zazaki.net
23 Tebaxe 2017 Çarşeme
Girdîya Karakteran : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
31 Temmuze 2013 Çarşeme 08:55

Türkçe, Sevgi ve Hoşgörü Dilidir!

Roşan Lezgîn

Aşağıda okuyacağınız yazıyı bundan tam beş yıl iki ay önce yazmışım. Sanırım, o aralar bayağı eskimiş olan bilgisayarım çökmüştü ama yine de bir kısım yazılarımı bir CD’ye yüklemeyi başarmıştım. Dün tesadüfen beş yıl öncesine ait CD’deki belgelere göz atarken, bu kısa yazı da gözüme ilişti. Bir yerde yayınladığımı hatırlamıyorum. Daha doğrusu yazının başlığı bile olmadığından, büyük ihtimalle herhangi bir yerde yayınlanmamış. Başlığını şimdi koydum. Belki daha bir şeyler ekleyip, genişletirim diye o zaman bir kenara koymuşum yada tam o gün bilgisayarım çöktüğünden böylece kalmış. Her neyse, yazının güncelliğinden bir şey kaybettiğini sanmıyorum. Bundan dolayı şimdi yayınlıyorum.

* * *

Zaman gazetesinin 02.06.2008 tarihli nüshasında “Dünya Türkçe Koşuyor” başlıklı bir haber var. (http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=696925)

Haberde, 6. Uluslararası Türkçe Olimpiyatlarının İstanbul'da düzenlenen muhteşem bir ödül töreniyle sona erdiğini, 110 ülkeden, her renk ve kültürden 550 öğrencinin ortak bir dilde buluştuğu olimpiyatların Türkiye'nin gurur tablosunu oluşturduğu vurgulanıyor.

Haberin devamında, bu olimpiyatları düzenleyen Tertip Komitesi Başkanı Prof. Dr. Mehmet Sağlam’ın açılış konuşmasındaki sözleri şöyle aktarılıyor:

Tertip Komitesi Başkanı Prof. Dr. Mehmet Sağlam, Türkçenin bir sevgi ve hoşgörü dili olarak dünya dilleri arasındaki yerini almasını istediklerini dile getirdi. Öğretmenlerin, akıncı ataları gibi dünyanın her tarafına gittiklerini ifade eden Sağlam, "Bunlar kalem tutan akıncılar. Her gittikleri yerde destanlar yazdılar, dünyanın beş kıtasında yüzlerce okul kurdular. Bunların Türkçe ve ülke sevdası ile ahlak timsali yaşantıları dünyaya örnek oldu, her gittikleri ülkede saygı sevgi ve itibar gördüler." dedi.

Şimdi burada önce şunu sormalı, gerçekten Türkçe bir sevgi ve hoşgörü dili mi? Hemen arkasından da sevgi ve hoşgörü sıfatlarına sahip bir dil, neden akıncılık (saldırı) yöntemleriyle yayılıyor, sorusu sorulmalı. Akın, akın etmek, akıncılık, saldırgan sıfatlardır.

Peki, 85 yıldır, bugünkü Türkiye sınırları içerisinde kaç dil Türkçeye kurban edildi? Türkçeyi hakim kılmak için kaç kültür hangi acımasız, insanlık dışı metotlarla yok edildi? Okullarda, askerlik görevinde Türkçe bilmeyen diğer milletlerden körpe çocuklara, sırf Türkçe konuşsunlar diye ne zulümler edildi? Bu konuda birazcık empati yapacak idrak var mı?

1920-30’larda 70 civarında dil bugünkü Türkiye sınırları içerisinde kalan topraklarda konuşuluyordu. Bu dillerin başına ne geldi? Bu dilleri kim yok etti, kim nasıl katletti? Bir dili katletmek, katleden dile hangi sıfatı kazandırır? Sevgi ve hoşgörü sıfatlarını mı?!

Türkiye siyasi sınırları içerisindeki diğer halkları halettikten sonra, şimdi  de “akıncı ataları gibi dünyanın her tarafına giderek” Türkçeyi diğer milletlerin körpe çocuklarına öğretmeye çalışıyorlar. Bunu, hangi güdülerle yapıyorlar? İnsanlara sevgiyi, sevmeyi aşılamak için mi? Yoksa Türkçe, örneğin bir Farsça, Arapça veya Fransızca gibi güçlü bir edebiyat dili mi, özgün ve tarihi derinliklerde bir edebiyata mı sahiptir? Hiç de değil! Asla… O zaman neden? Gözüne kestirdikleri zayıf Müslüman halkları, hastalık derecesinde aşırı milliyetçilik hisleriyle, histerileriyle, sömürgeci, emperyal hesaplarla; yayılmacılık, fethetme, kontrol etme güdüleriyle öğretilmediğine nasıl ikna olabiliriz? Bunun böyle olmadığına nasıl inanabiliriz?

Profesör, “... her gittikleri ülkede saygı sevgi ve itibar gördüler” diyor. Gerçekten öyle mi? Bir de yanıbaşlarındaki biz Kürtlere sorsun sayın Profesör! Acaba gerçekten öyle mi?

Sen zora dayalı, kaba güce dayalı acımasız politikalarla, örneğin Kürtlerin dilini, kültürünü, kimliğini, adını, varlığını yüz yıl boyunca yasakla; onları her yöntemle tahkir et, küçümse, dillerine ait her bir sözcük başına kabahatler kanununa göre ceza kes, buna karşılık onlar sana sevgi, saygı ve itibar göstersinler!

Kürt çocuklarına, Türkiye sınırları içerisinde yaşayan diğer milletlerin çocuklarına, her sabah zora dayalı politikalarla “Türküm… varlığım Türk varlığına armağan (feda) olsun” diyerek yemin içirt ama bunun karşılığında onlar sana saygı sevgi ve itibar göstersinler? Birazcık ama birazcık empati yapacak idrak yok mu? Farz edelim ki başka bir millet Türklere aynı muameleyi yapmış olsun! Diyelim ki bütün Türklere Kürtçeyi öğretmiş olsunlar, Türk çocuklarına “Kürdüm… varlığım Kürd varlığına armağan (feda) olsun” yeminleri içirtilmiş olsun, Türklerin anavatanı, on bin yıllık toprakları savaş alanı yapılarak bombalarla, tatbikat ve silahlı operasyonlar sahası yapılarak, barajlarla bütün tabiatı yok edilmiş olsun, Türkler Kürtlere saygı sevgi ve itibar gösterirler mi?

Profesör ve diğerleri, Türkiye’de Türk etnisi dışında kalanlara neler yapıldığını bilmiyor mu? Hepimizden çok ama çok daha iyi biliyorlar. Bütün bunlara rağmen, gözümüzün içine bakarak “Türkçe bir sevgi ve hoşgörü dilidir” demekten de hecelet duymazlar.  

Madem sevgi saygı ve itibar görmüşsünüz, peki bunu, sevgi saygı ve itibar gösterenlerin dile getirmesi daha doğru olmaz mı? Türkleştirdiklerinin adına bile konuşma alışkanlığından geri durmazlar işte böyle! Akıncılıkla, yani saldırıyla/saldırganlıkla yayılan şey nasıl sevgi saygı ve itibar kazanıyor, görüyor? Eğer gerçekten öyleyse, o zaman sevgi saygı ve itibar gösterenlerde çok önemli bir problem olmalı!

Gerçekte zalim olup ama kendi kendilerini itibarlı, saygın gösterenlere de zulme, baskıya, asimilasyona teslim olup kendi ana dilini, varlığını, kimliğini, soyunu terk ederek zavallılaşanlara da binlerce yazıklar olsun! Ne diyeyim? Sizi de, bütün bunları gören Allah’ı da Allah’ın adaletine havale ediyorum.

_________________

Güncel bir ekleme:

Aşağıdaki fotograf, Türkçenin gerçekte neyin dili olduğunun gerçek bir nişanesi olarak tarihteki yerini almıştır. Türkçenin sevgi ve hoşgörü dili olduğunu söyleyen profesörler ve diğerleri, önce bu fotoğrafa baksınlar hele. Türkçülüğün, Türklüğün nasıl zora dayalı acımasız politikalarla, uygulamalarla dayatıldığını bilmiyorlar mı sanki! Bu, nasıl Müslümanlıktır? Hadi diyelim ki biz mazlum kullardan utanmıyorlar, bizi ahmak yerine koyuyorlar, peki ya inandıkları, huzurunda beş vakit namaz kıldıkları Allah'a karşı nasıl bu kadar rahat olabiliyorlar? Anlamış değilim!... 

Na xebere 1922 rey wanîyaya
No nuşte hema şîrove nêbîyo.