zazaki.net
21 Temmuze 2017 Îne
Girdîya Karakteran : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
07 Hezîrane 2014 Şeme 17:31

"Lehçe” ve “Dil” Tartışmasında Problemler

Yazarın, 17.04.2014 tarihinde, Bingöl Eğitim-Sen Şubesinin düzenlediği paneldeki Kürtçe (Zazaca) konuşmasından çeviren: Mutlu Can

Lehçe ve dil çerçevesinde yürütülen tartışma ya da doğrudan söylersek, Zazaca ve Zazalar üzerine gelişen tartışma yenidir. Tarihte böylesi tartışma veya düşünceye rastlamıyoruz. Zaten bu tartışma tarihsel deliller üzerine de yapılmıyor. Ayrıca kültür ve kimlik üzerine; halkın hissiyatı, kendini adlandırması ve tanımlaması üzerine de yapılmıyor. Daha çok dilin kategorize edilmesini esas alarak bir nevi propaganda karakterinde gelişiyor.

Propaganda nedir? Propaganda, politik bir enstrüman olarak belli bir düşünceye göre mesajlarla toplumu manipüle ve ikna eder. Yani kendine bir hedef tayin eder ve amacına erişmek için her türlü metodu dener.

Propaganda yöntemiyle ilgili bir örnek vermek istiyorum. Geçtiğimiz yüzyılda “Kürtler var mı yok mu?” tartışması yapılıyordu. Daha çok Türkler bunu tartışırdı. Başlangıçta, bu tartışmaya bilimsel bir kaynak icat etmek için, 1918’de “Kürtler: Tarihi ve İçtimai Tetkikat” adlı bir kitabı “Osmanlı Muhacirin Müdüriyet-i Umumisi" eliyle yayımladılar. Bu kitabın yazarı güya Dr. Friç’tir ve Habil Adem de Almancadan çevirmiştir. 1980’lere kadar bu kitap, bilimsel bir kaynak olarak referans gösteriliyordu. Ama daha sonra ortaya çıktı ki kitabın yazarı Teşkilatı Mahsusa’dan bir İttihat ve Terakki kadrosu olan Naci İsmail Pelister’dir. Kendisi bu kitabı Türkçe yazmış. Herhalde kitap, akademik ünvanı olan bir Avrupalı yazar ismiyle yayımlanırsa daha çok kabul görür ve daha inandırıcı olur diye düşünmüşler. M. Şerif Fırat’ın kitabı “Doğu İlleri ve Varto Tarihi”nin de önemli bir kısmının kendisi tarafından yazılmadığı şeklinde spekülasyonlar vardır.

Aynı şekilde, Zazaca ve Zazalar tartışmasında adı geçenler hakkında da ciddi şüpheler vardır. Bunlardan Hayri Başbuğ ve Ebubekir Pamukçu hakkında birçok spekülasyon bulunmaktadır. Örneğin, Ebubekir Pamukçu’nun bir Türkçe şiiri şöyledir:

Ben Kimim

Ben Oğuz’um, ben Oruç’um

Mertlerin beyi, Osman’ım ben

Çaldıran’da Ridaniye’de, Mekke’de

Müslümanlar’ın beyi Yavuz’um ben

At üstünde Mustafa Kemal’im ben

Adımız Türk

Dilimiz Türkçe

Türk’üm, Türk’üm ben

Çok ilginçtir, böylesi bir hissiyata sahip birisi sonradan kalkıp Zazaca ve Zazaların öncüsü oluyor! Elbette bu değişime bir açıklama gerekir. Acaba gerçekten değişti mi, yoksa Türkçülük adına faaliyetlerine bir görevli olarak devam mı etti? Bu nokta şüphelidir.

Bu karanlık ve bulanıklık kurumlar üzerinde de var. Örneğin, kitaplar ve broşürler yayınlayan “Zaza Kültürü Yayınları” hakkında bilgi yok, gizli bir kuruluş. Yine zaman zaman, altında “Zaza Ulusal Hareketi” yazılı olan basit ve seviyesiz bildiriler internet ortamında dolaşmaktadır. Fakat bu hareket ne zaman, nerede, hangi devirde kurulmuş, şimdiye kadar neler yapmış, program ve tüzüğü nedir, hiç kimse bir şey bilmiyor. Var mı yok mu, belli değil.

İnternet ortamında “Diyarbakır’dan Bir Zazaca Alevi Metni” başlıklı bir makale pdf dosya şeklinde var. Üzerinde Fahri Pamukçu tarafından İngilizceden Türkçeye çevrildiği yazılıdır. Mustafa Dehqan’ın bu metni yazdığı iddia ediliyor. Makalenin altında yazar için “bağımsız bilim insanı, İran” ibaresi var. Makalede, Sultan Efendi adında bir Alevi tarafından yazılmış ve Diyarbekir’de bir sahafta bulunmuş Zazaca bir elyazmasından bahsediliyor. Mustefa Dehqan, bu metnin 32 sayfa olduğunu ve 1798’de yazıldığını söylüyor. Makalede bu metinden söz ediliyor ama metnin kendisi yok! Şu ana kadar da böylesi bir metnin var olduğu ispatlanmış değildir. Makalenin bir dipnotunda “Bu araştırmanın sponsoru İran Ulusal Bilim Vakfı’dır.’’ denmektedir. Yani makale sponsorlukla hazırlanmış. Makalede, tarihte Kürtçe dini eserleri yazan Sünni şeyhler sahtekârlıkla itham ediliyor; ama büyük ihtimalle bu makalenin kendisi sahtekârlıktır.

Zazaca ve Zazalar hakkında yazılan yazı ve makalelerin çoğunda tahrifat vardır; olgular, kelimeler tahrif edilmektedir. Kimi sabit olgular var ki onlara hiç değinilmemektedir. Örneğin, Zazaların çoğu kendilerine “Kırd”, dillerine ise “Kırdki” derler. Hatta Zazaca yazılan ilk kitabın adı “Mewlîdê Kirdî”dir. Fakat bu tartışmaları yapanlar bu isimden hiç söz etmezler.

Bu tartışmada ciddi bir problem de şudur: Ehliyetsiz, alakasız kişiler çok fazlaca bu tartışmaya giriyor, adeta kendilerini tatmin ediyorlar. Örneğin, Ali Kemal Özcan doçenttir, Tunceli Üniversite’sinde çalışmaktadır, kalkmış Zazaca hakkında bir makale yazmış, bunu Bingöl Üniversitesi Sempozyumu kitabında yayınlatmış. Yazısının başında “reddedilmesi mümkün olmayacak bir toplu veri/olgu bütününden oluşturuyorum’’ diyerek 200 sözcüğü beş sütunda; yani Türkçe, Kurmancca, Zazaca, İngilizce, Almanca olarak karşılaştırmış. Ama sözcüklerde hiçbir sistematik yok; kimileri isim, kimileri fiil, kimileri de emir kipinde yazılmış fiil sözcüklerdir. Özellikle Kurmancca ve Zazaca sözcüklerin karşılaştırmasında bir tane düzgün örnek yoktur. Zaten sözcükler birbirini tutmuyor. Örneğin, Zazaca sütununda “kiştayiş” yazmış, Kurmancca karşılığı “Hatin kuştin” yazmış. Kurmancca “, dayik” karşısında “ma” yazmış. Kurmancca sütununda “Bav”, karşısında “” yazmış. Kurmancca “Bikuj, kujandin” Zazacasını “kiştene” yazmış. Makalesinin sonunda “Dımıli’nin iki yüz kelimesinden yüz ikisi - % 51 – kökleri ve ekleriyle tamamen Kurmanci’den başka bir ‘ses düzeneği’ olarak önümüze çıkmaktadır” diyerek Zazaca’nın ayrı bir dil olduğunu kendince ispatlamaya çalışmaktadır.

Bu tartışmada, çoğu tartışmacı, Ali Kemal Özcan’ın yaptığı gibi, Zazaca ve Kurmancca’dan birkaç izole sözcüğü keyfi ve bir o kadar da yanlış karşılaştırıp kimi farklar ortaya çıkarıyor, böylece Zazacayı “ayrı bir dil” olarak göstermeye çalışıyor. Bunun yanında, bazen Zaza ve Kurmancların birbirlerini anlamadığından da söz ediliyor.

Eğer Zazaca bağımsız ve ayrı bir dil ise tarihte Zazaca adında bir dil olmalıydı ve Zazalar da en az Kürtler kadar bağımsız ve ayrı bir millet olmalıydı. Yani ayrı bir tarihe, Zaza adıyla adlandırılan ayrı bir coğrafyaya, ayrı bir kültüre, yine bağımsız milli bir kimliğe sahip olmalıydılar. Ancak ne tarihte ne de günümüzde bunlarla ilgili herhangi bir emare vardır. Zazalardan ayrı bir millet olarak söz edildiğini de hiç görmüyoruz. Ne Zazalar kendileri için ayrı bir milletiz demişlerdir ne de dışardan başkaları demiştir. Aksine, bütün kaynaklarda Zazalardan bir Kürt kabilesi ya da aşireti olarak söz edilmektedir. Elbette yazılı tarih, arkeolojik belgeler çok önemlidir. Ama tarih; sadece misyonerlerin, vakanüvislerin, kâtiplerin ya da akademisyenlerin yazdıkları değildir. Sözlü tarih ve rivayetler, efsaneler, bir milletin bütün folklorik eserleri de çok önemlidir. Zaza folkloru içerisinde Zazaları ayrı bir millet olarak gösteren bir emare, bir söz ya da temayül yoktur. Aksine, Zazalar; efsanelerinden masallarına, atasözlerinden deyimlerine, hatta ninnilerine kadar diğer Kürtlerle aynıdırlar. O nedenle bu tartışma bir yandan da fantastiktir, yapaydır, hakiki zeminde değildir.

Zazaca ve Zazalar hakkındaki tartışmada önemli bir husus da şudur: Sanki Zazaların sadece Kurmanclarla problemi varmış gibi Kurmanclara karşı abartılı bir muhalefet yapılıyor. Yani “Zazaca ayrı bir dildir.” diyenler “Kürtçe” sözcüğünü Kurmancî’ye teşmil ederek muhalefet ediyorlar. Örneğin, belki Zazaların ancak dörtte biri Kurmancî bilir ve anlar. Ama öte yandan, Zazaların tamamı Türkçe bilir. Kurmancca konuşan ve anlayan Zazalar, sistemli, organize bir asimilasyon sonucu Kurmanccayı öğrenmemişlerdir. Kurmancca bilen Zazalar, Kurmanccayı günlük yaşam içinde doğal bir şekilde öğrenmişlerdir. Örneğin ben, kendi şahsi gayretlerimle Kurmanccayı öğrendim. Yani oturup Zazaları asimile edeceğiz diye karar alan bir Kurmanc kurumu ne tarihte olmuştur ne de günümüzde vardır. Ama Türkçenin öğrenilmesi öyle değil! Zazalar da Kurmanclar da ezen ulus politikaları sonucunda Türkçe öğrenmişlerdir. Bu tartışmada Zazalar, nasıl, hangi yöntemlerle, hangi politika sonucunda Türkçe öğrendiler sorusunu sormazlar. Türkçe asimilasyonu ve Türk Devleti’nin politikaları karşısında hiçbir itirazları, karşı koymaları yoktur bu kişilerin. Tam aksine, bu tartışmayı yapanlar, Zazalar’ın Türklüğe asimile olmalarına çok razı görünüyorlar. Bu yüzden ne derlerse desinler, anlatımları hakiki değildir. Yani bu tartışma bir yandan da sahih değildir.

Zazaca ve Zazalar hakkındaki tartışmanın başka bir özelliği de şudur: Zazacayı geliştirenlere, Zazaca yazan, Zazaca edebiyatı oluşturanlara karşı edep dışı bir muhalefet yapılmaktadır. Örneğin, kimi kişiler birçok farklı nick-isimlerle, facebook gibi sosyal paylaşım sitelerinde Zazacayı geliştirenlerin aleyhine ahlakdışı sözler söylemekte, küfür etmektedir. Kendileri Türkçe konuşuyor, yazıyorlar, “zazaca ayrı bir dildir” diyorlar; ama Zazaca konuşup yazanlara, Zaza edebiyatı oluşturanlara da düşmanlık yapıyorlar.

Bu tartışmada bazı şeyler çok fazla abartılıyor. Örneğin, özellikle Zazaca hakkında bir şeyler yazan tüm yabancıların adlarını sıralayarak “işte bu bilim adamları, Zazacanın bağımsız bir dil olduğunu söylüyorlar” diye iddia ediyorlar. Unvanları ne olursa olsun, yabancılar ne yazmışsa, tereddütsüz “bu bilimseldir” diyorlar. Bilim nedir, bir yazı nasıl bilimsel olur ya da bir insan nasıl bilim adamı olur, açıklamasını yapmayı gerekli görmüyorlar. Örneğin, bu tartışmada adı geçen C. M. Jacobson, Eberhard Werner, Brigitte Werner gibi şahıslar, misyonerlik kurumlarıyla işbirliği yapmaktadırlar. Bilindiği gibi misyonerlik, Hıristiyanlık âleminde eski bir adettir. Misyonerlik faaliyetlerinin merkezinde İncil’in bütün dillere çevrilmesi vardır. Yani İncil’i, özellikle zayıf grupların dillerine çevirmeyi ve İncil üzerinden Hıristiyanlığı yaymayı ya da Hıristiyanlığı sempatik göstermeyi amaçlıyorlar. Bunun için kurumlar oluşturmuşlar. Bu kurumlar, daha çok dilbilimci ve akademisyenlerle işbirliği yapıyor, onlardan yardım alıyor. Örneğin, ilk kez Kurmancca gramerini (Grammatica e Vocabolario della Lingua Kurda) yazan Maurizio Garzoni (1734-1804) bu tür kişilerden biridir. Kurmancî öğrenmek için yirmi yıl kadar Kürtlerin içinde yaşamış. Yine Dersim, Yolculuk ve Coğrafya adlı kitabı yazan Andranik de bir kilise görevlisidir.

Misyonerlik kurumları, topladıkları bilgiyi veri bankası şeklinde muhafaza ederler. Örneğin, Ethnologue Languages of the World, SIL (Summer Institute of Linguistics) ve Joshua Project gibi kurumlar bunlardan birkaçıdır. İncil’in başka dillere çevirisini konu alan, bu arada İncil’in Zazacaya çevrilmesinden de söz eden Eberhard Werner’in çalışması Ethnologue sitesinde referanslar arasındadır.

Elbette Zazaca üzerine çalışan yabancıların hepsi misyonerlik kurumlarına bağlı değildir, farklı araştırmacı ya da akademisyenler de Zazaca üzerine çalışmıştır. Ama Zazaca üzerine çalışan ve kendilerinden “bilim adamı” olarak söz edilen önemli bir kesimin, özellikle de Alman olanların, misyonerlik kurumu ya da yayınları için çalıştıkları açıktır.

Bu tartışmada ilginç olan şudur: Misyonerlik kurumuna çalışanların, “Zazalar Kürt değildir” diyenlerle sürekli bir ilişki içerisinde olmasıdır. Bu ilişkide her iki taraf birbirini beslemektedir. Zazalar Kürt değildir diyenler, tezleri için akademik bir temel oluşturmak ya da kendi fikirlerini akademisyenlerin ağzından söyletmek için, onlara ulaşıyorlar. Tabii akademisyenler de bilgi toplamak için böylesi insanlara ihtiyaç duyuyorlar. Bunlardan bildiklerimiz, Ludwing Paul, Jost Gippert, Eberhard Werner, Brigitte Werner ve belki daha birçok kişi bu tür ilişkiler sonucunda Zazaca üzerine çalışmaya başlamıştır. Örneğin, C. M. Jacobson böyledir. Onun Zazaca konusunda iki kitabı var. Her ikisi de Dêrsim ağzıyladır. Bu kitapları gerçekten o mu yazmış? Dêrsim Zazacasını bu kadar iyi mi biliyor, bundan kuşkuluyum! Misyonerlik kurumlarına çalışanların ilgisi daha çok Alevilerle sınırlıdır. Sanırım misyonerlik faaliyetlerinin Aleviler arasında daha kolay yapabileceğine inandıklarından dolayı dikkatleri Dêrsim ağzı üzerindedir.

Elbette herkesin Zazaca üzerine çalışması, yazıları, düşüncesi ne olursa olsun onu açık bir biçimde söyleme ya da yayma hakkı vardır. Ama biz de bu kişilerin hangi saikle Zazaca üzerine çalıştığına bakmalıyız. İkincisi, her şeyden önce bizler, onların söylediklerini, yazdıklarını iyi anlamalı, analiz etmeli, ne kadar doğru ya da yanlış olduğunu test etmeliyiz. Örneğin, yabancılar tarafından yapılmış kimi çalışmalar pek de şeffaf değildir. Mustafa Dehqan’nın yazısından bahsetmiştim. Başka bir örnek de Jost Gippert’in yazısıdır. Makalesinin girişinde “yaklaşık bir yıldır Zazaca ile de uğraşmaktayım. Bu dile yönelmeme burada hazır bulunan bazı arkadaşlar neden oldu. (…) kendileriyle birlikte yaklaşık bir yıldır bu dilin gramerini irdelemeye çalışıyoruz” diyor. Bu arkadaşların adı nedir, kimlerdir? Belli değil. Madem çalışması “bilimseldir”, niçin işbirliği yaptığı kişilerin adları gizli tutuluyor? Bilimde gizli bir şey ya da bir şeylerin gizlenmesi yoktur.

Akademisyenlerin Zazaca hakkında yazdıklarının yeterince incelendiğini söyleyemeyiz. Yani iddialarının ne kadar doğru ya da yanlış olduğu test edilmemiştir. Zaten yabancıların makalelerinde Zazacanın kendi başına ayrı bir dil olduğu ve Zazaların Kürt olmadığı kesin bir biçimde iddia edilmemektedir. Aksine, örneğin Ludwig PaulBir dilin iki varyantı kültürel bir bağlamda lehçe olarak, diğer bir bağlamda büsbütün ayrı diller olarak da tanımlanabilir” diyor. Paul devamında, “dil ve lehçe sorusu tanımlamalara ve özelliklere bağlı olarak kısmen keyfidir” diyor. Yani “dil” ve “lehçe”yi kesin bir şekilde birbirinden ayıran kati ve bilimsel bir tarif yoktur.

Diyelim ki bilimde dil ve lehçeyi birbirinden ayırt edebilen terazi, ölçü ya da bir formül var. O zaman, yalnız sözcükler değil, dilin sistemi de analiz edilmelidir. Yani Zazaca ve Kurmanccanın birbirinden ayrı bağımsız ya da bir dilin iki kolu olduğunun tespit edilmesi için hem Zazaca hem Kurmanccanın, komple, her açıdan eksiksiz tanınması gerekir. Her şeyden önce Zazaca ve Kurmanccadaki tüm sözcükler bütün versiyonlarıyla kaydedilmelidir. Daha sonra Zazaca ve Kurmanccanın dilsel sistemi, özellikleri ayrı ayrı ve eksiksiz tespit edilmelidir. Ve fonoloji, morfoloji, sentaks ve leksikoloji alanlarında; yani ses yapısı, sözcük kökeni, gramer, dilin işleyişi, erillik, dişillik ve çoğulluk, bükünlülük ve ergatiflik açısından… kısaca dilin ne kadar özelliği varsa, bütün açılardan Zazaca ile Kurmancca karşılaştırılmalıdır. Zazaca, sadece Kurmancca ile değil, Kürtçenin bütün lehçeleri ile mukayese edilmelidir. Yani sadece birkaç izole sözcüğün karşılaştırılmasıyla ne Zazaca ile Kurmancca arasındaki farklar, ne ortak yanları anlaşılır; ne de dil veya lehçe oluşları tespit edilir.

Örneğin, Ali Kemal Özcan çalışmasında Zazacada “cuwen” [harman] sözcüğünü Kurmanccadaki “bênder” sözcüğü ile karşılaştırıyor. “Bênder; beydere (m)” sözcüğü Arapçadır. Botan, Behdinan ve Hakkari Kurmancları bu sözcüğe “cuxwîn” derler. Ama Diyarbakır ve Mardin ovası Kurmancları “bênder” der. Eğer kişi “cuxwîn” sözcüğünden habersiz ise yalnızca “cuwîn” ve “bênder” sözcüklerini karşılaştırır ve böylece bunların iki ayrı dil olduğunu iddia eder. Ama bu böyle değildir, “cuwîn” ve “cuxwîn” sözcükleri aynıdır; biri Zazaca, öteki Kurmanccadır.

Zülfü Selcan da tezinde iki cümleyi örnek vererek, diyor ki:

Zazaca: Ez son mali. ‘Ben davara gidiyorum.’

Kurmancca: Ez terım mal. ‘Ben eve gidiyorum.’”

Zülfü Selcan, işte bu iki cümleyle Zazaca ve Kurmanccayı ayırıyor! Ama her iki cümlesi de yanlış. Örnekler bu şekilde hatalı olunca, iddiaları hakkında fazla söz söylemeye gerek kalmıyor. Örneğin, aynı ibareler Licê’de şöyle olur:

Zazaca: “Ez şina verê dewarî.”

Kurmancca: “Ez diçim malê.”

Licê’de “mal” sözcüğü sadece “mal-mülk-ev” anlamındadır. Ama Dêrsim de dahil olmak üzere Serhad bölgesinde sadece Zazacada değil Kurmanccada da davara “mal” denir. Buraların Kurmancları hem eve hem de davara “mal” der. Hatta Türkler de davara “mal” der. Örneğin Türklerde “mal mal bakmak” ya da “mal gibi bakmak” deyimleri vardır. İkincisi, Zazacadaki “şîyene” fiili Kurmanccada “çûyîn” şeklindedir. Kurmancların çoğunluğu “Ez diçim malê” der. Her ne kadar Zülfü bu iki cümleyi vermişse de, o da diğer çalışmalar gibi sadece sözcükler üzerinde duruyor, cümlenin anlamından bahsediyor. Örneğin, her iki lehçenin sentaksından bahsetmiyor. Yani özne, yüklem ve tümlecin sıralanışının hem Zazacada hem Kurmanccada birebir aynı olduğundan söz etmiyor.

Bu acemilik ve hamlık, ya da Zülfü Selcan ve Ali Kemal Özcan’ın iddialarında var olan bu tahrifat, aslında bu tartışmanın tüm yazı ve iddialarında vardır. Bu tartışmayla ilgili bütün yazılarda sürekli bu tür sakatlıklar, birbirini tutmayan şeyler vardır.

Zazaların ve Kurmancların “birbirlerini anlamaması”, sübjektif bir sorundur. Çünkü “anlama” ya da “anlamama” bilimsel ve sabit bir kriter ya da kıyas değildir. Yani kişi isterse anlar, istemezse anlamaz. Öte yandan bu problem, toplumun psiko-sosyal durumuna da bağlıdır, elbette ihtiyaçlar da çok önemlidir. Örneğin, Pîran (Dicle) ve Hênî’nin (Hani) merkezlerinde Kırdkî (Zazaca) konuşulduğu için, bu ilçelerin çevresinde oturan Kurmanclar Kırdkîyi (Zazacayı) bilmektedirler. Ama Licê ve Pasûr (Kulp) böyle değildir. Licê ve Pasûr merkezleri Kurmancdır. O yüzden Licê ve Pasûr Kurmancları Kırdkîyi (Zazaca) bilmezler. Ancak hepsi olmasa da bu çevre Kırdleri (Zazaları) Kurmanccayı bilirler. Öte yandan Licê, Pasûr, Pîran, Hêni, Gêl gibi yörelerde yaşayan Zazalar Kurmanccayı anlıyor, fakat Dêrsim Zazacasını anlamıyorlar.

Belki bin yıldan fazladır Kürtlerde eğitim Kurmancca lehçesi ile yapılıyor. Yani Kürt medreselerinde kullanılan dil tamamen Kurmanccadır. Örneğin, Zazaca ile yazan Mela Mehemedê Hunî, Mela Mehemedê Muradan, Mela Kamilê Puexî Kurmancca medreselerinde okumuşlar. Yani çok önceden, bin yıl öncesinden Kurmancca lehçesi Kürtler arasında eğitim-öğretim dili, resmi bir dil gibi yer edinmiştir. Örneğin, Andranik Dêrsim adlı kitabında “Onların her aşireti ayrı bir lehçeye sahiptir, ama hepsi birbirlerini anlar. Ama anlamadıkları kimi sözler de vardır. Bu gibi durumlarda, Kurmancca konuşmaya başlarlar. Çünkü Kurmancca hepsi tarafından anlaşılır ve onlar bu dili resmi bir dil gibi sayarlar” diyor.

Sonuç olarak “lehçe” ve “dil” yani “Zazaca” ve “Zazalar” tartışması gerçekten bilimsel değildir. Bu tartışmayı yapanlar da homojen değildir, tartışma farklı kişilerce yapılıyor. Daha çok Türkler, Almanlar, Ermeniler ve İranlılar bu tartışmayı yapmaktadır. Her bir tarafın kendince bir hesabı vardır. Türklerin hesabı zaten bellidir. Farsların hesabı da takriben Türklerinkiyle aynıdır. Ermenilerin hesabı daha çok toprak üzerinedir, onların gözü Dêrsim’dedir. Almanları konsantre eden şey ise, misyonerlik faaliyetlerdir. Bundan dolayı çalışmaları daha çok Alevi grubu, dil ve özellikle Dêrsim ağzı üzerinedir. Zazaca ayrı bir dildir diyen kişiler de ayrı ayrı bu tarafların paralelinde çalışmaktadırlar. Zazaca ayrı bir dildir diyen Aleviler, daha çok misyonerlere yakındır, Ermenilerle de ilişkideler. Yine Zazaca ayrı bir dildir diyen Sunniler de daha çok Türklerle çalışmakta, Türkçülük düşüncesine yakın durmaktadırlar, İranlılarla çalışanlar da vardır.

Kısacası bu temelsiz, düzensiz tartışmayla, bu sahte delillerle, bu tahrifatlarla bu saatten sonra “bir millet” icat edilemez, zaten böyle bir dertleri de yoktur. Belki birkaç masumun bilincini bir dereceye kadar bulanıklaştırırlar, fakat bunun da sonu yoktur. Ancak bizim de görevimiz şudur: Bu tartışmayı şeffaf bir zemine çekmeliyiz, şeffaf bir şekilde, sahih delillerle, gerçekten bilimsel bir biçimde yapmalıyız. Bu, her zamankinden daha fazla bugün üzerimize farzdır.

Na xebere 2535 rey wanîyaya
ŞÎROVEYÎ
ali aksoy
ali aksoy
dil-lehçe tartışmalarında bu güne kadar okudum en anlamlı ve en içtenlikli yazı Cemşid kaya nin kidir. teşekkürler
06 Temmuze 2014 Yewşeme 00:40
Benim için Her Dil bir Lehçedir
Cemşi Kaya
Benim için Her Dil bir Lehçedir

BENİM İÇİN HER LEHÇE BİR DİLDİR.

Sayın Roşan Lezgîn, Kürtçenin Kırmancki/Zazaki/Kırdki/Dımılki kolunun gelişmesi ve yazılı hale getirilmesi konusunda VATE grubu içerisinde çok emek vermiş bir Kürt aydınıdır. “Lehçe ve Dil Tartışmasında Problemler” yazısını ilgiyle okuyacağınızı umuyorum. Yazıda kritik gördüğüm bir kaç noktaya değinmeden geçemeyeceğim.
1. VATE grubu, bence bu güne kadar ki dilbilimsel alandaki çalışmalarında Kürtçenin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan Kırmancki/Zazaki kolunun geliştirilmesi ve belli standartlara kavuşturulması konusunda önemli aşama kat etmiştir. Neredeyse yirmi yıla varan grup çalışmasında, Kırmancki konuşan Kürdistan beldelerinde hemen hemen her yerden (Dêrsim, Çewlîg, Gimgim, Licê, Hênî, Sêwregi) dile hakim katılımcılar sayesinde önemli başarıların altına imza atılmıştır. Ben de dahil bazılarımızın yaşadığı korkuların gereksizliğini de kanıtlamıştır VATE grubu.
2. Korku şudur: Kürdistan ulusal hareketi modern sosyalist gelenekten gelmektedir. Bu gelenek ağırlıkla Stalin eserlerinde tarifini bulan monolitik/tekçi bir sosyalizm anlayışının yanında monolitik/homojen bir ulus perspektifine de sahiptir (sahip idi desek galiba daha doğru olacak). Stalin’in -aklımda kaldığı kadarıyla 5 temel maddelik- ulus tarifi bizim kuşağın İslam’ın 5 şartı gibi bir düsturuydu. Aslında aklı selimle bakıldığında bu beş temel şartın hepsini bir ulusta bulmak neredeyse imkansızdır. Daha çok dönemin Rusya şartlarına göre geliştirilmiş bu tarif, genelleştirilip uygulanamazlığından dolayı Marksist düşünür Michael Löwy tarafından bir ‘procusten yatağı’ olarak nitelenmiştir. (Procusten, ilkçağ mitolojisinde bir haydut olup tek bir yatağı varmış. Kendisine gelip konaklayanları yatağın boyuna uydurmak için boyu uzunsa kesermiş, kısaysa çekerek yatağın boyuna uygun hale getirirmiş) Ağırlıkla 19.yy Avrupa ulus inşasından esinlenen bu ulus teorisi, ulusun inşası için dilsel farklılıkları (ve tabii ki diğer sosyo-kültürel farklılıkları da) ulusal kimlik ve birlik için yok edilmesi gereken zararlı varlıklar olarak görürdü. Bu zihniyetin praktizasyonu olarak da dilde standartlaşma faaliyeti altında hakim lehçenin hakimiyetinde ulusal dilin inşasının zorunlu sonucu olarak diğer dil ve lehçelerin de ruhuna fatiha okunurdu. Bunun Kürdistan’da somutlaşması ise Kurmancînin ulusal dil olarak temel alınarak ( Kuzey Kürdistan’la sınırlıyorum kendimi) Kırmancki/Zazaki/Kırdki’nin çanına ot tıkanması demekti. Otuz yıl öncesine kadar Kürt hareketinde bunun egemen görüş olduğunu söylemek abartma sayılmamalıdır. Oysa şimdi modern Kürt hareketinin bu tekçi zihniyeti aştığı görülmektedir. VATE pratiği bunu kanıtlamaktadır.
3. Zazaların kimliğine dair tartışmaların ağırlıkla son yılların tartışması olduğunu ben de kabul ederim. Kanımca bu tartışma dilbilimsel alanda yürütüldükçe siyaset alanına da ister istemez sirayet etmektedir. Zazacanın Kürtçeden ayrı bir dil olduğunu söyleyenler Kürtçeyi otomotikmen Kurmancî ile özdeşleştirirler. Yani ilk elde politika alanı dışında tarafsız/ bilimsel dil çalışması görünse de aslında basbayağı politik bir yaklaşımdır bu. Kurmancî ile Kürtçe arasında birebir bir örtüşme hakkını bunlara kim veriyor? Bence Kürtçe yok, Kürtçeler var. Kürdistan coğrafyasında yaşayan kadim topluluklar (Kırmanclar, Zazalar, Kurmanclar, Soranlar, Goranlar ) tarihsel Kürt topluluklarıdır. Bunlardan hiç birinin Kürtlüğü diğerinden ne az ne fazladır, ne biri ast diğeri üst, ne biri asıl diğeri talidir. Nüfussal eşitsizlikler elbette vardır bunu tartışma konusu yapmıyoruz. Burada kantiteden değil, kaliteden bahsediyoruz. Dilbilimsel/linguistik kriterlerle bu toplulukları birbirinden ayırmak ve ayrı ulusal topluluklar olarak kategorize etmek hangi bilim adına yapılırsa yapılsın, politik bir tercihin ötesine geçemez. Zazaca ile Kurmancî diyelim birbirinden yüz fersah uzaksa bu Zazalarla Kurmancların birbirinden yüz fersah uzakta olduğu anlamına gelmez. Dil kriterinin topluluklar arasındaki belirleyici bir ayrıma işaret edip etmeyeceği, her topluluğun özgün tarihi incelenerek ele alınabilir. Bu gün Zazacılık denen akımın anlayamadığı nokta budur. Sanki Roşan Lezgîn de bu tuzağa düşmüş gibi bir izlenim edindim yazıda. Varsın Zazaca ile Kurmancî birbirinden farklı diller olsun, ne çıkar bundan? Zazaların Kürt olmadığı mı? Hayır, dilsel ayırımın Kürtler arasında belirleyici bir ayrım olmadığını tarihsel kanıt arama zahmetine girmeye bile gerek yok. Bu günkü Kürt ulusal Hareketlerinde Kurmanc ve Zaza nüfus oranlarıyla karşılaştırıldığında Zazaların oransal olarak belki de çoğunluk oluşturacağı söylenebilir. Yoksa bu kadar insan ahmaklığından mı ölüyor?
4.Kurmanclarla Zazaların birbirini anlamadıkları bence sayın Roşan Lezgin’in iddia ettiği gibi subjektif değil, objektif bir olgudur. Kürdistan ın kendi ulus devletini kuramamış olması bunda belki belirleyici rol oynar (Böyle bir gecikme de hayırlı bir durum da hani yok değil, hani yüzyıl önce kurulsaydı muhtemelen Kemalistler gibi tekçi bir yapı inşa edilecekti, şimdi hiç değilse daha çoğul bir zihniyete sahibiz). Bırakalım Kurmancların Zazaları anlaması ya da tersi, Zazaların birbirini anlaması da tıpkı sayın Lezgîn’in belirttiği gibi zordur. Zazalar Kürdistan’ın hemen her yerinde dağlık bölgelerde kapalı cemaatler halinde yaşadılar; kuşkusuz dinsel inançlarının merkezi imparatorluklarla çatışmasının bunda ciddi payı olmalıdır. (Sunni-Şii imparatorlukların bölgedeki hakimiyet kavgası en çok Zazaları etkiledi). Bu birbirini anlamama halini sadece kimi Zazacıların art niyetine bağlamak doğru değildir. Ünlü Kürd profesörü Mehrdad R. İzady de buna dikkat çekmektedir. İzady’ye göre “Kürtlerin anadilleri iki temel gruba ayrılmaktadır. 1.) İki temel kol olan Bahdinani (ya da Kuzey Kurmanci) ile Sorani’den (ya da Güney Kurmanci) oluşan Kurmanci grubu ve 2.) Yine iki temel kol olan Dımıli (ya da Zaza) ile Gorani’den oluşan Pehlawani (ya da Pehlawanik. (Kürtler sa. 299). Kurmanci ve Pahlawani, tıpkı fransızca ve İtalyanca gibi, artık aynı dilin lehçeleri olarak değil, iki bağımsız dil niteliği kazanmıştır. (Sa 302) Tabii İzady böyle diyor diye mutlaka böyle olması gerekmez, son tahlilde bir kanaat meselesidir. Her şeye rağmen Kürtlerdeki bu ‘çokdillilik’ çok ulusluluğa tekabül etmemiştir. Farklı tarihsel ortamlarda tekabül edebilirdi de ama böyle tarihsel yaşanmışlıklar oluşmadı.
Yine İzady’nin belirttiği gibi, “Goranlar kendi dillerini Kurdi, yani Kürtçe olarak adlandırırlar. Kuzey Kurmanci’yi konuşanlar kendilierini Kurmanc, dillerini Kurmanci olarak adlandırırlar. Bunlar hiç bir zaman geleneksel olarak kendilerini Kürt, dillerini ise Kurdi olarak adlandırmamışlardır’’. (age. s. 302). Zazaca konuşan Dersimliler de kendilerinde Kırmanc, dillerine Kırmancki derken bunu Türkçeye Kürt ve Kürtçe olarak tercüme ederler. Dersimlilerin kendi dillerine Zazaca demesi yeni yetme bir şeydir. Geçerken belirtelim VATE grubu Kırmancki/Dımılki/Kırdki/Zazaki grubunu Kırmanc, dillerini de Kırmancki olarak adlandırmayı önermektedir, ortak bir eğilim olarak.
5. Kürdistandaki Türk/Pers/Arap sömürgecilerinin Kürtleri, başka halklarda yaptıkları gibi, içeriden bölme girişimleri olduğu sır değildir. Hayri Başbuğ’dan Ali Kemal Özcan’a kadar olanlar elbette herkesin malumudur. Dilsel ayrımlar ve mezhepsel ayrımların Kürtlerin aşil topuğu olduğu malumun ilanıdır. Ama her şeye rağmen bu gün Kürdistan’da Zazacılık diye bir siyasi yoğunluktan bahsetmek zordur. Daha çok tek tek bireylerden oluşan ideolojik gruplaşmalardan bahsetmek daha doğrudur. İlerde böyle bir siyasi oluşum olabilir mi, çok zor olmakla beraber olanaksız da değildir. Bunun cevabı biraz da Kürt hareketinin Kürdistani içsel farklılıklarla kurduğu ilişkiye bağlıdır. Kürt siyasi sekterizminin bu tür eğilimler için bereketli zemin sunduğu bir sır değildir. Bu gün Alevi Zazacıların CHP de, Sunni Zazacıların AKP’de kendisini ifade etmesinde bu tür tekçi sekterizmlerin rolü yadsınamaz. Kürdistan’da bu gün Zazacılık gibi eğilimlere yönelik itibarsızlaştırıcı ve öteleyici ithamlar onların CHP ve AKP aşkını pekiştirmekten başka bir işe yaramaz. İdeolojik eleştiri ideolojinin sınırları içerisinde kalmalıdır; bunu aşan eleştirilerin ispat yükümlülüğü vardır. Bireylerin olduğu gibi grupların da kişilik hakları vardır. Bu gün Kürdistan da Kürtleri yok etmeye memur edilmiş iki ana akım; Alevilik ve CHP’lilik üzerinden Alevi Kürtlere yönelik, İslam kardeşliği ve ekonomik rantlar üzerinden Sunni Kürtlere yönelik çifte kıskaç göz ardı edilip hayalet taşlamak, kimseye fayda getirmeyecektir. Hoş, bu gün iştiyakla savunulan Murray Bookchin belediyeciliği de bu akımlardan çok mu farklıdır diye -haklı olarak- sorulsa da bu, şimdilik konumuzun dışındadır. Gene asıl konumuza dönersek şunu söylemeliyim ki, Zazalık, Yezidilik, Alevilik vs. bu farklıkları birer zenginlik unsuru olarak ele alıp demokratik çoğulcu ulus projesinin olmazsa olmazı olarak görüp yaşam alanlarını garanti altına almak önemlidir. Her lehçe bir dildir derken bunu vurgulamak istiyorum. Çok dilliği, çok inançlılığı, çok kültürlülüğü boyutlarıyla (Kırmanciya beleke, Kurdistano belek) Kurd û Kurdistan’a ne Botan tornası ne de Dersim tornası uyar, ne Botan aşısı ne de Dersim aşısı tutar. Dilsel, inançsal, sosyo-kültürel farklılklar- bu farklılıklar abartılsa bile- güvence altına alınmalıdır. Pozitif ayrımcılık burada da işletilmelidir. Tutalım ki bazıları bizim gibi düşünmezler, Jacobson farklı alfabe ya da farklı dilsel model önerebilir, ama bu bize, onu karanlık emeller peşinde biri olarak görme hakkı vermez. Bu tür öteleyici ve ötekileştirici ithamlardan en fazla CHP AKP kliğinin sebepleneceğine eminim. Hüda-Par da dahil herkesin özgürce ifade ve örgütlenme hakkı garanti altına alınmazsa istenmeyen- izm’lerin ve- cılık’ların sayısı ve gücü daha da artacaktır. (Yakın tarihten çok somut örnek: Kürt Hareketinin yıllar önce iç çatışmalarının bir ihtiyacı olarak üretip tedavüle soktuğu “Dersim Kişiliği” paranoyası, Dersim’de ciddi bir kırılmaya yol açtı. Bu kırılmayı Şafii düşmanlığı üzerine bina ederek başta CHP’liler – Alevilikle rezonans halinde- olmak üzere Türk derin devletin bütün kuvvetleri hala bu gün de artçı vuruşları devam eden bir haçlı seferi başlattılar. Aradan 500 yıl geçmesine rağmen hergün İdrisi Bitlisi masallarıyla uyutulmamız bu artçı vuruşlarla ilgilidir)
6. 19. yy da Batılı misyonerler Osmanlı imparatorluğunda cirit attılar. Sol bunları genellikle emperyalizmin truva atları olarak görmüştür ama; bu gün misyonerler sayesinde çok şeyi öğrendiğimizi unutmayalım. Osmanlıyı kurtarmayı, akabinde Türk devletini kurmayı temel hedef olarak koyanların misyoner bakışı bizim söylemimiz olmamalıdır. Misyonerlerin Alevilerle ilişkiye geçmesiyle Abdülhamid sonradan İttihatçılar Alevileri keşfettiler, sonradan Horasan Türkçülüğü falan, sorun demek ki misyonerlikte değil içeriden. Bu gün de Kürdistan’ı hakimiyetleri altına alanlar misyonerlere ihtiyaç duymadan cirit atmaktadırlar. Zazacılığın/Kızılbaşlığın Ermeni yazarları tarafından sevildiği doğrudur; ama asıl sorun bunlar değil hakim güçler; CHP üzerinden alevi Kürtler, AKP üzerinden Sunni Kürtler sisteme entegre ediliyorsa Jacobnsonlarla uğraşmanın, onları itibarsızlaştırmanın bir faydası yoktur. Farklılıklara karşı tavır konusu Kürt hareketinin belki de en çok sorgulanması gereken yönüdür. Sicilimizin hiç temiz olmadığı bir alanda daha dikkatli bir dil kullanmaya itina etmek, komplo teorilerini çağrıştıran yaklaşımlardan uzak durmak sanırım bir zarürettir.
CEMŞİD KAYA, 09 Haziran 2014
09 Hezîrane 2014 Dişeme 13:03
sıpasi
bawer
mı gueşteri brez roşani kerd la ez wuyer hındek malumat nebia, zazaki çarna tırki ser bi hira manayı.ez ın xevat u kare mutlu can u roşan lezginir, zaf zaf sıpas kena gueş mekuen pa yar u neyar kurdi zaze zoni.reya ma pirozına,ez serfırazia şıma wazena.
08 Hezîrane 2014 Yewşeme 15:24