zazaki.net
25 Teşrîne 2017 Şeme
Girdîya Karakteran : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
21 Hezîrane 2013 Îne 07:31

Çiftdilliliğin geleceği var mı?*

Prof. Dr. Colin Baker

 

Küreselleşme her zamankiden daha hızlı ilerler, bilgi her zamankinden daha hızlı yayılır, iletişim araçları ve internetin sunduğu imkânlar ve öteki kitle iletişim araçları ülke sınırlarını önemsiz hale getirirken, dünyada çok konuşulan belli dillerin, özellikle de İngilizce’nin öneminin giderek arttığı bir dönemdeyiz. Ülkeler, hatta kıtalar arası seyahatlerin olabildiğince kolaylaşması ve eskisine göre çok daha ucuzlaması ve hızlanmasıyla beraber azınlık dillerinin giderek daha az kullanılması ve egemen dillerin giderek daha fazla önem kazanması ve yayılmasıyla karşı karşıyayız. Avrupa Birliği’nin siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel olanaklarının artması, Kuzey Amerika’nın küresel güç dengeleri ve siyaset sahnesinde oynadığı önemli rolü devam ettirmesi, bu ülkelerin dillerinin her zamankinden daha fazla değer kazanmasına yol açtı. Bunun karşısında benzer şekilde güçlü iktidarlardan nasiplenemeyen diller ve kültürler sadece şanlı geçmiş ve dağınık vatanlar ile ilişkilendirilmektedir.

Bu genel durumdan hareketle, bazı kesimler dillerin ekonomisinde bir değişiklik olacağına inanıyor. Buna göre ticaret, bilgi değişimi ve uluslararası ilişkilerde kullanılan dillere doğru bir kayma olacağı tahmin ediliyor. Bu mantık yürütmeye göre azınlık dilleri ve çiftdillilik gelecekte bir tehlike ile karşı karşıyadır. Bazı kesimlere göre de çiftdillilik, dünya sahnesinde tarihsel olarak gelinen bir orta noktadır ve egemen bir dilde tekdilliliğe doğru bir gidiş söz konusudur.

Günümüze gelene kadar yaklaşık 100 bin dilin kaybolmuş olduğu ve dillerin neslinin tükenmeye doğru gittiği söyleniyor. Benzer şekilde, dillerin kaybolması ile birlikte kültürler, medeniyetler, kültür mirasları ve tarihler de kaybolmaktadır. Alaska Yerli Dilleri Merkezinden Michael Krauss, dünya dillerinin yüzde 20 ile yüzde 50 kadarının gelecek 100 yıl içinde büyük bir ihtimalle kaybolacağını veya önemli ölçüde kaybolma riski ile karşı karşıya olacağını belirti. Krauss, uzun vadede insanlığın kullandığı dillerin yaklaşık yüzde 90’ının tükenmesinin veya tükenmeye mahkûm olmasının ciddi bir olasılık olduğunu öne sürmektedir. Ayrıca, Krauss dünya dillerinin yüzde 50 kadarının artık yeni kuşaklara aktarılmadığını ve acil koruma önlemleri alınmadığı takdirde kaybolacakları görüşünde.

Dillerin gelecekleri ile ilgili bir başka kanıya göre asırlar boyunca iki veya daha fazla dili konuşanlar, özellikle de söz konusu diller görece değerli ve güçlü iseler, ciddi bir statü ve saygınlığa sahip olmuşlardır. Batı’da Fransızca, İngilizce, Almanca, Rusça gibi dillerin iki veya daha fazlasını kullanabilmek her zaman değerli bir özellikti ve tüccarlar, diplomatlar ve gezginler arasında hep talep gördü. Benzer şekilde Müslüman dünyasında medreselerde genelde ikiden daha fazla dil eğitimde kullanıldı ve çokdilli müderris ve talebeler her zaman ihtiyaç duyulan kişiler oldular. Küreselleşme ile beraber ulaşım ve ticaret olanaklarının hızla artması, yukarıda düşünülenin aksine iki veya daha fazla dil konuşan insanlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulmasını sağlamıştır. Bunun en belirgin örneklerinden biri de birçok ülkede gittikçe daha fazla çokdilli eğitim politika ve pratiklerinin kabul edilip uygulanması olmuştur.

Üstelik birden fazla dile olan bu ilgi azınlık dilleri için de geçerlidir. Zira nasıl ki küreselleşmeye dâhil olmak ve uluslararasılaşmak için bir baskı varsa,  köklere dönmek için de farklı türden bir baskı oluşmaktadır. Ayrıca özellikle sosyal bilimlerde farklı kimliklerin ön plana çıkmasına yol açan postyapısalcı ve postkolonyal yaklaşımların daha çok kullanılmaya başlaması, köklere dönüş için bir motivasyon sağlamaktadır. Zira dünya giderek küçülürken ve farklılıklar kaybolmaya başlarken, kim olduğumuz ve nereden geldiğimize dair bir ihtiyacın ortaya çıktığı da gözlemlenmektedir. Bu anlamda hem yerel bir kimliğe hem de daha kapsamlı bir kimliğe ihtiyaç duyulabilir.

Öte yandan dillerin kullanılması veya kullanılmamasındaki bu dönüşümler göçmen statüsündeki diller için de birtakım değişimler getirmektedir. Zira göçmen dillerinin bir kısmı asimilasyon yoluyla kaybolma riski ile karşı karşıyayken bir kısmı da geçmişleriyle bağlarını koruma konusunda istekli olup geçmişlerine ait kültürel mirası sahipleneceklerdir. Aile geçmişi, ait olunan etnik grupların kültürel mirasına yönelik nostaljik “muhteşem geçmiş”te devamlılık ve kökleşmişlik bulma ihtiyacı güçlü bilinçli ve bilinçdışı dürtüleridir. Örneğin kendilerine miras kalan dillerini kaybeden üçüncü ve dördüncü kuşak yerleşik göçmenler bazen köklerini bulmak üzere aile ve veraset kütüklerine ilgi duyar. Zira bir azınlık kültürünün geçmişine erişebilmekle öz kimlikten kaynaklanan bir güven ve geçmiş mirası paylaşmak mümkün olabilir. “Büyük ve bilinmeyen” yerine “küçük ve bilinen içinde” bir statü ve tür güvenlik duygusu kazanılabilir.

Diller nadiren yerlerinde sabit kalır. Siyaset, ekonomi, kültür, bireysel ve kolektif ihtiyaç ve talepler ve kişisel motivasyonların değişmesiyle beraber yer değiştirirler. Çoğu azınlık dilinin uzun vadede geleceği ile ilgili olarak kesin bir şey söylemek zordur. Ancak son on yılda dünyadaki dil farklılıklarının korunmasının gerekliliği gittikçe daha fazla dillendirilmektedir. Bu yönde atılacak adımlar şüphesiz dünyadaki dilsel, kültürel ve ruhsal farklılıkların korunmasını da beraberinde getirecektir.

Prof. Dr. Colin Baker

Bangor Üniversitesi, Galler

* Bu yazı, Colin Baker’in A Parents' and Teachers' Guide to Bilingualism isimli kitabından uyarlanarak çevrilmiştir. Bu yüzden çeviriler, orijinal metindeki kelimeler ile birebir uyuşmayabilir.

_________

Not: Bu makale Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü DİSA tarafından hazırlanan "Önce Anadili" broşürleri dizisinde yayınlanmıştır

Na xebere 1071 rey wanîyaya
No nuşte hema şîrove nêbîyo.