zazaki.net
04 Oktobre 2022 Sêşeme
Girdîya Karakteran : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
10 Çele 2022 Dişeme 12:40

Mezopotamya Uygarlığında Hakkari

İsmail Beşikçi

18 Aralık 20021 günü, İBV’de, araştırmacı-yazar Îhsan Colemêrgî, Hakkari üzerinde bir konferans verdi. Konferansı ve soru-cevap bölümlerini dikkatle dinledim. Îhsan Colemêrgî hocanın kitaplarını çoktandır biliyordum. Ama bu konferanstan sonra Hakkari kitabını yeniden okudum.

Îhsan Colemêrgî, Mezopotamya Uygarlığında Hakkari, Lîs Yayınevi, 2. Baskı, Mart 2019, Ankara/Diyarbakır, 699 sayfa

Çolemerik Hakkari’nin eski adıdır. Daha doğrusu Çolemerik, Hakkari Kalesi’nin çevresindeki küçük bir alanın adıdır. (s. 176)

* * *

Îhsan Colemêrgî, Zağros boylarını genel olarak Hurriler şeklinde adlandırmaktadır. Bu boylardan Gutilerin, Kassitlerin, Mitannilerin, Urartuların, Medlerin devlet kurduklarını belirtmektedir.

Ermenilerin, Urartulardan geldiğini bildiren görüşler de vardır. Îhsan Colemêrgî, bu tür açıklamalar yapanların yanıldıklarını, Guti (Lulubi), Kassit, Mitanni, Urartu, Med boylarının Hurri kökenli olduğunu vurgulamaktadır. (s. 64)

Bu boyların, başlangıcı hiç bilinmeyecek çok eski zamanlardan beri Zağroslarda yaşadıkları dile getirilmektedir. (s. 42)

Gutiler, M.Ö. 2300’lere, Kassitler 2000’lere, Mitanniler M.Ö.1595’e tarihlenmektedir. (s. 55) Urartular M.Ö. 9. Yüzyıla, Medler M.Ö. 8. Yüzyıla tarihlenmektedir.

Urartu ülkesinin, Kafkaslara doğru ilerleyen Kuzey kanadında Uruadri-Arafat, Büyük Zap ırmağına doğru genişleyen Güney taraflarında Nairilerin yaşadıkları belirtilmektedir. Bugünkü Nehrilerin isimlerini Nairilerden almış olabileceği de vurgulanmaktadır (s. 98 ) Îhsan Colemêrgî bu görüşünü s. 104’de de tekrarlamaktadır. Îhsan Colemêrgî, bu görüşünü s. 467’de şu şekilde dile getirmektedir: “Eski ilçe merkezi Nehri, adının, M.Ö. 1000 yılının başlarında kurulan, Van (Tuşba) merkezli Urartu konfederasyonunu güney kanadını meydana getiren Nairilerden aldığını yazanlar vardır. İlkçağ Asur belgelerinde, Nairi ülkesinin Kralının adı da geçmektedir. Van’dan Revandiz’e inen ünlü ‘Ordu Yolu’nun, Yüksekova’dan sonra Şemdinli’nin Bembo gediğini aşarak Mavan’dan güneye doğru ilerlemesi bu iddiayı doğruluyor. Zerin, Çemênebî, Xoşnavan, Beşan, Mavan kırsalında geniş bir alana yayılmış Urartu örenlerinin bulunduğu da belirtilmektedir. (s. 467)

Araştırmacı-yazar Îhsan Colemêrgî, bu görüşünü s. 483’de de tekrarlamaktadır. Bu, çok dikkate değer bir saptamadır. Çünkü, ilk çağlardaki Kürdlerle bugünkü Kürdler arasına çok sıkı organik bir bağ kuruyor.

Askerliğimin dört ay kadar bir kesimi, 1963 yaz aylarında Şemdinli kırsalında geçti. Yüksekova’dan Şemdinli’ye giderken, Haruna’yı geçip Şapatan Dağı’na vardığımızda sağa ayrılan bir keçiyolu vardı. Derebani, Sirünüs, Bembo üzerinden Nugaylan’a doğru yürürdük. Bu keşif faaliyetiydi. O zaman yedek subay teğmendim. Muvazzaf subaylar keşif faaliyetine katılmak istemezlerdi. Bunu ‘küçük bir iş’ görürlerdi. Bu işi yedek subaylara bırakıyorlardı.

Başka bir keşif hattı da, Şemdinli’den Rubaruk’a, Bedaw’a kadar uzanıyordu. Şemdinli’de Şapatan Dağı’nı tırmanıp Nehri’ye varırdık. Nehri’den, Evliyan, Besosin, Benavik, Zerin, Mavan, Rubaruk, Biskan, Grana, Kelit, Herki, Juli üzerinde Bedaw’a kadar varırdık. Bedaw sınırın sıfır noktasındaydı. Sınırı geçince Bradost-Sidekan bölgelerine varılıyor. Çukurca’dan sınırı geçip güneye indiğinizde de, Barzan bölgesine varıyorsunuz. O dönem, Kürdistan’ın güneyinde, Mele Mustafa Barzani önderliğindeki Kürdler, ulusal ve demokratik hakları için Irakla askeri bir çatışma içindeydi.

Hoşyar Zebari, Irak Maliye Bakanı olduğu bir dönemde, Zebarilerin geçmişi üzerinde bir açıklama yapmıştı. Zebarilerin Subarilerden geldiğini açıklamış, bu görüşüyle ilgili bilgiler vermişti. Hoşyar Zebari 2014-2016 yılları arasında Irak Maliye Bakanı’ydı. Daha önce uzun yıllar Dışişleri Bakanlığı da yapmıştı. Bu açıklama da bugünkü Kürdler ile ilk çağlardaki Kürdler arasında çok sıkı organik bir bağ kuruyor.

Îhsan Colemêrgî’nin, Mezopotamya Uygarlığında Hakkari kitabında, Subarilerden bahis yok. Hatta kitapda, Subari, Subarto vs. adı bile yok. Halbuki, Cemal Reşid Ahmed ve Fevzi Reşid tarafından hazırlanan, Kürtlerin Eski Tarihi, (Arapça’dan çeviren, Bernas Qerecdaxî, Avesta 2021) kitabında, Subarileden çok söz ediliyor. Sui, Subar, Subarto adları etrafında önemli değerlendirmeler yapılıyor. (s.48-49)

Ako Mihemed Mîrzadeyî’ de, (d.1982, Halepçe) Eski Kürt Tarihi (çeviren Mehmet Öncü, Sîtav Yayınları, Ekim 2020) kitabında, Subaru adı hakkında değerlendirmeler yapıyor. (s. 176, s. 204) Bu yayınlarda Subarilerin, Sumerler döneminde, Güney Mezopotamya’da da etkin oldukları belirtilmektedir.

Cemal Reşid Ahmed - Fevzi Reşid’in ve Ako Mihemed Mîrzadeyî’nin Sui, Lılubi, Guti, Kassit, Mitanni, Urartu, Med … değerlendirmeleri, Îhsan Colemêrgî’ hocanınkinden farklı…

* * *

Îhsan Colemêrgî, Revanduz’a yakın Şanidar Mağarası’da yapılan kazılarla elde edilen buluntulardan, oradaki insan yaşamının M.Ö. 44 bin yıllarına kadar indiğini belirtmektedir. (s. 25) Bu mağarada yapılan kazılarda, M.Ö. 9 binlere tarihlenen koyun kalıntılarının bulunduğu dile getirilmektedir.(s. 28) Şanidar Mağarası, yüksek Korek Dağları’nın zirveye yakın kesimlerinde yer alıyor. 2013 bahar aylarında ben de tırmanarak bu mağaraya çıkmıştım. Arkadaşların gözü kesmemişti. O zaman, rahmetli, Felekedin Kakai de bizimleydi.

Mezopotamya Uygarlığında Hakkari kitabında, Gılgamış Destanı’na, Gılgamış, Enkidu, Huvava ilişkilerine de değinilmektedir. Gılgamış’ın arkadaşı Enkidu’nun dağdan inen, Zağroslardan inen bir kişi olduğu, biliniyor. Sedir ormanlarının Zağroslardaki ormanlar olduğu da biliniyor. Huvava’nın sedir ormanlarının bekçisi olduğu da biliniyor. Îhsan Colemêrgî, Enkidu’nun da Huvava’nın da Hurri boylarından olduğunu vurguluyor. Aslında Huvava, Enkidu’yu Zağroslardan tanıyor…

Gılgamış, Huvava’yla savaşında, bir süre sonra, Huvava’yı öldürmekten vazgeçiyor. Ama Enkidu, Huvava’nın öldürülmesi için çok yoğun çaba gösteriyor. (s. 89-90)

Araştırmacı-yazar Îhsan Colemêrgî, Tevrat’a dayanarak, Adem ve Havva’nın yaşadığı yerin Kürdistan olabileceğine de dikkat çekmektedir. (s. 89-90)

Kitapta, Selahattin Eyyubi (1138-1193) ile ilgili bir anlatıma da dikkat etmek gerekir. Bu konuda, “Selahattin Eyyubi, İslamı geliştirmek için Suriye, Filistin, Mısır çöllerinde at koşturuyordu. Kudüs’ü kurtararak haçlıları durdurmuştu. Arap, Fars, Türk egemenlerine yeniden iktidar yolunu açtı. Ama Kürdleri unutmuştu. Doğup büyüdüğü Revadi toprakları İslam ordularının ablukası altındaydı. Müslüman Revadiler, işgalcilerin baskıları altında inim inim inliyordu… ama Selahaddin Eyyubi bu konularla hiç ilgilenmedi…” denilmektedir. (s. 249 vd.)

Bölünmenin, Parçalanmanın, Paylaşılmanın Etkileri

Bir toplum, bir halk, tarihin belirli bir döneminde bölünmüş, parçalamış, paylaşılmışsa, böyle bir yaptırımın hedefi olmuşsa, bu artık kendini sürekli olarak yeniden üreten, yaygınlaştıran bir etki yaratır. Böyle bir süreç yaşanmışsa, toplum, halk, birçok devletin egemenliği altında kalır. Ülke coğrafyası bu şekilde parçalanmış, paylaşılmış olur. Giderek çok kalın ve yüksek dikenli tellerle, mayın tarlalarıyla, iz tarlalarıyla, casus uçaklarıyle, halkın birbirlerinden tecridi, derinleştirilmeye, kalıcılaştırılmaya çalışılır. Giderek şehirler, köyler vs. arasında bölünmeler gerçekleşir. Giderek aileler arasında, ailedeki kardeşler arasında bölünmeler gerçekleşir.

Mezopotamya Uygarlığında Hakkari kitabında, bunun çok dikkate değer bir örneği var. Hakkari mîri Zeynel Bey vefat ettikten sonra oğulları arasına mîrlik kavgası, iktidar kavgası yaşanır. Oğullardan Zahit Bey Osmanlı tarafından desteklenir. Öbür oğul Zekeriya ise, İran yanlısı bir politika izler. İran tarafından desteklenir. Zeynel Bey’in ölümünden sonra, Osmanlı Zahit Bey’e beylik nişanı verir. Seyid Mehmed taftarları tarafından desteklenen Zekeriya ise bu Osmanlı atamasına karşı çıkar kardeşi Zahid’i öldürterek beyliğin başına geçer… 1550 yılları… Aslında Seyid Mehmet ve Zeynel Bey de birbirlerinin kardeşiydi. Osmanlı, Zeynel Bey’i kışkırtarak İran destekli Seyid Mehmed’in öldürülmesini sağlamıştı. Oğulları birbirlerine karşı kullanma politikası, Osmanlı’nın da, İran’ın da sistematik bir politikasıdır. Kürd’ü Kürd’e kırdırmak politikası bilinçli bir şekilde sürdürülmektedir. (s. 241 vd.)

Bu süreçde, iki kardeşin taraftarları arasında çok yoğun, yaygın, savaşlar yaşanır, Kürdler birbirlerini öldürür, köyler yakılır, evler yıkılır, aileler dağılır…

Baska Rast-Baska Çep

Giderek toplum iki düşman kampa bölünür. Bunlar, Hakkari’de Baska Rast (Sağ kanat) - Baska Çep (sol kanat) şeklinde adlandırılır. Baska Rast’da Pinyanişiler, Baska çep’de Ertuşiler yer almaktadır. (s. 342) Nüfusları 160 bin civarında olan Asuriler de bu iki kamp içinde yer alır. (s. 353) Baba Osmanlı’nın figüranlığını yaparken, kardeşi veya oğlu İran için sahnededir. Veya tersi gerçekleşir. (s. 360) Bir yıl önce devlet güçlerine baskı düzenleyen bir aşiret reisi, bir yıl sonra, o devletin güvenlik kuvvetlerinin önüne düşerek, devlete karşı gelen başka bir aşireti bastırmaya gidebilir. (s. 629) Sömürgecilerin, Kürdlere karşı ellerindeki en güçlü silah, Kürdlerin iç ihanetleridir.

Türkiye-İran-Irak sınırlarını kesiştiği nokta. Burası Mezar Gediği olarak anılmaktadır. Burada, birbirlerine komşu olan üç Kürd köyü. Zerzan, Herki, Gerdi. Bu köyleden birinde Kürd çocuklar Türkçe, (Zerzan), birinde Arapça (Herki) birinde Farsça (Gerdi) diliyle okula başlamaktadır. Bölünme, parçalanma, paylaşılma böyle dramatik sonuçlar doğurur. Kürdistan Bölgesel Yönetimi kurulduktan sonra, Herki’de Kürd çocuklar, artık Kürd diliyle eğitim görüyor.

Muzaffer İlhan Erdost’un (1932-2020) Şemdinli Röportajı isimli kitabında, (Onur Yayınları, 1993) Şemdinli kırsalını gösteren çok güzel fotoğraflar var.

Bu yıkıcı, yok edici sürecin önüne nasıl geçilebilir?

Bu yıkıcı, yok edici sürecin önüne, ancak, bölünmenin, parçalanmanın, paylaşılmanın bilincine vararak geçilebilir. Bu bilince ulaşanlar, birbirlerine yakın durma, birbirlerini anlama, birbirleriyle konuşma gereğini duymaya başlarlar. Kanımca, Kürdlerin çok büyük bir kısmı, ödenen çok ağır bedellere rağmen, hala böyle bir bilince ulaşmış değil.

Bölgenin Ekonomik Kapasitesi

Îhsan Colemêrgî hoca, Mîr Bedixan’ın, Nasturilere karşı, Osmanlı’nın istemi üzerine, 1843 ve 1845 yıllarında yaptığı saldırılardan da söz etmektedir. Îhsan hoca, bu saldırıları, ‘Bedirxan Bey, sanki Halid Bin Velid’in torunu olduğunu isbat etmeye çalışıyordu’ şeklinde ifade etmektedir. (s. 401)

Mîr Bedirxan, 1843 saldırısından sonra, Cizre’daki Bırca Belek Sarayı’na, Nasturilerden gasbettiği, 107 bin küçükbaş, 4750 büyükbaş hayvanla ve 466. bin 200 çerki parayla dönmüştür.

Mîr Bedirxan, Nasturilere karşı gerçekleştirdiği 1845 saldırısından sonra ise, Bırca Belek Sarayı’na, 16 bin küçükbaş, 2800 büyükbaş hayvanla 52 bin 640 çerki parayla dönmüştür. (s. 401) Osmanlı, bu gasplardan payını, şu veya bu şekilde şüphesiz almıştır.

Az İslam, çok Ganimet”

Bu rakamlar, neyi göstermektedir? Bir defa bölge ekonomik olanaklar bakımdan çok zengindir. Hayvancılık için çok elverişlidir. İkinci olarak, bu rakamlar, İslam’ın gelişmesi ile ilgili olarak da bilgi vermektedir. İslam’ı geliştiren, getirdiği dini, ahlaki hükümlerden çok, İslam’ın yağmaya, talana, ganimete, gasplara, katliamlara izin vermiş olmasıdır. Buna, “Az İslam, çok Ganimet’ deniyor. (s. 347) Bu ilişkiler gündeme getirilirken, Mîr Bedirxan’ın çok dindar bir kişi olarak anlatıldığına da dikkat etmek gerekir. (bk. Cizre-Bohtan Beyi Bedirhan, Direniş ve İsyan Yılları, Dipnot Yayınları, 2013 Ankara, Cizre-Bohtan Beyi Bedirhan, Sürgün Yılları, Dipnot Yayınları, 2013, Ankara)

Son yıllarda, Hakların Demokratik Partisi’nin, İzmir’deki, İstanbul’daki bürolarına eylem, katliam yapmaya gidenler de, Konya, Meram ilçesindeki gibi, Kürd ailelere katliama gidenler de ‘önce iki rekat namaz kıldım’ demeyi ihmal etmiyorlar.

1891 Van salmamesine göre, Hakkari’de, 180 bin Kürd, 112 bin Asuri, 4 bin Yahudi, 4 bin Êzidi yaşamaktadır. (s. 404)

Colomêrgê Colomêrg Türküsü (!)

Îhsan Colemêrgî hoca, Mezopotamya Uygarlığında Hakkari, kitabının 382. sahifesinde, Colomêrgê Colomêrg türküsünden söz etmektedir. Bunun cenk türküsü olduğunu da söylemektedir.

Kürdî, Kürdistanî bir hocanın, ‘türkü’ sözcüğünü kullanmasına çok şaşırdım. Çünkü, ‘türkü’ sözcüğü, Kürdlerdeki asimilasyonu, asimilasyonun, beyindeki en küçük hücrelere kadar etkisini gösteren nirengi sözcüklerden biridir.

‘Türkü’, Türk’e ait’, Türk’e has’ vs. demektir. Türk halk şiiri melodi ile ifade edildiği zaman türkü olur. ‘Kürd türküsü’, ‘Ermeni türküsü’, ‘Arap türküsü’,’ Amerikan türküsü’ vs. olmaz. Bunların yerine ‘şarkı’ sözcüğünün kullanılması gerekir kanısındayım. ‘Kürd Halk Şarkıları’, ‘Ermeni Halk Şarkıları’ ‘Amerikan Halk Şarkıları’ vs. gibi. Veya hiç çeviri yapmadan, stran, klam, dilok gibi zözcüklerin kullanılması çok daha doğrudur.

Küçük Bir İmla Yanlışı, Bazan, İçerikte Büyük Anlam Kaymalarına Neden Oluyor

Mezopotamya Uygarlığında Hakkari kitabında s. 326’da şöyle bir cümle var: Bazı kaynaklara göre Seyid Mehmed, daha önce, Zeynel Bey’in babası Melek Bey’i, 1548 yılında Van’da Osmanlı Valisi İskender Paşa’yı idam ettirmişti.

Bu bozuk cümleden, İskender Paşa’nın idam edildiği gibi bir sonuç çıkıyor. Halbuki, İskender Paşa’yı sözcüğünün sonundaki (ı) harfi (a) olursa anlam tamamen değişiyor. Seyid Mehmet’in, Melek Bey’i İskender Paşa’ya idam ettirdiği anlaşılıyor. Anlatılmak istenen de zaten budur.

Anlatılmaya çalışılan bütün bu konular için şu kitaplara da bakılabilir:

Faik Bulut, Dar Üçgende Üç İsyan, Belge Yayıncılık, Mayıs 1992,

Cemşid Bender, Kürt Tarihi ve Uygarlığı, Kaynak Yayınları, Aralık 1992,

Andrew Collins, Meleklerin Küllerinden, Günahkar Bir Irkın Yasaklanmış Mirası, Çev. Zafer Avşar, Üçüncü baskı, Avesta, 2013,

Surma Hanım, Ninova’nın Yakarışı, çev. Meral Barış, Avesta, Ocak 2015, W.A.Wigram, İnsanlığın Beşiği Kürdistan’da Yaşam, çev. İbrahim Bingöl, Avesta, 2004

Na xebere 899 rey wanîyaya
No nuşte hema şîrove nêbîyo.