topluluk kendi diliyle konuşurken kendisini “Zaza” olarak nitelemez. Halk, Dersim ve Erzincan yöresinde kendisine Kırmanc, Diyarbekir-Çewlîg arasındaki bölgede kendisine Kırd, Sêwregi-Çêrmûge yöresinde ise Dımıli der. Yaşlı kuşaklar bunun böyle olduğunu daha iyi bilirler. Örneğin “ilk yazılı Zazaca eser olarak bilinen Ahmedi Xasi’nin Mevlidi”nden söz ediyorsunuz. Xasî, mevlidine Mewlidê Zazaki demiyor. Şöyle diyor: Temam bi viraştişê Mewlidê Kirdî bi yardimê Xaliqî û feyz û bereketê peyxemberê ma (sellellahû 'eleyhî we 'ela alîhî we sellem)... Bu cümleler görmezlikten gelinebilir mi? Görmezden gelmek Xasî’ye saygısızlık olmaz mı? Gerçek şu ki, daha ziyade asimile olmuş kimseler kendisine Zaza der. Bir de Zaza/Zazaca sözcükleri daha çok Türkler tarafından kullanıldıkları için Türkçe konuşulurken bu sözcükler kullanılır. Son yıllarda bazı kişilerin kasıtlı olarak halkın kullandığı Kırmanc/Kırmancki ve Kırd/Kırdki sözcüklerini kullanmadığını, öcü görmüş gibi bu sözcüklerden kaçtığını, yine kasıtlı olarak Zaza/Zazaca sözcüklerini kullandıklarını biliyoruz. Doğru olan böyle yapmak değil, halkın kendisi için kullandığı Kırmanc/Kırmancki veya Kırd/Kırdki adlarından birini tercih etmektir. Söz konusu kitapta yapılan da budur.

3)Üçüncü iddia: “Yine Zazacanın Murat ağzının konuşulduğu bölgede mastar eki genel kullanımda “ış-iş”tır. Ancak ne hikmetse bir bölgede kullanılan “ene, dene” ekleri mastar yapımında kapsayıcı bir algıyla kullanılmıştır.

Örneğin sayfa 33-34'te "wendene,  qıseykerdene, naskerdene, çendine, pancine..." v.b kelimeler.”

Zazacada bazı yörelerde mastar eki “-iş/yîş”, bazı bölgelerde “-ene/yene”dir. Yazarken bunlardan birini seçmek zorunluluğu var. İşin hikmeti bundan ibarettir. Kitapta ikincisi seçilmiştir, bunda da tuhaf bir şey söz konusu değil. Eğer hikmet aranacaksa, “-iş/yîş” ekini seçme durumunda da bu aranabilir.

Verilen örneklerde elmayla armut karıştırılmış durumda. Çünkü “wendene,  qıseykerdene, naskerdene” ile “çendine, pancine” tamamen farklı şeylerdir. Son ikisinin mastarla bir ilgisi yok. Yani “-ne” ile biten her sözcük mastar değil!

4)Dördüncü iddia: “Özellikle bazı kelimelerin kısaltılması veya farklı formlara sokulması cümlenin anlamını tamamen değiştirmektedir. Örneğin sayfa 35'te “ına” kelimesi yerine “na” kullanılması çok vahim bir hataya neden olmuştur. Farklı üç dört bölgenin Zaza insanına bu cümleleri okutulduğunda aynı hakaret olgusunu tasdik etmişlerdir. (Bu cümle tarafımızdan farklı dört ayrı bölgenin insanına okutturulmuştur.) merkez Zazacasını konuşan Zazalara bu durum nasıl izah edilecektir?”

İzah etmeye çalışayım: “Bu” anlamında Zazacada kullanılan sözcüğün yörelere göre farklı formları var. “Na, ina, ena, hena” gibi. Bunlardan “na” formu, Dêrsim, Erzingan, Gimgim, Sêwregi, Çêrmûg, Şankuş, Aldûş, Sariz gibi geniş bir alanda kullanılmaktadır. Yani, kitabı yazanlar tarafından bu sözcüğün farklı formlara sokulması ya da kısaltılması söz konusu değil, söz konusu olan iddia sahiplerinin diğer bölgelerin Zazacalarını bilmemeleridir.

Halk içinde bu formların hepsi kullanılmaktadır. Bu formların hepsinde ortak olduğu ve yukarıda belirttiğim geniş alanda kullanıldığı için “na” formu tercih edilmiştir. Oysa ki “ina” formunu “ena”ya, ya da “hena”ya tercih etmek için bir neden yoktur. “Na” sözcüğünün başka bağlamda başka anlama geldiği doğrudur. Ancak her dilde bu tür eşsesli sözcükler vardır. Cümledeki bağlamdan sözcüğün hangi anlama geldiği anlaşılır. Zazaca bilen biri, söyleyişteki vurgudan bunu anlar. Yazılı dilde ise dilbilgisi kuralları geçerlidir.

Zazacayı bilen biri, “Na pîrika min a” cümlesini küfür biçiminde anlamaz. Çünkü cümlenin sonundaki “a” kopuladır ve Türkçedeki “-dır” anlamını verir. Küfür cümlesi olsaydı sonundaki “a”ya gerek kalmazdı. Cümlenin “a”sını yok saymak için ise bir neden yok. Aksi taktirde bu mantıkla, yani cümlenin son sözcüğü okunmadan, ilk birkaç sözcüğüyle karar verilirse, küfürlü, günah ya da suç sayılabilecek binlerce örnek verebiliriz. Örneğin her Müslüman kişi, sık sık “La ilahe illallah” der. Cümlenin “La ilahe” kısmı “İlah yoktur” anlamına, “illallah” kısmı ise “Allah’tan başka” anlamına gelir. Dolayısıyla bu cümle, “Allahtan başka ilah yoktur” anlamındadır. Peki, biri kalkar da “La ilahe illallah” cümlesinin sonundaki “illallah”ı hesaba katmadan bu cümleyi söyleyeni ya da yazanı “İlah yoktur” demekle yani “küfr” ile suçlarsa haklı sayılır mı? Hayır. Çünkü cümlenin tamamında kastedilen bu değildir.

Kitapta kullanılan söz konusu cümlelerdeki “a”ların kopula oldukları apaçıktır. Adı geçen bölgelerde bu kopula herkes tarafından her zaman kullanıldığı halde küfür olarak anlaşılmaz. Elbette kasıtlı olarak bu sözcüğü başka anlamda kullanmak ve algılamak mümkün. Ama bu anlayışla hareket edilirse, benzer birçok örnek verilebilir. O taktirde, örneğin “ekmek” anlamına gelen “nan”/“non”/“nûn” sözcüğünü de kullanmamak gerekir. Yani kimse “annenizin ekmeği” bile diyemeyecek. Zazaca sözlüğü açıp “na-“ ile ya da “no-“/“nû-“ ile başlayan sözcüklere bakarsanız bu tür birçok sözcüğe rastlarsınız.

Mela Ehmedê Xasî, Mewlidê Kirdî’de şöyle yazar:

“Çunkî şew bî ame şahê enbîyan

Na dunya hem Mekke de ey aşiqan.

“… Weqto ame na dunya tavil hema

Secde berd qey xaliqê erş û sema.”

 

Mutalip Kapar, Nurettin Kayğısız ve Fatih Çağlayan’ın mantığıyla hareket ederek burada “ına kelimesi yerine ‘na’ kullanılması çok vahim bir hataya neden olmuştur” diyebilir miyiz? Xasî burada küfür mü ediyor? Elbette ki hayır.

5)“Bir dilde olmayan bir nesnenin veya eylemin karşılığı yoksa komşu veya kardeş dillerden alınır yoksa türetilir. Oysa bu kitapta Zazacada var olduğu halde kullanılmayıp ya türetilmiş ya da Kurmanciden alınmıştır. Örneğin sayfa 97'de "Sere şiti/to" Zazacada “helim” dir. Yine okuma parçalarında Zazacada var olan kelimeler yerine Kurmanci kelimeler kullanılmıştır. Sayfa 111'de "Şiwan-şonı Pesê-Dewar" metnin de olduğu gibi.”

Burada söylenenler de tamamen yanlıştır. Zazaca olduğu söylenen “helîm”, Arapça “helîb” (süt) sözcüğünden muharreftir. Zazacada kullanılmadığı ya da türetildiği iddia edilen "sere şiti" ise tam tersine hem halk tarafından çok kullanılmaktadır hem de türetme değildir. İsteyenler değişik bölgelerin Zazalarından sorabilirler. “Serê şitî” Kurmanccada yok, sadece Zazacada var. İsteyen Arapça kökenli “helîm”i de kullanabilir ama bu kitapta Zazaca olanı tercih edilmiştir. “To” ve “tole” sözcükleri Zazaca sözlüklerde şöyle açıklanmıştır:

to: 1)sen, seni, sana 2)yoğurt vb şeylerin kaymağı 3)karıştırma (K. Berz)

tole: kaymak. Tole nonê xo sera di. (Kaymağı ekmeğine sür.) (T. Erdem)

 

İddia sahiplerinin “çoban” anlamında yazdığı “şonı” sözcüğünün şu varyantlarını Zazacada tespit edebildim: “Şiwane, şiwone, şiwûne, şuwane, şuyane, şuane, şane, şone, şoni, şûne, şûni.”

Bunlar, sadece erkek çoban için kullanılanlardır. Ayrıca dişil formlar var. “Şiwane” formu, sözcüğün etimolojik yapısı vb. göz önünde bulundurularak tercih edilmiştir? İddia sahiplerinin “şonı”yı neden tercih ettikleri ise meçhul. Yazdıklarından, bu sözcüğün diğer formlarından, örneğin “şiwane” formundan bihaber oldukları anlaşılıyor. “Şiwane” formu, iddia ettiklerinin aksine, Kurmancca değil. İnanmayanlar Sêwregi ve Çêrmûge Zazalarına sorabilirler.

“Pes” sözcüğü de Zazacadır. Kurmanccası “pez”/”paz”dır. Pîran, Çêrmûge gibi yörelerin Zazacasında “pes” kullanılır. Birçok Zazaca sözlükte bu sözcüğe yer verilmiştir.

Yukarıda da yazdığım gibi, her bilmediğimiz sözcüğe Kurmancca mı diyeceğiz, yoksa bilmediğimiz sözcükleri başkasına öğretmeye kalkmadan önce kendimiz öğrenip sonra mı haklarında yargıda bulunacağız?

İddia sahipleri, “Bu eleştirilerin dikkate alınmasının kanaatimizce yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan Zazacanın yaşatılması çabalarında can suyu işlevi göreceğine inanmaktayız”, diyorlar. Eleştirilerinden başkalarının yararlanabilmesi için, bizzat kendilerinin, yazmadan önce araştırıp öğrenerek yanlış şeyler yazmamaları ve her bilmedikleri Zazaca sözcüğü Kurmancca diyerek dışlamamaları gerekir. Bir de şunu unutmamak gerekir: Zazaca sadece köyünüzde ve ilinizde ya da benim köyümde ve ilimde konuşulan Zazaca değildir! Başkalarına yardımcı olmak istiyorsak bunu unutmamalıyız.

6)“Okuma parçalarındaki yüklemler Zazacanın genel kullanımına uygun değildir.”

Bu eleştiri açık ve somut olmadığı, herhangi bir örnek verilmediği için “can suyu” işlevi görmüyor. Genel kullanımdan kasıt nedir? Kim bu genel kullanımı tespit etti? Okuma parçalarında kaç yüklem var? Hangisi uymuyor? Hiç uyan yok mu?

Bir de, yukarıda aktardığım gibi, “çendine, pancine” (kaçıncı, beşinci) sözcüklerine “mastar” diyenlerin yüklemden ne anladıklarını kestirmek okuyucu için kolay değil.

7)“Arapçadan sonra en net bir şekilde Zazacada eril ve dişil fiiller kullanılmaktadır.Bu netlik ne Kürtçede ne de Farsçada vardır. Ancak kitapta bu ayrım yapılmamış ve eriller de birçok yerde dişil fiiller gibi kullanılmıştır. Örnek: sayfa 30'da “Azad tı şina koti?” burada şina kelimesi kesinlikle dişiller için kullanılmaktadır. Doğrusu "Azad tu şini koti/ ça?" olmalıydı.”

Bu paragrafta belirtildiği gibi, “şina” yerine “şinî” yazılması gerekirdi. Zazaca konuşulan bazı bölgelerde fiilin şimdiki zamanının ikinci tekil şahsında eril dişil ayırımı var, bazı bölgelerde ise bu ayırım kalkmıştır. Bence de bu tür fiil çekimlerini, ayırımın olduğu bölgelerdeki gibi yazmak daha doğrudur. Bu örnekle ilgili düzeltme yerinde olmakla birlikte, “kitapta bu ayrım yapılmamış ve eriller de birçok yerde dişil fiiller gibi kullanılmıştır” demek için “birçok” örnek göstermek gerekirdi. Ben, kitabı incelediğim halde “birçok” örneğe rastlamadım. Bu hata, kitap yayımlanmadan önce gözden kaçmış. Elbette kitaptan bu tür “birçok” örnek verilebilirse, “gözden kaçma” olarak izah edilemez. Bu tür sehven yapılan hatalar hemen hemen her yayında olabiliyor. Zazaca kitapta da var. Yukarıda belirtilen iddialarda bulunan Mutalip Kapar, Nurettin Kayğısız ve Fatih Çağlayan’ın bu Türkçe yazılarından da örnekler verilebilir. İşte birkaçı:

“Bizde eskiden beri biline gelen…” (doğrusu: Bizde eskiden beri bilinegelen…)

metnin de olduğu gibi” (Doğrusu: metninde olduğu gibi)

“Oysa çeviri de ana hedef ilk yazıldığı dilden çeviri olmasıdır.” (Doğrusu: Oysa çeviride ana hedef ilk yazıldığı dilden çeviri olmasıdır.)

Burada konumuzun Türkçedeki dil hataları olmadığının farkındayım. Bu hataları ilkokul öğrencileri bile yapsa öğretmenlerinin hoş karşılamayacağını da bilirim. Bu örneklerle, sadece bazı hataların gözden kaçabileceğini hatırlatmak istedim. Hem de üç yüksek lisans öğrencisinin gözünden ve de kısa bir metin içinde.

Mutalip Kapar, Nurettin Kayğısız ve Fatih Çağlayan, büyük bir iddia ile bu eleştirilerinin “Zazacanın yaşatılması çabalarında can suyu işlevi göreceğine inanmaktayız” diyorlarsa da ben yazıda böyle bir işlev görmedim, yararlanamadım. Çünkü Zazaca konusunda yazmaya başlayan birçok kişi gibi Zazacayı kendi yörelerinin Zazacasından ibaret sanıyorlar ve bilmedikleri birçok Zazaca sözcüğe “Kurmanccadır” diyerek kesip atıyorlar. Yukarıda bunu somut örneklerle göstermeye çalıştım. Verdikleri örneklerin hemen hemen hiçbir tanesinde doğruyu tutturamayanlara inanmam için bir neden yok.

Başka bilgi hataları da var ama bu yazıda onlar üzerinde durmuyorum. Örneğin “Ahmed-i Xani'nin mevlidi”nden bahsediyorlar oysa Ehmedê Xanî’nin mevlidi yoktur. Yani mevlid yazmamıştır.

Sonuç olarak diyeceğim şu: Öğrenmeden öğretmeye kalkışmak doğru bir yöntem değil.

 

Na xebere 4007 rey wanîyaya
ŞÎROVEYÎ
kirmancê dêrsimî
kirmancê dêrsimî
Ez pê nuşteyê nuştoxî qayîl nêbîya, çike merdim ke nê waneno vano : kirmanckî(şo-bê) û kirdasî (here-were) di ziwanê ciya yê! Labelê wina nîyê, di lehçeyê yew ziwanî yê!
Hama yewna baş bîyo,her çîyê ke nasnêkerdê kerdê kurmancî...
02 Adare 2013 Şeme 12:09
Kirdaşîk zone mao
Murşî Şano
Nu çi fobîyo ma kidaşî ra terseme. Mordemke kirmancîyena xo ra terseno u kirmanc nîyo. Ju mîsal simare vace dewa ma de vane here(Eşek tirkî)), dewa bînra vane ''kere'' Ma xo ra vame Kırmanc u zone xo ra vame Kırmancık. Nı ka vînîte ma ra vane sima Zazaye? Ama galike ma xo ra çira vate Kırmanc?
02 Adare 2013 Şeme 01:07
Selam
Ahmet Serlayî rê
Şima het wina (ina) vanî. Temam.
La cayanê bînan de senê vanî?
Înan ra zî biperse, dima qerarê xo bide. Dêrsimijan, sêwregijan, gimgimijan, gêlijan, çêrmugijan ra zî biperse. Ê (yi) zey şima nêvanî. Ê zî kird î. Gelo ma kirdkîya înan defter ra sîl bikî? No heq kamî dayo ma?
28 Sibate 2013 Panşeme 16:42