zazaki.net
23 Teşrîne 2017 Panşeme
Girdîya Karakteran : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
14 Çele 2011 Îne 08:46

Deniz Gündüz İle Zazaca Tartışmaları Üzerine

Röportaj: Hülya Yetişen

Bu röportajımızın konuğu şimdiye kadar Kürtçenin Zazaca lehçesinde iki romanı, bir öykü, bir de dil dersi kitabı yayınlanmış Vate Yayınevi sahibi Deniz Gündüz’dür.

 

* * *


Hülya Yetişen: Yazım dilinde Zazaki ne tür zorluklarla karşılaşıyor? Zaza dili ile ilgilenen akademisyen ve dil bilimcileri arasında ne tür tartışma ve kargaşalar yaşanıyor?

Deniz Gündüz: Zaza dili, son dönemlerde çok dillendiriliyor. Bizler farklı bakıyoruz. Zazaca’yı Kürtçe’nin bir lehçesi olarak görüyoruz. Kürtçe deyince Kurmanci anlaşılıyor. Genelde bu lehçeyi konuşmuyorsanız siz Kürtçe bilmiyor musunuz diye soruyorlar. Biz Zazaca’ya Kırmanci diyoruz. Zazaca’ya Kürtçe diyoruz.

Yazım dilinde karşılaşılan sorunlar Kürtçe konusunda genelde karşılaşılan sorunlardan ayrılamaz. Zazaca sadece Kuzey Kurdistan’da konuşuluyor. Diğer lehçelerin yazım imkânı bulmaları, dört parça Kurdistan’da konuşuluyor olmalarındandır. Soranice de öyle… Zazaların konumları ise farklı. Bu lehçe asimilasyondan en çok etkilenen lehçedir. Yazım dili olarak da çok geç hayata geçmiş bir dil. Kurmanci’nin yazım dili çok eskilere dayanır. Zazaların kentli olmaması, dağlık bölgede olmaları gelişimlerini de olumsuz yönde etkilemiştir. Gelişimleri diğer lehçeleri konuşanlara göre geç olmuştur. Günümüzde ise daha farklı bir yansıması var. Dil meselelerini siyasi olaylardan ayıramayız. İster istemez de bu meselelere giriyoruz

Kürt ulusallaşması, Diyarbekir merkezlidir. Lehçe olarak da Kurmancca üzerinden gelişmiş bir durum söz konusudur. Kürtçe bu dille, yani Kurmanccayla sembolleşmiştir. Politik anlamda da siyasi tartışmalar bu lehçe üzerinden yürütülmektedir. Zazaca’nın bundan dolayı biraz kenarda, kıyıda kalmasına neden oluyor. Bu da değişik reaksiyonlara neden olduğu için bu tür tartışmalar olabiliyor. Yani Zazaca Kürtçe midir değil midir gibi entelektüel çevrelerde tartışmalar oluyor. Hâlbuki pozisyon olarak Kurmancca’dan farklı bir durumu yok. Kürtçe yasaklanınca, Zazaca mı Kurmanci mi diye ayrım olmuyor. Bütün lehçeler uygulanan baskıdan aynı şekilde zarar görüyor. Kürtçe yasaklanınca tüm lehçeleri de yasaklanıyor.

Yazım alanında, mesela okur-yazarlık alanında, kurumlarda ki işlerlik açısından durum çok iyi değil. Nüfusa oranladığımızda, kitapların yayınlanması anlamında Kurmancca ve Zazaca arasında çok büyük farklar yok. Karşılaştığı sorunlar açısından da durumları aynı. Okuru çok yok. Yayınlanan kitaplar az. Yayınevleri dağıtım problemi yaşıyor. Şimdiye kadar yasaklı bir dil olduğu için, insanlar korkuyla yanaşıyor. Öyle bir psikoloji oluşmuş. Türkiye Devleti ne kadar TRT Şeş’i açmış olsa da bu korku psikolojisi yıllarca ve belki de on yıllarca sürecek gibi görünüyor. Yani bu zorluklar sadece kurgu ile ilgili değil. Sosyopsikolojik anlamda da Kürtlerin kendisi bu dili bir kent dili değil, köylü dili olarak görüyor. Tüm bu pozisyonlar genel anlamda Zazaca da içinde olmak üzere Kürtçeyi genel anlamda olumsuz yönde etkiliyor.

Kurmanci’nin avantajı değişik devletlerin sınırlarının içinde konuşuluyor olmasıdır. Hal böyle olunca da pozisyon değişiyor. Mesela Güney’de artık bu tür baskılar falan söz konusu değil. Bu nedenle Kurmanci yayın ve gelişme imkânı bulabilir. UNESCO’nun yayınladığı rapor da kaybolmaya aday diller arasında yer almaz. Ama Zazaki kaybolmayla karşı karşıya kalmış diller kategorisine alındı.

Hülya Yetişen: Zazaki UNESCO’da yok olacak diller arasında yer aldığına göre, Birleşmiş Milletler’in bu konuda aldığı tedbirler var mı? Varsa bunlar nelerdir ? Yok ise talep etme gibi bir girişiminiz var mı?

Deniz Gündüz: BM’nin dil ile ilgili hukuki konumunu bilmiyorum. BM nezdinde ne tür tedbirler alınabilir ben bunu bilmiyorum. Hukuk dışı bir şey olduğu ortada. Siyasi bir kurum olarak devlet buna riayet etmiyor. Ne ve nasıl bir tedbir, bir önlem geliştirilebilir? Belki BM hukuki olarak bir şeyler yapabilir. Uluslararası hukuk kurallarına uyulmuyor şeklinde. Kürtçeyi siyasi sorunlardan ve politik tartışmalardan bağımsız düşünemeyiz. Yasaklanması, asimile edilmeye çalışılması, tanınmaması, inkâr edilmesi gibi tutumların tümü politik tutumlar ve uygulamalardır.

Problemler, Türk Devleti’nin ulus devlet projesini gerçekleştirmesi için aldığı kararlar, Kürtçeyi öldürmeye yönelik kararlardır. Bu kararların tümden ve temelli kaldırılması ve Kürtçenin de kabul edilmesi gerekiyor.

Kürtçe kendi kendine yok olmayla yüz yüze kalmış bir dil değil. Yani Afrika’daki diller gibi değil. Kürtçe öldürülmeye çalışılmış bir dil. Bu nedenle pozisyonu farklı Kürtçenin. Bütün bunların değişmesi/değiştirilmesi gerekiyor. Daha doğrusu sistemin değişmesi gerekiyor doğal olarak. Kürtlerin ilkokuldan üniversiteye kadar kendi dillerinde eğitim haklarının tanınması gerekiyor.

Hülya Yetişen: Yazım dili olarak Zazaki’nin standartizasyonu konusunda ne tür zorluklar yaşanıyor. Bu konudaki çalışmalarınız nedir? Standartizasyon işleminde hangi kıstasları kullanıyorsunuz? Bir örnekle bize bunu açıklar mısınız?

Deniz Gündüz: Karşılaştığımız problemler, her dilin karşılaştığı problemlerdir. Modern dillerin de problemleridir. İngilizcenin konuşulduğu ülkelerde de bu tür sorunlar yaşanıyor. Her dilin bir standarda kavuşturulması gerekiyor. Modern dönem bunu gerektiriyor. Biz bunları daha yeni yeni yaşıyoruz. Sorunu çözecek bir iktidar gücümüz yok. Örneğin Tük Devleti İstanbul ağzını esas alarak, Araplar da Kuran dilini baz alıp bu sorunu çözdüler. Bedirhanlar’ın yaptığı çalışmalar var biz de bunu esas alıyoruz. Kuzey Kurdistan’da dilin standardizasyonu entelektüellerin omzunda, çaba ve çalışmalarına kaldı. Zazaca da böyle. Biz bir şehri veya bölgeyi merkez olarak almadan daha genel bir çalışma yürüttük.

Günlük konuşma dilinde bir sözcüğün yaygın olarak telaffuz edilmesi bir kıstastır. Bu sözcüğün halk arasında nasıl ve ne oranda kullanıldığına bakıyoruz. Örneğin Zazaca’da 28 karınca ve bir o kadar da tavşan ismi tespit ettik. Bunlardan en çok konuşulan sözcüğü seçip baz alıyoruz. Bazı zamirler de öyle. Yazım dili konuşma dili gibi değil. On değişik ağızla söyleyebilirsiniz ancak yazıda bir zamiri on değişik biçimde kullanamazsınız. Bu biçimdeki çalışmaya dilde jeolojik çalışma diyoruz.

İkinci kıstasımız etimolojik kökene olan yakınlıktır. Örneğin bazı yörelerde tavşana arweş, bazı yörelerde awraş veya awriş deniliyor. Hargûş diyenler de var. Ama bu deforme edilmiş bir sözcük. İrani dillere ve Kürtçe’nin diğer lehçelerine de bakarak sözcüğü aslına uygun biçimiyle seçmeye çalışıyoruz. Konuşma yaygınlığı/etimolojik köken bir başka kıstas.

Biz bir sözcüğün yaygın olarak kullanılmasını etimolojik kökenden önce alıyoruz. Eğer bir sözcük birçok yörede ve yaygın olarak telaffuz ediliyorsa o zaman etimolojik kökene bakmadan yaygın olanı alıyoruz. Vate Grubu’nun tercihi budur.

Buna karşılık başka dillerden Zazaca’ya girmiş sözcükleri nasıl ayıklayacağız? Mesela “oda”ya “weda” diyenler olduğu gibi “oda” diyenler de var. Eğer bir sözcük yoğun olarak kullanılıyorsa isterse bir başka dilden Zazaca’ya girmiş olsun onu alıp kullanıyoruz. Mesela odaya biz de oda diyoruz. Ha keza Kürtçede mahkemeye “dadgeh” deniliyor. Ancak herkes tarafından ve yoğunca “mehkeme” olarak kullanıldığı için biz de mehkeme sözcüğünü esas aldık. Bu sözcük Arapçadan Kürtçeye giren bir sözcük.

Biz Zazacayı kitabi olarak görmedik ki. Herkes anasından babasından öğrendi. Dergimizdeki yazıları okuyanların eğer biraz entelektüel birikimi yoksa “Bu Zazaca değil” diyor. Bizim uğraştığımız Zazaca birçok yörenin Zazacası olduğu için birçok kişi “Bu Zazaca değil” diyor. Örneğin Vate Grubu’nun kullandığı Zazaca’ya Bingöllüler “Bu bizim Zazacamız değil, Dersimlilerin Zazacası” diyor. Aynı dergiyi okuyan Dersimliler de bu bizim Zazacamız değil, Bingöllülerin Zazacası” diyor! Kısacası her hangi bir yöreyi baz almadığımız için böylesi sonuçlarla karşılaşıyoruz.

Biz dilin temel kurallarına ve kurallı değişimine bakıyoruz. Değişik yöre ağızları var. Bu yöre insanlarının birbirlerini anlayabilecek standardizasyonu sağlamaya çalışıyoruz. Bunu yaparken de sıkı kuralları uygulamaktan çok, ağızların otantik özelliğini korumaya çalışıyoruz. Amacımız adım adım bu ağızların birbirlerini anlayabilecek düzeye getirilmesidir. Tabi ki bunları yaparken yerel ağzı koparıp bir yerlere atmıyoruz. Yöresel sözcükleri de bir bir kayıt altına alıyoruz.

Hülya Yetişen: Diasporada olmanın, dilin gelişimi açısından bir dezavantaj olduğu söylenir. Bu konuda ne tür zorluklarınız oluyor? Diaspora sizce araştırmacılara bir imkan sağlıyor mu?

Deniz Gündüz: Kendi köyümde, kendi toprağımda değil, İstanbul’dayım. Ben Vartoluyum. İstanbul’da yaşamak da diasporada yaşamaktır. Biz dağlarla çevrili bir köyde yaşadığımız ve büyüdüğümüz için yılda bir köyümüze gelen Bingöllü çerçilerle irtibatımız olurdu. Onları da zar zor anlardık. Çocukluğum ve gençliğim böyle geçmiştir. Tabi ki İstanbul gibi bir diasporada yaşamanın avantajları var...

Dezavantajları kendi doğal ortamından uzaklaşmaktır. Örneğin annenizle konuşamıyorsunuz. Doğal ortamınızdaki dilin doğallığını konuşamıyorsunuz. Avantajı da farklı dil ve ağızları konuşan insanlarla karşılaşıyor ve konuşuyorsunuz. Birlikte çalışmak, alış veriş yapmak diyalog vesilesi oluyor. Örneğin ben Kurmanci’yi İstanbul’da öğrendim. Şayet Almanya veya Fransa’da olsaydım belki Soranice’yi de öğrenirdim.

Kürtlerin özel bir durumu var. Diasporada daha rahat ilişki kurabiliyorlar. Vate’nin çalışması önce İsveç’te başladı. Daha sonra İstanbul’a uzandı ve nihayet Diyarbakır’a ulaştı. İnsanlarımız bu tür çalışmalara önem veriyor. Eğer ilgi gösterilmeseydi bu çalışma hiçbir şekilde ilerlemezdi. İlgi ve çaba. Karşılıklı bir alışveriş işte.

Hülya Yetişen: Bir dil, bir kültür yok oluyor. Bu dili konuşan, bu kültüre sahip topluluğun (Zazaların) yapması gereken nedir? Neler öneriyorsunuz?

Deniz Gündüz: Bir kere kendi dillerinin farkına varmaları bizce önemli bir olay. Kendi dilleri de İngilizce, Fransızca gibi değerli ve zengin bir dil. Bu onların mirasıdır. Bu dile İngilizler, Fransızlar sahip çıkmayacak. Kendilerinin sahip çıkması gerekiyor. Kendileri değer verecek ki başkaları da değer versin.

Siyasi meselenin ötesinde görmeleri gerekir dil meselesini. Dilin bir sürü psikolojik neticeleri var. Konuştuğu dili bir başka dille eşitler. Bazen arkadaşlar bana soruyor. “Bu dil ölecek. Niye uğraşıyorsunuz?” diye. Ben de diyorum ki babanız hasta. Ölüme mi terk edeceksiniz? Bu insanlık dışı bir şey olur. Tabi ki herkes babasını iyileştirmeye çalışır. Doktora götürecek, ilaç alacak parası yoksa kurban keser, ziyarete götürür. Kendi imkânları çerçevesinde çareler arar. Toplumumuzun bize öğrettiği budur.

İnsanlarımız haklarını almak için politik mücadelelerini de yürütmeliler. Zazaca’nın ve dolayısıyla Kürtçe’nin ilkokuldan üniversiteye kadar eğitim dili olması için bu mücadelelerini yürütmelidirler.

Hülya Yetişen: Anadil eğitiminde Zazalar’ın devletten ve Kürt gruplarından somut istemleri nedir? Devletin ve Kürt gruplarının Zazaca’ya yaklaşımı nasıldır?

Deniz Gündüz- Zazalar’ın talepleri Kürtlerin genel taleplerinden daha farklı ve bağımsız değildir. Kurmanci için istemler neyse Zazaki için de istemler aynıdır. Kürtlerin değişik lehçelerini konuşan insanların birbirlerini anlamaları kolaydır. Çünkü lehçelerin gramer ve sözcük yapıları ya aynıdır ya da birbirine çok yakındır. Farklı diller böyle değildir. Ve böyle öğrenilmiyor. Anadilde eğitime başlandığında Kurmanclar Zazaki’yi, Zazalar da Kurmanci’yi çok rahat öğrenirler. Bu konuda lehçeler arasında bir sorun yaşanmaz
Kürt çevresinden kimsenin bu çalışmalara olumsuz tepkisi yok. Zazaca ile ilgili olumsuz bir yaklaşım yok. Ancak 1970’lerden bu yana dil meselelerine eğildik. Hiç kimse bize Zazaca ile ilgilenmeyin demedi. Kurmanc arkadaşlarımız çok olgun ve demokratik yaklaştılar ve Zazaca’yı Kurmanci’den farklı görmediler. Tabi bazı istisnai durumlar var.

Devletin inkârcı yaklaşımı kırıldı. Kafatasçılar hariç. Bugün Kürtler ve Kürtçe kabul gören bir duruma geldi. Fiilen Kürt kimliği kabul edilmiş durumda. Zazalar ve Zazaki de bundan bağımsız ve ayrı olmuyor.

Devlet içinde ikinci bir kanat daha var. Biz Kürtlerin varlığını kabul ediyoruz ancak Zazalar, Aleviler Kürt değil diyorlar. Kuşkusuz bu bir senaryodur. Erdoğan “Kürtler demokratik haklarını istiyor ama Zazaların böyle bir talebi yok” diyor. Klasik böl-yönet politikası işte. Kim demiş talebimiz yok diye? Talebimiz var ama sesimiz henüz gür çıkmıyor!

Bir başka kanat ise Alevileri Kürtler’den ve dolayısıyla Zazalar’dan koparmak istiyorlar. Bunlar da çağ dışında kalan diğerlerinin daha değişik bir versiyonudur.

HülyaYetişen: Verdiğiniz değerli bilgiler ve ayırdığınız zaman için size teşekkür ediyoruz.

Deniz Gündüz: Ben de teşekkür ederim.

__________

Röportaj, http://kurdistan-post.ru adresinde yayın yapmakta olan Kurdistan-Post sitesinden alınmıştır. Yayınlamamıza izin verdiği için Hülya Yetişen'e teşekkürler.

Na xebere 6208 rey wanîyaya
No nuşte hema şîrove nêbîyo.