zazaki.net
27 Adare 2017 Dişeme
Girdîya Karakteran : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
20 Adare 2017 Dişeme 10:10

Halep Emiri Canbuladoğlu Ali Paşa

Cemsi Kaya

Uzun bir tarihi süreçte Kürdlerin güçlü hanedanlık devletlerine, veya böylesi devletler kurma girişimlerine pek raslayamıyoruz. Selçuklular, Osmanlılar, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safeviler vs bölgeye uzanan bütün hanedanlar hanedanlık/imparatorluk devletlerini kurdukları halde Kürdlerde böyle bir teşebbüs yerine, bir dış hanedandan birini efendi seçme teşebbüsü ağır basmaktadır. Bunun tek istisnası sayılabilecek belki de Kürt kökenli Halep Emiri Canbuladoğlu Ali Paşa’nın bu günkü Batı Kürdistan ve Suriye topraklarında 17. yy başında bağımsız bir devlet kurma girişimidir. Girişim Kuyucu Murat tarafından kanlı bir şekilde bastırılmıştır.

Tarihçi William J. Griswold'un aşağıda paylaştığım eseri çok hacimli değil ama, yerli yabancı çok geniş kaynakçaya dayanıyor. Eser, başlığından da anlaşılacağı üzere, Celali İsyanları genel başlığı ile bilinen isyanlar ve iç çalkantılar döneminin 1591-1611 yılları arasındaki kesitini inceliyor. Celali İsyanları konusunda kısa bir değinmede bulunarak biz asıl meseleye geçelim.

Celali İsyanları

Celalilerin (dinsel) kimliği Yavuz Selim döneminde başlayarak 17. yy başlarına kadar devam eden ayaklanmaların tümüne Celali İsyanları adı verilmektedir. 1519'da, Şeyh Celal’in ayaklanmanın lideri olmasından dolayı, sonrasındaki ayaklanmalar da bu adla anılmıştır. Yavuz Selim devrinden Kanuni devrine kadar cereyan eden isyanlar belli yönleriyle kısmen Alevi/Kızılbaş isyanları niteliği taşısa da sonradan gelen uzun isyan dalgası herhangi bir dini kimlik taşımaz. William J. Griswold'un ele aldığı 1591-1611 dönemde cereyan eden bu isyanlar din-dışı karakterde isyanlardır. "Her ne kadar hükümet Celalilerin dinsiz imansız olduklarından söz etse de onlar bin yıl inancını (Milleranizm/Mesihçilik kastediliyor C.K) ya da dinsel bir güdü taşımıyorlardı. İçlerinden bir peygamber çıkmadığı gibi, saflarında da dinsel bir akım gelişmediği kesin. Geçimlerini sağlamak, ganimet almak ve boş kalmamak için dövüşüyorlardı, yoksa dinsel amaçla değil." (Anadolu’da Büyük İsyan, s. 173)

Celali İsyanları konusunda çok önemli bir tarihçi olan Prof. Mustafa Akdağ ise bu isyanların birinci dönemi (Yavuz Selim’den Kanuni’ye kadarki dönem) konusunda bile son derece ihtiyatlıdır. "Çağdaş Osmanlı yazarları bu karışıklıkları büyük bir 'Kızılbaş' ayaklanması olarak kaydettiler. Ve gerçekleri bildirmeye yanaşmadılar. Osmanlıcı ve enderunlu iktidarının övücüleri olan bu insanlar, bütün bu yüzyılın hatta VXII. yüzyıl başlarındaki büyük olayların, başkaldırma hareketlerini hep Rafızi, Mülhid Kızlbaş olarak tutma yolunu tutmuşlar..." (Akdağ: 1975, Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası, Celali isyanları) Ayaklanmaları ilk başlatanların genel olarak Kızılbaş eğilimli olduğunu Akdağ da kabul eder. Ne var ki geniş çiftçi-köylü kitlesini harekete geçiren saiklerin mezhep ve tarikat bağnazlığı olmayıp daha çok ekonomik bunalım olduğunu belirtir.  "Malları yağma ve kendileri bir hınçla parçalananlar hep hükümet mensubu kimselerdi. Eğer bu, Sünniliğe karşı bir Şiilik-Kızılbaşlık ayaklanması olsa idi çoğunlukta oldukları kesinlikle bilinen Sünni halk da karşı koymaya kalkar, böylece iki hasım mezhep arasında kanlı çatışmalar çıkardı. Böyle bir şeyin olduğunu gösteren hiç bir belge yoktur’."(Akdağ s. 120) Zaza Kürdlerin bu isyanlarda önemli rolü bazı araştırmacılar tarafından belirtilmiştir. Daha önceki bir paylaşımımda "Ermeni Tarihçi Garu Sasunyan’a göre Celali İsyanları, Kızılbaş Zazaların direniş destanlarıdır. Kürd sosyolog Yusuf Ziya Döger’in Kenan Fani Doğan’dan aktardığına göre Osmanlının üç yüz yıl boyunca uğraştığı Celali isyanları aslında Kırd-Zaza isyanlarıdır. Bu iki saptamaya göre Koçgiri’nin batısından başlayarak Dersim’e oradan da Palu, Bingöl, Lice-Piran’a uzanan kuzey şeridi Celali coğrafya oluyor" demiştim.

Ahmet Yaşar Ocak ise XVII. yy başlarındaki Celali İsyanlarında Kalenderilerin (Alevi-Kızılbaş) payının olduğunu belirtir. "Zira bu zümreler isyan liderleri için, zaten merkezi yönetimle başı dertten kurtulmayan hazır bir kaynak oluşturuyordu." (Kalenderiler, s. 134)

Kitabın yazarı Griswold, Celalilerin sosyal devrimci olmadıklarını, uzun vadeli ideolojik amaçları olmadıklarını iler sürer. Ona göre, Celaliler, Osmanlı devlet sistemini alaşağı etmek değil, devlet sistemine yeniden katılmak istemektedir. Ne Avrupalı güçlerin ne de Şah Abbas’ın işbirlikçileridir. Arayışları sistem-içidir.

Celali isyanlarında Osmanlı üst sınıfında, özellikle askeri sınıflarında yer almış zamanla konumlarını kaybetmiş ünlü komutanlar da yer almıştır. Griswold’a göre Osmanlılar Celali önderlerinden gelen tehlikeyi göremediler, Celali önderleri bilinen savaş yöntemlerinde çok usta olup; ne dine ihanet etmiş ne de ayrı bir devlet kurma (Canbulatoğlu hariç) peşindeydiler. Güven içinde yaşama ve topraklardan sağlanan gelirlerden pay alma talepleriyle Osmanlı sistemi içinde yer almak istediler.

Mustafa Akdağ’a göre de Celali İsyanlarında ne devleti ne de hanedanı endişeye düşürecek bir taraf yoktu. (age. s. 441) Yine Akdağ’a göre Celali isyanları, kadronun yüzde doksan beşi Levend (Sekban) olması itibariyle köylü isyanı, ama amaç yönünden bu hareket asla sosyal bir köylü hareketi değildir. (s. 445) Griswold kaynaklara dayanarak Celalilerin başını çekenlerin çoğunlukla Osmanlı askeri sınıfından geldiğini belirtir. Sıradan asker olan Sekban/Leventlerin ise çoğu kez doğu Anadolu ve Suriyeli olduğuna işaret eder. M. Akdağ’a göre Ekrad ve Arab-ı Badiye (Kürdler ve Çöl Arapları), Prof. Refik’e göre "Celalilerin tutunmaları, sivrilmeleri daha çok (...) Kürdler ve Türkler arasında olmuştur (aktaran Griswold). Bu Sekban ve Leventler başıbozuk insanlar olmayıp eğitilmiş askeri güçlerdi.

Canbuladoğulları

Kilis Emiri Canbulad Hüseyin Paşa, "El Kürdi" denilen Canbulad bin Kasım’ın oğluydu. Bu aile soyunu hem Selahattin Eyyubi’ye dayandırır hem de o dönemde gelenek olduğu üzere Abbasi halifelerine bağlıyordu. Soyu kutsal bir yere bağlama geleneği, bu gün de varlığın sürdürür. Şerefname’de Kilis Hükümdarları bölümünde bu aileyle ilgili bilgi verilmektedir. (Şerefname, 1990, s. 248-258) 1516'da Suriye’nin alınmasıyla Kasım Bey Yavuz Selim’e biat ettiği halde kısa bir süre sonra Yavuz Selim tarafından öldürtülmüş ve beylik Yezidi Şeyhi Şeyh İzzedin’e verilmiştir. Kasım Bey’in oğlu Canbulat Bey ise saraya alınmış ve orada yetiştirilmiştir. Kanuni devrinde beylik yine "Kkötülüğe ve bozgunculuğa eğilimli olan bu Kürtlerin Canpolad bey’den başka kimsenin dizginleyemeyeceği" ileri sürülerek Kasım Bey’in oğlu Canpolad Bey’e verilmiştir. (Şerefname)

Griswold, 1516'da Suriye’nin alınmasıyla beraber oradaki farklı etnik toplulukların Osmanlılar tarafından denetlenmesinin zorluğuna işaret eder. Osmanlılar Suriye'yi üç eyalete böldü (Şam, Halep ve Trablusşam) ve Kilis Emiri Canbuladoğlu Hüseyin Paşa’nın Halep beylerbeyi olmasına izin verdi. Beylerbeyi orduya asker hazırlar, erzak ve mühimmat sağlar ve padişahın buyruklarını yerine getirirdi. Kuzey Suriye’nin güç merkezi Halep olsa da Mekke’ye giden Müslüman hacıların güvenliğinden Şam sorumluydu. Trablusşam ise çok önemli bir ticari liman kentiydi. O dönemde imparatorluğun dokuz yargı merkezinden ikisinin (Şam ve Halep) burada bulunması da bölgenin önemini anlatır. Doğuya /İran’a giden önemli askeri ikmal yolu da Halep’ten geçiyordu. Ayrıca Halep ve Trablusşam Avrupa’ya giden deniz yollarıyla İran’ın büyük ipek (daha önceleri baharat) ticareti arasındaki bağlantıyı kurmaktaydı.

Canbuladoğlu Hüseyin Paşa, ünlü Osmanlı kumandanı Çağalzade (Çağaloğlu) Sinan Paşa tarafından 1605 yılında Van’da idam edilir. Söz konusu edeceğimiz Ali Paşa ise Hüseyin Paşa’nın yeğenidir. İdamın nedeni, Sinan Paşa’nın Safeviler karşısında aldığı ağır yenilgidir. Osmanlı paşası, yenilginin faturasını Canbuladoğlu’na ödettirmiştir. Çünkü Kürd emir, işi ağırdan alarak savaşa yetişememiştir. (Yazar, Osmanlı ordusunda çarpışan Kürdlerle ilgili olarak ‘güven vermeyen' tabirini kullandıktan sonra Cezire valisi Mir Şerif’i örnek verir. Mir Şerif’in Osmanlı vasalı olmakla beraber Safevi sarayına yakın durduğunu belirtir. Canbulad Hüseyin’in işi ağırdan almasını da buna benzetir).

 Griswold’a göre "Çok önemli bir Kürt aşiretinin önderi olan Paşa’nın idamı o zamanın en tehlikeli ayaklanmasının patlamasına neden oldu. Paşa’nın idamıyla, ayrılıkçılığın tohumlarının atıldığını ileri sürer. Canbuladoğlu’nun amacı Celalilerin yaptığı gibi Osmanlılarla uzlaşmak değil, başkenti Halep olan bağımsız bir devlet kurmaktı. (s. 46)

Osmanlılar, Suriye üzerindeki denetimlerini çeşitli sınıf ve meslek gruplarına dayanarak sağlıyordu. İlk olarak devletin askeri ve sivil bürokrasisini zikretmek gerekir. Beylerbeyi, yeniçerileri ve kapıkulu askerleri, defterdar, sancakbeyleri ve kadıları bu kategoride zikretmek gerekir. İkinci olarak kentli reaya, eşraf, kentin ticaretini ellerinde tutan bu kesim, kendisini peygamber sülalesinden sayma hasebiyle de toplumda önemli bir mevkiye sahipti. Müslüman olmayan halk da ticarette önemli güce sahipti. Mesela Halep’in ipek ticareti Ermenilerin elindeydi. Üçüncü olarak bölgede yabancılar, özellikle tüccarlar önemli yer tutuyordu ki en önemlileri Venediklilerdi. Daha sonra İngiliz ve Fransızlar da dahil oldu. Dördüncü olarak aşiret reisleri, yerel emirler önemli bir gücü teşkil ediyordu. Osmanlı bu kesime geniş özerklik vermiştir. Ancak bunların fazla palazlanmamalarına da dikkat ediyordu. Bunlar arasına nifak politikası sokmak ta vazgeçilmez bir politikaydı. Her şeye rağmen güçlü yerel önderlerin elinde güç birikmesi Osmanlı için tehlikeliydi; lakin Osmanlı da bunu bilmez değildi. Bu yerel güçlerin kuvvetli olanları o dönemde Osmanlılar ile sık sık savaşlara tutuşan Avrupalı Hıristiyanların da dikkatini celp etmişti. Avrupalıların derdi, bu yerel güç odaklarını, Osmanlılara karşı kullanmaktı. Osmanlı da bu meseleye pür dikkat eğilmişti. (Mesela, Batılıların İskenderun'da liman açılmasını ısrar etmelerinin nedeni Kuzey Suriye’de ayaklanan Canbuladoğlu’na silah yardımı gayesi taşıdığı anlaşılınca liman kapatılmış, bir kaç sene sonra yeniden açılmıştır). O dönemde özellikle Venediklere karşı öne çıkan Toskana Dükü Ferdinand için de Osmanlılara karşı en uygun rakip Canbuladoğlu hanedanı idi.

Canbuladoğlu Ali Paşa

Toskana raporlarında "nitelikli adam, Suriye Prensi’nin soyundan, iyi bir kişi, gözü pek adam’’ diye tanımlanan Ali Paşa, planını Osmanlıların aşil topuğu olarak görülen iç çelişki ve çatışmaları üzerine kurmuştu. Celalilerin desteğini alacağını umuyordu. Dışarıdan gelecek silah özellikle tüfek yardımıyla sekban askeri donatacağı hesapları yapıyordu. İran ve Avusturyalıların Osmanlıları sınır boylarında uğraştıracağını düşünüyordu. Padişaha ise sadık kaldığını da bildirerek gerçek niyetini gizlemeyi de ihmal etmiyordu. Canbuladoğlu Ali’nin Suriye’de güçlenmesi Osmanlının gözünden kaçmadı ve istemeyerek de olsa onu Halep Beylerbeyi olarak kabul etmeye karar verdi. Suriye’de güçlenmesinde Dürzi emir Lübnanlı Fahreddin’le işbirliğinin de rolü vardı. Nitekim iki emir arasındaki bu yakınlık Ali’nin yenilgisini izleyen yıllarda akrabalarının Lübnan’a sığınmasında yardımcı oldu (Griswold bu bilgiyi tarihçi Refik’ten almıştır). Ali Paşa, kendi gizli emellerini açığa vurmayıp padişaha bağlılığını sürdürmüştür. Kendisine vezirlik verildiği takdirde İran’a karşı çıkılacak doğu seferinde 10.000 askerle hizmetine girmeyi önermiştir. Ali Paşa’nın Kazaya Defterinde sıraladığı isteklerden biri olan on beş sancakbeyini (birisi de Çemişgezek -şimdiki Dersim- sancakbeyliğidir) tayin etme yetkisi kendisine tanınmıştır. Halep merkezli rejime katılmasalar dahi kendisine sadık toprak sahipleri ve askerlerden bir çember oluşturmak istiyordu. Koruyucu bölge olarak düşündüğü ve Osmanlı ile İran arasında bir tampon bölge niteliğindeki bu bölge Rakka’dan Tarsus’a, oradan Çemişgezek’e kadar uzanıyordu. (Padişaha sunduğu listede bu sancaklardan İran’a yapılacak seferde verebilecekleri asker sayısını bildirmektedir.) Bu bölge Canbuladoğlu ile Osmanlı arasında bir nevi tampon bölgedir.

Ali’nin kimi Celali şefleriyle de ilişkide olduğu belirtilmektedir. Özellikle dönemin ünlü Celali liderlerinden Kalenderoğlu Mehmet ve Kara Said ile işbirliği halinde olduğu, başarılı olması halinde Anadolu’yu onlara bırakmayı planladığı ileri sürülmektedir. (Canbuladoğlu ünlü Celali şefi Karayazıcı ile de görüşür fakat bölgedeki egemenliğini riske atmamak için Karayazıcı, Urfa kuşatmasında Osmanlı kuvvetlerinin yanında yer alır)

Bu durumdan hareketle Ali Paşa’ya Celali şefi denebilir mi? J. Griswold Canbuladoğlu’nun siyasi hedefler itibarıyla diğer Celali şeflerinden farklılığın altını çizmektedir. Benzer saptamayı Sencer Divitçioğlu da yapmaktadır: "Aslında tarihçiler bu dönemin ünlü Celali başbuğları arasında Canbolat Ali Paşa’yı da sayarlar. Galiba onun pek sayılmaması gerekir. Çünkü, Karayazıcı ve Kalenderoğlu gibi başbuğların ayaklanmaları köylü kökenli ve ön-politik bir tarzda tecelli etmişken, Canpoladoğlu’nunki özgüllükle politiktir. Amacı Osmanlı imparatorluğunu önce yıpratmak, sonra çökertmektir. Bu uğurda, Katolik Avrupa’ya Suriye kapılarını açmak için Toskana Dükü ferdinand ile ittifaklar kurmuş, kendi Suriye devletinin sınırlarını, kuzeyde Erzincan, Sivas, Amasya, Yozgat kesimine (segment) kadar genişletmek üzere Osmanlı devletinden talepte bulunmuştur. Ahmet I de yakınındakilere dönüp "Bu Ali artık çok oluyor demişti" (Cogito, Osmanlılar Özel Sayısı, Divitçioğlu: 1999, Yapı Kredi Yay.)

Ali Paşa Osmanlılarla kanlı bıçaklı olan kimi Celallilerin, İran şahı ile Toskana dükasının yardımını da alabileceğine güvenerek Suriye’de bir devlet kurmak için harekete geçti.

 Griswold aktardığına göre Amerikalı yazar Masters Bruce "Celali İsyanlarının 17. yy’da Halep’i, özellikle Canbuladoğlu Ali Paşa’nın bir Kürt devleti kurmak için yaptığı başarısız girişim yoluyla etkilediğini" anlatıyor. (s. 203). Refik Abdülkerim’in konuyla ilgili çalışmasından da "Halep’te Osmanlıların izin verdiğinden daha fazla bağımsızlık isteyen bu Kürt lideri üzerine bazı o dönemden kalma kaynakları derinlemesine inceliyor" şeklinde bahsetmektedir.

Güçlü ordusu yanında devlet yönetimi ve dış siyasetini de geliştiren Ali Paşa, bağımsız devletini (deyim Griswold’a ait) Halep Beylerbeyliği'nin temelleri üzerine oturttu. Belgelere göre Ali Paşa kendi adına para bastırmış ve adına hutbe okutmuştur. ‘Suriye Krallığının Efendisi ve Koruyucusu’ ünvanını benimsemiştir. Griswold, zamanın Fransız büyükelçisi Salignac’a dayanarak Ali Paşa’nın kendisini "Anadolu’nun Kralı" ilan etmiş olabileceğini de ileri sürüyor.

Bazı yabancı diplomatlar Ali Paşa’nın Şah Abbas’la haberleştiğini, şah tarafından kendisine armağanlar gönderildiğini iddia eder. (Ancak Osmanlı ve İran kaynaklarında böyle bir kayda rastlanmamıştır).

Ali Paşa’nın asıl dış bağlantısı Toskana Dükü 1. Ferdinand’dan gelmiştir. Aralarında yaptıkları anlaşmada "malzeme ve yardımın uygun zamanda geleceği" belirtilmektedir. Griswold, haklı olarak bu anlaşmayı tek yanlı bir bağımlılığa dayalı ya da eşitler arasında bir anlaşma değil teknolojide ileri bir devlet ile zengin bir bölge arasında bir anlaşma olarak nitelemektedir. (Kanuni’nin daha önce Fransızlara tanıdığı kapitülasyonlar hatırlansın.) Anlaşma Batılılara geniş ayrıcalıklar vermekle beraber Canbuladoğlu’nu "Suriye Krallığının Prensi ve Koruyucusu" ilan ediyor.

Kuyucu Murat Paşa

Ali Paşa’nın bu yükselişi Osmanlıların gözünden kaçmıyordu. Sultan I. Ahmet ilk iş olarak Kuyucu Murat Paşa’yı göreve çağırdı. Kuyucu Murat devletin siyasi önceliği konusunda hemen değişiklik yaparak Canbuladoğlu Ali ve Celalileri İran’dan daha tehlikeli gördü ve ona göre strateji belirledi. Kuyucu Murat ile Canbuladoğlu kuvvetleri ekim 1607'de Oruç Ovasında karşı karşıya geldi. Canbuladoğlunun ele geçen önemli kişilerinden alınan bilgilerden onun bağımsız bir devlet kurmak peşinde olduğu anlaşıldı. Kuyucu Murat, Ali Paşa’nın ordusunu yok etti ve bağımsız devlet umuduna son verdi. Kaynaklar, Kuyucu Murat’ın 1606 yılından 1610 yılına kadar Celali isyanlarını bastırırken 26 bin kişi Canbuladoğlu ile tutuştuğu savaşta olmak üzere toplam 65 bin kişiyi katlettiğini yazmaktadır. Öldürttüklerini toplu olarak açtığı kuyulara attırdığı için kendisine bu lakabın verildiği (başka iddialar da var) söylenmektedir. Kuyucu Murat daha çok alevi kırımlarıyla anılsa da bu doğru değil, zira ordu serdarı olarak görev alarak bastırdığı isyanlar Alevi-Kızıllbaş isyanları değildi.

Ali Paşa’nın ordusu dağıldıktan sonra İstanbul’a gelerek padişahtan affını istedi. Padişan onu Temeşvar’a beylerbeyi olarak atadı ama kısa bir süre sonra idam edildi.

Canbulad ailesinden geride kalanlar Kilis’ten ayrıldılar. 1630 yılı geldiğinde Lübnan’a yerleşmiş bulunuyorlardı. Sünni mezhebinden Dürziliğe döndüler. (Ailede Hüseyin, Ali, Haydar, Hıdır gibi ilk elde Şii/Alevi çağrışımı yapan isimler bulunsa da aile Sünnidir. Sünni Kürdler de çok derin bir Ehli Beyt sevgisi vardır.) Bu gün bizim Dürzi olarak bildiğimiz Lübnanlı Canbulad ailesi demek ki köken olarak Kürd bir hanedana dayanıyor. Zaten Şerefname’de Canbuladoğulları Kilis Hükümdarları bahsinde anlatılmaktadır. Ali Paşa bağımsız devlet kurmada başarılı olamadı ama çağdaşı Dürzi emir Maanoğlu Fahreddin’e esin kaynağı oldu. "Ali Paşa’nın idamından on yıl sonra aynı yolu izleyen Fahreddin öyle başarılı oldu ki, kimi tarihçiler günümüz Lübnan devletinin temellerinin Maanoğlu deneyimiyle atıldığını söylemekteler." (Griswold) Kürdlerin böylesi tarihsel başarıdan yoksun oluşunun acısı bu gün de çekilmektedir.

Na xebere 304 rey wanîyaya
No nuşte hema şîrove nêbîyo.