zazaki.net
29 Teşrîne 2021 Dişeme
Girdîya Karakteran : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
17 Teşrîne 2021 Çarşeme 07:44

Bir çarpıtmanın anatomisi: Ehmedê Xasî örneği

Roşan Lezgîn

Ehmedê Xasî’nin 1899 yılında Osmanlı döneminin Eğitim Bakanlığı olan Maarif-i Umûmiye Nezareti tarafından Diyarbekir’de basılmış Mewlidê Kirdî adlı eseri Zazakî Kürdçesiyle yazılmış ilk kitaptır. Çocukluğumdan beri aşina olduğum bu metnin 1899, 1911 ve 1982 baskılarından üç orijinal nüshası elimde mevcuttur. Şimdiki nesiller Arapça alfabeyi okuyamadıklarından, 2008 yılında 1911 baskısını Latin alfabesine çevirip İnternet ortamında yayınladım. Sonra, 2013 yılında kendi sesimle okudum ve CD ile birlikte metnin tıpkıbasımıyla Nûbihar Yayınları tarafından yayınlandı. 2020’de yayınlanan ikinci baskıda ise, anadilinden uzaklaşan yeni nesiller daha iyi anlasın diye, eserde geçen Arapça metin ve ibareleri çevirdim ve tüm sözcüklerin de sözlüğünü hazırladım. Kitabın adı, bizzat yazarı tarafından Mewlidê Kirdî olarak konulduğundan, metne sadık kalınarak, her iki baskı Arapça genel mevlid adıyla birlikte bu isimle yayınlandı. Böylece, bu değerli eserimiz görünür ve ulaşılır oldu; hakkında yazılar yazıldı, tezler hazırlandı.

Ama “Kirdî” adından hazetmeyen ve görevleri anti-Kürd faaliyet yürütmek olan kimi kişiler, sosyal medyada açtıkları sahte hesaplarda, Youtube kanallarında yayınladıkları videolarla, “Kirdî adının aslında kerd olduğunu, benim bunu değiştirmiş olduğumu” öne sürerek, şahsıma ağır hakaret ve küfürlerde bulundular. Buna karşı “Mewlidê Kirdî adı üzerine” açıklayıcı bir yazı yazdım. Fakat bu kez, Malmîsanij’ın 1978 yılında, Devrimci Demokrat Gençlik dergisinin 2. sayısında yayınladığı yanlış bir çeviriyi kanıt gösterip şahsıma yaptıkları hakaret ve küfürlerin dozunu daha da artırdılar.

Malmisanij, Devrimci Demokrat Gençlik dergisinde yayınladığı “Zaza Lehçesinde Yazan Bir Şair: Melay Xasi” başlıklı yazısında, Ehmedê Xasî’nin kitabında nesir olarak geçen iki uzun cümleyi oldukça kısaltarak, “Temam vıraştısê Mewlidi kerd bı yardımê Xalıgı… bi dest Ehmedê Xasî Hezan’dı, henzar û hirı sey, û şıyyıs serri de tarixi Erebı bizan”[1] şeklinde vermiş. Görüldüğü gibi, “Kirdî” adını gerçekten “kerd” şeklinde çevirmiş. Bu, elbette yanlıştır. Zaten daha sonra, kendisi 1985 yılında, Paris Kürt Enstitüsü yayını olan Hêvî dergisinin 4. sayısında yayınladığı ikinci bir çeviride, bu ibareyi, doğru bir şekilde çevirmiş.[2] Yanlışını düzeltmesine düzeltmiş ama, başından günümüze bu zazacılık faaliyetlerini yöneten bir şahıs, bunu fırsat bilmiş, Piya dergisinin 13. sayısında Filit Siwanij adıyla yazdığı yazısında, Malmîsanij’in bu yanlış çevirisini güya eleştirmiş. Malmîsanij’ın da kendini suskunluğa vurması buna eklenince, iş orada kalmamış; yeni yetmelere oyun çıkmış! Filit Siwanij’ın kendilerine servis ettiği Malmîsanij’ın yanlış çevirisini belge olarak gösterip bana yönelik küfür ve hakaretlerini habire güncelliyorlar.

Xasî’nin eserinin 3 orijinal nüshası ve farklı kişilerin yaptığı çeviriler açık bir şekilde ortada dururken, yanlış bir çevirinin çarpıtılarak doğruymuş gibi öne sürülmesi, elbette art niyetli bir davranıştır. Fakat işlerine böyle geldiğinden, öyle görünüyor ki aynı şeyi sürekli tekrarlayıp duracaklar. Bir de, Malmîsanij’i hiç yanlış yapmaz görenler, bu hakaret ve küfür salvolarına cevap vereceklerine, bana link atıp, “Sana küfür ediyorlar” demekle yetinince, geriye doğru gidip bu işin başlangıcı olan Piya dergisinde yayınlanan Filit Siwanij’ın yazısına yakından bakmak elzem oldu.

Filit Siwanij’ın Çarpıtma ve Hezeyanları

Piya dergisinin 13. sayısında yayınlanan Filit Siwanij’ın (Bundan sonra Sayın Eleştirmen diyeceğim.) yazısı “Büyük Zaza Şairi Xasi ve Eserine Yönelik Bir Saygısızlığın Teşhiri”[3] şeklinde aşırı mübalağa bir başlık taşıyor ama asıl kendisi saygısızlık yapıyor. Önce Ehmedê Xasî’ye kendince zazacı bir gömlek giydiriyor. Sonra, uzun uzadıya keyfince birşeyler anlatıyor. Nihayet sadede gelip Malmîsanij’in yaptığı her iki çeviriden ilgili bölümü karşılaştırıp var olan çelişkiyi gösteriyor ve “İşte şimdi sıkı durun. Zira çok ilginç ve dehşetli, hatta zevkli ve de eğlendirici bir tablo ile karşılaşacağız. Çünkü burada konu ile ilgili iki ayrı görüşü mukayese edeceğiz. Her iki görüş de Sayın Çevirmen'e ait.” dedikten sonra, “Sayın Çevirmen'in her iki görüşü de meydanda. Ortada bir çelişkinin olduğu açık!” diyerek adeta mal bulmuş mağribi misali, “Sayın Çevirmen” dediği Malmîsanij’e yürüdükçe yürüyor, eziyor adeta. Fakat Malmîsanij’in yanlış çevirisini doğru, doğru çevirisini de yanlışmış gibi göstererek bir çarpıtma üzerinden yapıyor bunu. Malmîsanij’ın yanlış yaptığı çeviri cümlesinden küçük bir ibare alarak kendince “Temam bı vıraştışi Mewlid'i. Kerdı bı yardımı Xalıqi” Türkçesi: “Mewlid'in yazılışı/yapılışı tamamlandı. Halık (Yaratıcı, Tanrı) yardım etti" şeklinde, sözde düzelttikten sonra “İşin aslı, işte bu! Görüldüğü üzere, durum, Sayın Çevirmen'in iddia ettiği gibi değil. Yani, "Mewlidê Kırdi" (Kürtçe Mevlit) diye bir ifade yok!” diyor. Fakat Zazakî’de böyle saçma bir cümlenin olamayacağını çocuklar bile bilir. Ama Zazakî bilmeyen fakat zazacılık yapan yeni yetmeler buna inanmıştır!

Sayın Eleştirmen, yazısında “Xasi hakkında konuşabilecek, yaşamını ve düşünsel yönünü dahi bilebilecek(!), bu konuda kesin bir yargıya varabilecek(!), kadar, bilgiçlik(!) taslayan Sayın Çevirmen, anlaşılıyor ki, Xasi'nin bir ölüm tarihini bile bilmeyecek kadar bilgisizdir” (s. 7) diyerek açık bir şekilde Malmîsanij’e hakaret ediyor. Ama doğrusu, asıl kendisi Xasî’nin doğum ve ölüm tarihini bilmiyor. Yazısında “büyük Zaza şairi Ehmedi Xasi, bundan 127 yıl önce, 1863 yılında Diyarbekır'ın Lice ilçesine bağlı Hezan köyünde dünyaya geldi. 1950 yılında, 87 yaşında iken hayata gözlerini yumdu” (s. 5) diyor. Oysa Xasî, kendi kalemiyle Umûrî Şer’iyye Evkaf Vekâleti’ne verdiği 20 Mart 1921 tarihli yazıda, kendisi hakkında şu bilgiyi veriyor: “İsmim Ahmed. Mahlasım Hasî. Pederimin ismi Hasan Efendidir. Mahlasımla yâd olunurum. Pederim berhayat değildir. Lice’nin Hezan karyesi ahalisindenim. Ebeveyn cihetinden maruf bir sülaleye mensubiyetim bence malum değildir. Devlet-i Aliye-i Osmaniye tebaasındanım. Mahalli veladetim mezkûr Hezan karyesidir. Şehr ve yevm-i veladetim malum değildir. Tarihi bin iki yüz seksen üç [1867] sene-i maliyesidir.” Görüldüğü gibi, bizzat kendisi, ay ve günü bilinmiyor ama doğumum 1867 senesidir diyor. Xasî’nin ölüm tarihi ise, 18 Şubat 1951’dir. Doğum ve ölüm tarihleri mezar taşına da kazılmıştır.[4] İşte bu şekilde, Sayın Eleştirmen, bilmediği bir şeyi uydurarak, yanlış tarihler veriyor ama tıpkı şimdi bana yapılan gibi sanki kendisinin doğruymuş da, eleştirdiği kişininki yanlışmış gibi, üst perdeden muhatabını aşağılıyor.

Tam burada, Sayın Eleştirmen açısından, yaptığı bu apaçık saçmalamadan çok daha beter olan diğer bir durum şudur: Maarif-i Umûmiye Nezareti’nin Türkçe olarak ruhsat açıklaması metninde geçen “Zaza lisaniyle” ibaresi ile kitabın sonunda geçen Siirtli Fethîllah Hesbî efendinin takrizinde geçen “Zazewîyye” sözcüğünün altını çizerek ilk sayfayla birlikte fotoğraflarını okurun gözüne sokarcasına veriyor. Ama içinde “Mewlidê Kırdi” adının geçtiği sayfanın fotoğrafını vermiyor. Oysa uzun iki cümleden oluşan nesir kısmının geçtiği sayfanın tamamının fotoğrafını vermesi yazısının olmazsa olmazıdır; çünkü yazısı bunun üzerinde kurulmuştur. Ama Sayın Çevirmen, bunu vermiyor. Bu bir hile, açık bir sahtekarlıktır. Kendisini akıllı ama okurları ahmak görmüş olmalı!

Biz burada, “Mewlidî Kirdî” adının geçtiği cümleyi tam olarak çevirisiyle verelim: “Temam bi viraştişê Mewlidê Kirdî bi yardimê Xaliqî û feyz û bereketê Pêxemberê ma, sellellahû ‘eleyhî we ‘ela alîhî we sellem, bi destê Ehmedê Xasîyê Hezanicî, di henzar û hîrê sey û şîyyes serre bi tarîxê ‘erebî. Be‘da nê bizanîn ma ferq kerdo beynatê "kaf"ê ‘erebî we ‘xeyrê ‘erebî bi hîrê nuqtan. Ye’nê, ma “kaf”ê ‘erebî ser o nuqtey nêronay, û ‘xeyrê ‘erebî ser o hîrê nuqtey ronay; zey “gişt” û “kişte”. Axir enê çiyê anayin ferq nêbê, bi nuqtan nêbo, nînê zanayiş, wes-selam.”[5]

Türkçesi: “Kürtçe Mevlid’in yapılışı, Yaradan’ın yardımı ve peygamberimiz sallallahu aleyi we ala alihi ve selleminin feyiz ve bereketiyle, Hezanlı Ehmed-i Xasî’nin eliyle Arap tarihi ile 1316 yılında tamamlandı. Sonra, şunu biliniz ki, üç nokta ile Arapça “kef” ile Arapça olmayanın arasına fark koymuşuz. Yani, Arapça “kef”ın üzerine nokta koymadık ve Arapça olmayanın üzerine üç nokta koyduk; “gişt” ve “kişte” gibi. Netice, bu gibi şeyler fark edilmese, noktalarla olmasa, bilinmez. Vesselam.

Görüldüğü gibi, bizzat yazarın kendisi eserini Mewlidê Kirdî yanî Kürtçe Mevlit olarak adlandırmaktadır. Kitabını yeniden yayınlarken bu adlandırmaya sadık kaldım. Arapça olan isim ise, bütün dillerde yayınlanan mevlitlerin ortak adıdır ki onu da kullanmışım. Kaldı ki, eserin basımı için yapılan Türkçe yazışmalardan en az ikisinde de bu ad geçiyor. Birisinde “Zaza lisanı üzerine muharrer Kürtçe Mevlüd-i Şerif”[6], diğerinde “Zaza lisanı üzere muharrer Kürdçe Menkıbe-i Veladet-i Hazret-i Risaletpenâhi (Kürdçe Hazreti Peygamberin Doğumu Öyküsü)”[7] şeklindedir. Ama Sayın Eleştirmen, yazısında “Bilinçli bir Zaza yurtseveri olduğunu, anadili olan Zazaca ile kaleme aldığı eseriyle kanıtlamış bulunan Xasi, kitabının birinci sayfasındaki açıklamada yer alan ‘Zaza lisanı’ ifadesiyle de bu hususu daha da pekiştirmiş bulunmaktadır.” (s. 8) diyor. Eğer Xasî zazacı olsaydı, dilekçesinde Kürdçe Mevlid der miydi? Ama Sayın Eleştirmen, “Xasi eserinde, "ZAZA LİSANI" (ZAZA DİLİ) deyimini kullanıyor. Bundan da anlaşılıyor ki; Xasi, ZAZACA'yı Kürtçe'nin bir ‘lehçe’si olarak görmüyor.” (s. 13) diyebiliyor! Doğrusu Xasî, metninin hiçbir yerinde “Zaza” adını kullanmış değildir. Fethîllah Hesbî efendinin Arapça takrizinde geçen “zazawiyye” sözcüğü ve Türkçe ruhsat yazısındaki “Zaza lisaniyle” ibaresi Xasî’ye ait değildir. Bunlar örneğin, kimi kitaplarda geçen ve yazara ait olmayan yayıncı dipnotları, editörün sunuş yazısı veya müfessirlerin sayfa kenarına yazdıkları haşiyeler gibi, “dış metin” kategorisindeler, yazara ait değiller. Zaten bu metinler, basım aşamasında kitaba eklenmiştir. Ama Sayın Eleştirmen, bunları Xasî’ye ait göstererek, açık bir şekilde çarpıtıyor, iftira atıyor.

Sayın Eleştirmen, “Bir husus daha var” diyerek şöyle devam ediyor: “Eğer gerçekten sözkonusu sözcük, ‘Kürtçe’ anlamına geldiği iddia edilen ‘Kırdi’ olmuş olsaydı, bunun ‘Kırdki’ şeklinde yazılması gerekmez miydi? Zazacada ‘dil’ isimlerinin sonunda hep ‘-ki’ takısının bulunduğu ('Erebki, Farıski, Tırkki, Almanki gibi) bir gerçek değil midir?” (s. 17) Hayır, gerçek değildir! Bakınız, Xasî, “Kirdî” dediği paragrafın hemen ikinci cümlesinde “Be‘da nê bizanîn ma ferq kerdo beynatê "kaf"ê ‘erebî we ‘xeyrê ‘erebî bi hîrê nuqtan. Ye’nê, ma “kaf”ê ‘erebî ser o nuqtey nêronay, û ‘xeyrê ‘erebî ser o hîrê nuqtey ronay” diyerek, dört kez ‘erebî (Arapça) diyor. Yani, Sayın Eleştirmenin iddia ettiği gibi Xasî ‘Erebki demiyor. Çünkü Zazakî konuşan hiç kimse, örneğin “Tirkkî” demez, diyemez; “Kurdkî, Kurmanckî” de demez. “Zaza” adındaki “-kî” eki takı gibi görünse de, gerçekte sadece “-î” takıdır, “k” kaynaştırma sesidir. Zaza sözcüğü sesli harfle bittiğinden “k” sesi kaynaştırma olarak araya girmiştir. Zazacada ‘dil’ isimlerinin sonunda hep ‘-ki’ takısı bulunmaz! Sayın Eleştirmen, hile yaparak bu sayfanın fotoğrafını vermediğinden, dili ve konuyu bilmeyenlerin zihinlerini bulandırmak suretiyle onları kandırmaya çalışıyor sadece.

Filit Siwanij, “Xasi'nin, ‘Kürtçe ve Arapça şiirler yazdığını’ da söyleyen Sayın Çevirmen, ‘Kürtçe’den örnek veremedigi gibi, nedense Xasi'nin Türkçe şiirlerinden hiç mi hiç bahsetmiyor.” (s. 7) diyerek Malmîsanij’ı yalancılıkla suçluyor ve Xasî’yi “Büyük Zaza Şairi” olarak  niteliyor. Ancak şimdiye kadar Xasî’nin bir Zazakî şiiri tespit edilmiş değildir, çünkü Xasî Zazakî şiir yazmamıştır. Zeynelabidin Amedî’nin derleyip kendi hat yazısıyla yayınladığı nüshada, Türkçe bir gazel ve bir mülemması mevcuttur. Mülemmanın her bir mısrası Arapça, Farsça, Türkçe, Kurmancî ve Kirdî ile yazılmıştır. Mihanî Licokic’in 1994 yılında yayınladığı transkripsiyonda 11 kıtadan oluşan Seîyê Karazî’yi hiciv ettiği bir Kurmancî şiiri mevcuttur.[8] Bunun dışında, üç Kurmancî şiiri de Nûbihar dergisinin 155. sayısıda yayınlanmıştır.

Xasî’nin Zazakî olarak yazdığı tek eseri manzum mevlididir. Manzum mevlitler, edebi olarak şiir kategorisine dahil değildir. Bu tür mesneviler daha çok pedagojik ve eğitim amaçlı yazılmıştır. Bu açıdan bakıldığında mevlitleri salt şiir olarak değerlendirmek doğru değildir. Zira mevlit, onuncu yüzyıldan başlayarak ilkin Arapça, sonraları İslam toplumlarının konuştuğu birçok dilde, aynı konu ve kalıplarla taklit edilerek bir nevi adaptasyon şeklinde yazılmıştır. Dolayısıyla mevlitler, her ne kadar şiir kalıplarıyla yazılmış olsa da, kurgusal metinler olmadıklarından, mevlit yazanların şair sayılması pek mümkün görünmüyor. Dolayısıyla eğer Xasî’ye şair diyeceksek, Kurmancî ve Türkçe şairi diyebiliriz ama ‘Zaza şairi’ diyemeyiz.

Burada kabaca göze çarpan birkaç çarpıtmasını, hezeyanını göstermeye çalıştım. Doğrusu bu şahsın, Cihat Kar, Şelic vs. adlarla yazdığı diğer yazıları da bu şekilde propaganda amaçlı tutarsız çarpıtma metinlerdir. Cümle ardılları da aynı tarz ve üslubunu taklit edegelmiştir.

Malmîsanij’ın Tavrı Üzerine

Bu konu çerçevesinde Malmîsanij’ın da yerinde bir eleştiriyi hak ettiğini belirtmeliyim. Filit Siwanij’ın bu yazısından sonra, söz konusu olan çevirisinin yanlış olduğunu eğer yazılı olarak deklere etseydi, bu iş buraya kadar gelmezdi. Zazakî konuşmasını, okumasını bile bilmeyen yeni yetmeler, bu yanlış çeviriyi şahsıma ettikleri hakaret ve küfürün gerekçesi yapamazdı.

Malmîsanij gibi açık yakalama avcısı olan birisinin kendisine yönelik böylesine açıklarla, çarpıtmalarla dolu bir yazıya cevap vermemiş olmasının, kendini suskunluğa vurmasının iki nedeni olabilir. Birincisi, Filit Siwanij müstear isimle yazan kişinin kim olduğunu, görevini, konumunu, kime dayandığını, gücünü iyi biliyor. Dolayısıyla sataşabileceği, didişebileceği biri olmadığının farkındadır! İkincisi, farklı bir müstear isimle de bu yazıya cevap verebilirdi aslında, ki yapmadığı bir şey değildir. Bu konuda en az iki somut örnek verebilirim. Yahut başka birini manipüle ederek hiç parmak izi bırakmadan yazdırabilirdi, ki bu konuda kendine methiyeler bile yazdırabilecek derecede mahirdir! Ancak bunların hiçbirisini yapmamış, suskunluğu tercih etmiştir. Çünkü böylesi bir yazı, her halükarda, “Malmisanij’ın yanlış yapabileceğinin” deklere edilmesidir. İşte, yüksek egosu kaldırmaz bunu, karizması çizilir; söylediği her şeyin doğru olduğuna inanan müritlerin nazarında otoritesi sarsılır! Oysa Devrimci Demokrat Gençlik dergisinde yazdığı bu yazıyı bibliyografi çalışmalarına alarak, ta 1978 yılından başlayarak yazmaya başladığnı hep anlatır. Ama ben, Xasî’nin eserini samimiyetle bunca emek vererek, noktası virgülüne dek ilmi bir metotla çevirip yayınlayayım, şimdiki nesiller için anlaşılır, görünür ve ulaşılabilir kılayım, bunun karşılığında ise küfür ve hakaretlere uğrarken ezik takımı, bunlara cevap vereceğine, bana link atıp, “Bak sana küfür ediliyor” desin!

Osman Özer’in Çevirisine Dair

Bitirmeden, bir noktaya daha değinmek istiyorum. Bingöl Üniversitesi’nin 2016’da Mevlid adıyla yayınladığı Osman Özer’in yaptığı Mewlidê Kirdî’nin bir çevirisi daha var. “Mewlidê Kirdî” adını “mevlidi kırdḭ” şeklinde küçük harflerle vermiş, hiç olmazsa silmemiştir. Yazdığı Önsöz’de “Fırat Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin TDE bölümünü okurken ilk defa haberdar olduğum mevlidi bulduktan sonra heyecanla okutarak sesini kayıt etmiştim.” (s. 7) diyor. Buradan, kendisinin mevlidi okuyamadığı, birisine okuttuğu anlaşılmaktadır. Devamında ise, yayınladığı çeviriyi kastederek “eserin aslına sadık kalmak kaydı ile Arap alfabesinden Latin alfabesine bir transkripsiyonu yapılmıştır” şeklinde yuvarlak bir ifade kullanıyor. Peki, kişinin okuyamadığı, başkasına okuttuğu bir metni, Arap alfabesinden Latin alfabesine nasıl transkribe ederbilir? İşin aslı şöyledir: Benim yaptığım transkrip 2013 yılından CD ile birlikte yayınlandı. Osman Özer “Birkaç defa Latin alfabesine çevrilen bu eser sadece yöresel ağızla okunmuştur” diyerek bilinçdışı olarak bunu imliyor! Oysa, yöresel ağızla değil, Xasî nasıl yazmışsa aynı telaffuzla sarih bir şekilde okuduğum ortadadır. Doğrusu, Zazakî alanında hiçbir çalışması olmayan Osman Özer, benim yaptığım transkribin sadece alfabesini ve imla yapısını bozarak, 2016 yılında yayınlamıştır.

İnsanın emeğini savunması ve cevap hakkını kullanması meşrû ve kutsal haklardır. Ben de, dilim döndüğünce, kendimi ve emeğimi savunmaktan elbette geri duracak değilim. İşte, burada olduğu gibi, edep ve terbiye çerçevesinde kendimi ifade ettim, ederim de. Ama bununla beraber, bile bile emeğimi yok sayan, inkar eden, haksız yere teresçe gizlenerek hakaret ve küfür eden, sinsice kötülük yapan cümle namertleri vicdan sahibi okurlara havale ediyorum, daha ötesinde ise Allah’ın mahkemesinde davacı olacağım.

_______________________

"Zaza Lehçesinde Yazan Bir Şair: Melay Xasi", Devrimci Demokrat Gençlik dergisi, Sayı: 2, s. 15, İstanbul, Mart 1978

Hêvî dergisi, Sayı: 4, Paris 1985, s. 96

Piya dergisi, Sayı: 13, Skarholmen 1990, s. 5-16

Xasî'nin mezarı (Foto: Roşan Lezgîn)

Temam bi viraştişê Mewlidê Kirdî bi yardimê Xaliqî û feyz û bereketê Pêxemberê ma, sellellahû ‘eleyhî we ‘ela alîhî we sellem, bi destê Ehmedê Xasîyê Hezanicî, di henzar û hîrê sey û şîyyes serre bi tarîxê ‘erebî. Be‘da nê bizanîn ma ferq kerdo beynatê "kaf"ê ‘erebî we ‘xeyrê ‘erebî bi hîrê nuqtan. Ye’nê, ma “kaf”ê ‘erebî ser o nuqtey nêronay, û ‘xeyrê ‘erebî ser o hîrê nuqtey ronay; zey “gişt” û “kişte”. Axir enê çiyê anayin ferq nêbê, bi nuqtan nêbo, nînê zanayiş, wes-selam.

Türkçesi:Kürtçe Mevlid’in yapılışı, Yaradan’ın yardımı ve peygamberimiz sallallahu aleyi we ala alihi ve selleminin feyiz ve bereketiyle, Hezanlı Ehmed-i Xasî’nin eliyle Arap tarihi ile 1316 yılında tamamlandı. Sonra, şunu biliniz ki, üç nokta ile Arapça “kef” ile Arapça olmayanın arasına fark koymuşuz. Yani, Arapça “kef”ın üzerine nokta koymadık ve Arapça olmayanın üzerine üç nokta koyduk; “gişt” ve “kişte” gibi. Netice, bu gibi şeyler fark edilmese, noktalarla olmasa, bilinmez. Vesselam.

29/215 Encümen-e fi 10 Şubat 1314

Faziletli Nuri Efendi’ye fi 13 Şubat 1314

Diyarbekir vilayet-i aliyesinden işbu tahriratıyla li’ecli’t-tedkik irsal buyrulan zaza lisanı üzerine muharrer Kürtçe mevlüd-i şerifin tab‘ ve neşrinde be’s olmadığı lede’l-mu‘ayene anlaşılmış olduğunu ale’l-usul tanzim olunacak ruhsatnâme üzerine üç guruşluk pul yapıştırıldıktan sonra sahibine i‘tası ve ba‘de’t-tab‘ve’t-tatbîk matbu‘atdan beş nusha ile kaç nusha basılmış ise tab‘ olunuduğu mataba‘adan ahzı iktiza eden beyannamenin nizaret-i celile-i dâverânelerine irsali lüzumunun cevaben iş’arı ve mezkur Mevlüd-i Şerif ile ruhsatnâmenin i‘ade ve tesyar buyrulması babında emr-u ferman hazret-i men lehü’l-emrindir. 29 Şeval 1314 24 Şubat 1314

Mühür Maarif Heyeti Komisyonuna

Mektubi Kalemine fi 1 Mart 1315

Ruhsatnamesi tanzim ve kitabıyla maan mektubi kalemine verilmek üzere evraka tevdi kılındı 1 Mart 1315

Vurudu 3 Mart 1315

BOA. MF. MKT. 442/56-1

Maarif-i Umumiye Nezareti Mektubi Kalemi müsveddata mahsus varakadır.

Diyarbekir vilayet-i âliyesine

4 Kanun-ı sani 1314 tarihli ve 13 numaralı tahrirat-ı valayı vilayetpenahileriyle li-ecli’t-tedkik irsal olunan Zaza lisanı üzere müharrer Kürd’çe menkıbe-i veladet-i Hazret-i Risaletpenâhi’nin tab‘ ve neşrinde be’is olmadığı lede’l-mü‘ayene anlaşılmış olduğundan ale’l-usul tanzim olunan ruhsatname ile melfufen firstade kılınmağla üç kuruşluk pul ruhsatnamye yapıştırıldıktan sonra sahibine i‘tası ve ba‘de’t-tab‘ ve tatbik beş nushasıyla mikdarı matbuunu müş‘ir matbaasından alınacak beyannamenin nezaret-i aciziye irsali hususuna himem-i Aliyeleri derkâr buyrulmak babında.

BOA. MF. MKT. 442/56-2

Mihanî Licokic'in yayınladığı Xasî'nin Kurmancî şiiri

Na xebere 236 rey wanîyaya
ŞÎROVEYÎ
Filît
Cîhangîr Çotla
Filît Heval bi herfanê Erebî nêzaneno biweno, birastî merdimo tewr nezan fam keno ke bi herfanê Erebî -Kirdî- nuşteyo. Ez nînan ra çîyêk fam nêkena, ma vaje Filît nezano nêzaneno ... Gelo ê yê kê wanenê heme nezanî...
22 Teşrîne 2021 Dişeme 21:32
MEWLIDÊ KIRDÎ HAKKINDA
M. Malmîsanij
Ehmedî Xasî ve mevlidi hakkında 1978’de bir yazı yazmış, mevlidinin sonundaki kısa Kirmanckî (Kirdkî, Zazakî) bir bölümü de Latin harflerine çevirerek aktarmıştım. Yazıyı yayımlanması için Devrimci Demokrat Gençlik dergisine göndermiştim. O zaman Kürtçe yazmak ve yayımlamak yasaktı. Nitekim söz konusu derginin bütün sayıları toplatılırdı. Matbaalar da cezalandırılma korkusuyla bu tür yayınları basmazdı. Dergi sorumluları bin bir çaba ve fedakârlıkla basım ve dağıtımını organize eder yakalandıklarında işkence görür, cezaya çarptırılırdı. Sadece onlar değil, dergiyi bulunduran ve okuyanlar da aynı muameleyi görürdü. Dergiye gönderdiğim söz konusu yazı basım için bir matbaaya gönderilir. Matbaalar o zaman basılacak yazıların dizgisini yaparlardı, yani matbaa tekniğine göre harfleri teker teker dizerlerdi. Söz konusu matbaada “ê, û, î, q” harflerinin bulunmadığını da hatırlatayım. Bunlardan “ê, û, î” harflerinin üzerindeki şapkaları işçiler kalemle koyardı. Zaten yayımlanan metne bakınca bu işaretlerin kalemle konduğu anlaşılır. O işi yapan matbaa işçileri Kırmancki bilmedikleri için yazıyı dizerken özellikle Kırmancki kısmında birçok hata yapmışlar, kuşa çevirmişler. Bilemiyorum ama belki de oradakilerden Kırmancki bilen birileri vardı ve iyi niyetle kendince yazıyı “düzelteyim” derken o bu hataları yapmıştı. Ben yayımlanan metni derginin o sayısı çıktıktan sonra başka bir şehirde görebildim. Bunları anlatmamın nedeni, o günkü koşullarda kontrol etme ve düzeltme olanağı bulamamamdır. Ama daha sonra doğru biçimini yayımladım. Peki o hataları ben yapmış olamaz mıyım? Elbette benim yaptığım hatalar da olmuştur, olur ama o hataların birçoğu benim yapamıyacağım türden fahiş hatalar. Ayrıca bazı sözcükler çıkarılmış, bazıları eklenmiş. Örneğin şöyle bir satır var:
Oula pey (Bu nedir? Ben de bilmiyorum.)
Xalıgı (“Xalıqi” yerine böyle yanlış yazıldığı anlaşılıyor.)
Erebı (“Erebi” yerine böyle yanlış yazıldığı anlaşılıyor.)
Mewlidi kerd (“Mewlidê Kırdi” yerine böyle yazılmış. Oysa Arap harfleriyle “krdy” biçiminde yazılan sözcüğün “Kırdi” olduğunu, yani sözcüğün sonunda kocaman bir “y” harfinin bulunduğunu, “k” harfinin altında da kocaman bir kesrenin bulunduğunu görmemiş olmam ya da bunu yanlış okumam mümkün değil. Çünkü Kırmancki bilen herkes gibi ben de “kerd” biçiminde okuyunca cümlenin Kırmanccanın cümle yapısına uymadığını bilirim. Nitekim yanlışlar içeren o bölümü henüz başkası dile getirmeden bizzat ben düzelttim ve mevlidin bütün metniyle birlikte 1985’te yayımladım.
17 Teşrîne 2021 Çarşeme 17:21