zazaki.net
22 Tebaxe 2017 Sêşeme

Roşan Lezgîn / Nuştox

Lehçe Demek Ölüme Mahkum Etmek Midir?

18 Adare 2013 Dişeme 12:42

Önceki yıl Bingöl Üniversitesi’nin düzenlediği sempozyumda yıldızı parlatılan ve daha sonra Almanya’dan getirtilerek Tunceli Üniversitesi’nde görevlendirilen Zülfü Selcan, Bingöl Üniversitesi’nin 14.03.2013 tarihinde düzenlediği mübalağa başlıklı “Zaza Tarihi ve Zaza Dilinin Özellikleri” adlı bir toplantıda “Zazacayı lehçe saymak onu ölüme mahkum etmektir” dedi (1). Selcan, konuşmasında bu konuda tam olarak şunları söyledi:

Şunu da bilmemiz lazım, bazılarının devamlı şekilde Zazaca dilinin Kürtçenin lehçesi olarak görme alışkanlıkları var. Maalesef bu görüş zarar vericidir. Bu görüşler pozitif bir yaklaşım sayılmaz. Çünkü lehçe saymak o dili ölüme mahkum etmektir. Bizler bu zihniyeti kötü buluyoruz.

Zazacayı lehçe saymanın nasıl onu ölüme mahkum etmek olduğu, bu görüşün nasıl zarar verici ve pozitif yaklaşım olmadığı, bu zihniyetin niye kötü olduğu konularında Zülfü Selcan’a sormak gerekir ama sormayacağım. Çünkü akademisyen olan birisi, böylesi büyük iddialarda bulunurken zaten somut ve açıklayıcı nedenlerini de ortaya koyarak durumu anlaşılır bir şekilde izah eder. Ama akademik dünyada yüz kızartıcı suçlar olan “tahrif etme”, “intihal etme” alışkanlığı olan (2), hatta öğretim görevlisi olma pozisyonunu suiistimal ederek, Tunceli Üniversitesi’ne kayıt yaptıran öğrencilere ilk derslerinde “Zazalar Kürttür diyen varsa derse girmezse iyi olur” diye tehdit etmekten bile çekinmeyen Zülfü Selcan’a bu konuda soru sormanın bir faydası olmaz. Daha önce yazdığı tipik bir Zülfü Selcan klasiği olan “Zaza Ulusal Sorunu” başlıklı çarpıtma, iftira ve karalamalarla dolu yazısında, Kürtlükten ayrılmasının nedenlerinden birisini şöyle anlatır:

Dersim Kültür Şenliği ‘92 adı altında birçok Avrupa ülkesinde düzenlenmiş olan program PKK’nın tehditleri nedeniyle başlamak üzereyken iptal edildi.”

Bu gecelerde saz çalıp söyleyen Selcan, şenliklerin örgütün müdahalesiyle iptal edilmesine kinlendiği açıktır. Ancak Selcan’ın, bir örgütün kendi örgütsel hegemonyasını pekiştirmek için kendisi dışında herhangi bir faaliyete tahammül etmemesini, anti demokratik müdahalelerde bulunmasını, Kurmanc grubunun Zaza grubunu bastırması şeklinde yorumlaması gerçek dışıdır. Selcan’ın yazısında “Dersim’deki Kürt PKK işgalcileri Evren diktatörlüğü döneminde, burada tamamen alevi olan nüfus arasında zorla kurulmuş olan 313 köy camisini korurken, bütün okulları yakması ve öğretmenleri katletmesi, amaçlanan teokratik boyutu, yani nihai hedefteki şafiileştirme niyetini açığa vuruyor” demesi de abartılı bir çarpıtmadır. Sol seküler Kürt örgütlerinin bırakınız cami nöbetçiliğini yapmayı ve topluma Şafii mezhebini dayatmayı dinle aralarına her zaman mesafe koydukları açık bir gerçektir. Hatta bu noktada sol seküler Kürt örgütlerinin Aleviliğe daha yakın durdukları, Aleviliği sahiplendikleri söylenebilir. Ama Türk devlet politikasının, sürekli bir şekilde Kürtlüğü Türklüğe, Aleviliği de Hanefiliğe asimile etmeye çalıştığı çok açık bir gerçekliktir. Fakat Selcan, zalimin gömleğini mazluma giydiriyor! Yazısında tüm Kürtleri bir örgütle özdeşleştirerek, örgütün de Zazaları Kürtlüğe, Alevileri Şafiiliğe asimile etmeye çalıştığını iddia ediyor. Selcan, aynı yazısında ömrünü Zazacanın gelişmesine adamış kimi adları sayarak “hain ve satılmış Zazalar” diye hakaret etmekten de çekinmiyor. Oysa Zülfü Selcan’ın kendisi 1990’lı yılların ortalarına kadar Kürt ulusal hareketi içerisinde yer alarak doğal bir şekilde Zazacayı Kürtçenin lehçesi ve kendisini de Kürt görüyordu. Madem bu durum “hain ve satılmışlık” ise, o zaman kendi geçmişi konusunda da bir açıklama yapması gerekir ama söz konusu Zülfü Selcan olunca zaten konu anlaşılıyor.

Dil ve lehçe konusuna gelince, dilde fonolojik, leksikolojik ve morfolojik özellikler göz ardı edilecek nosyonlar değildir kuşkusuz ama bunlar tek başına yeterli değildir. Sosyal, siyasal, tarihsel ve kültürel olgular da bunlarla birlikte değerlendirilerek tanımlar yapılır. Kaldı ki bütün bunlar yeterli olsa bile, dili kullanan toplumun kendisi, konuştuğu dil veya lehçesini nasıl tarif ediyorsa, kendi milliyetini nasıl tanımlıyorsa asıl ona bakılmalıdır. Öte yandan, şimdiye kadar yapılmış “dil nedir”, “lehçe nedir” tanımlarının kendileri bile çok çeşitli ve farklıdır. Hatta her filologun kendine göre bir tarifi veya tanımı vardır. Bundan dolayı, Selcanların veya Bingöl Üniversitesi’nin Kürtçe (Zazaca ve Kurmancca) bilmeyen yöneticilerinin kalkıp iki yıldır “Zazaca müstakil bir dilidir” iddialarının bilimsel veya gayri bilimsel hiçbir hükmü yoktur. Eğer niyetleri iyiyse, önce Zazaca ve Kurmanccayı konuşmayı öğrenerek, boş yere okula yığdıkları yüksek lisans ve tezsiz lisans öğrencilerine bir şeyler öğretmeye çalışmaları daha yararlı olur.

Kürtlere baktığımızda, tarih boyunca ve günümüzde, hem Kürtlerin kendileri hem de bütün diğer milletler ve araştırmacılar, “Kürtçe” kavramını, Zazaca, Kurmancca, Soranca, Havramanca ve Lurca büyük lehçelerinin yanı sıra, Lekçe, Kelhurca, Şeyhbızeynice gibi daha küçük lehçelerin genel adı olarak, “Kürt” kavramını ise bütün bu lehçeleri konuşanların millet adı olarak anmışlar. Bu lehçeleri konuşanların tümü, diğer milletlere karşı kendilerini her zaman “Kürt”, dillerini de “Kürtçe” olarak tanıtmışlardır. Ancak içeride birbirlerine karşı kendilerini, ya konuştukları lehçenin adıyla yada aşiretlerinin adıyla tanıtmışlar. Hiçbir zaman bir Kurmanc Kürdü kalkıp bir Zaza Kürdüne “ben Kürtçe konuşuyorum sen Zazaca konuşuyorsun” veya “ben Kürdüm sen Zazasın” dememiştir. Yani Zülfü Selcan ile Bingöl Üniversitesi’nin iddia ettiği gibi sadece Kurmancca lehçesi Kürtçe değildir. Zazaca, Kurmanccanın lehçesidir diye bir iddia da yoktur ortada.

Yukarıda adını saydığım lehçelerin her birisinin birden çok adları vardır. Örneğin, Urmiye bölgesinde yaşayan Şıkak aşireti Kurmanc Kürdü olmalarına ve Kurmancca lehçesiyle konuşmalarına rağmen, “biz Kurmanc değiliz” diyerek kendilerini “Şıkaki” konuştukları lehçeyi de “Şıkakça” olarak tanıtırlar. Zülfü Selcan’ın kendisi de adını andığım yazısında “Zaza bir aşiret adıdır ve aynı dili konuşan diğer aşiretler topluluğu veya halk için etnik bir isim olarak Türklerle Kürtler tarafından kulanılıp, günümüzde Zazaların belli bir kesimince benimsenmiştir” diyor. Kürtlerin yüzlerce aşireti vardır, çoğu yerde aşiretler farklı bir ağız, şive veya lehçe konuşarak kendilerini aşiret adıyla, konuştukları dillerini de aşiret adını izafe ederek adlandırırlar. Birçok millet ulus devlet öncesinde aynı durumdaydı, hata günümüzde Arap alemi, Çinliler, Almanlar aynı durumdadır.

Her ne olursa olsun, adını andığımız bütün Kürt lehçeleri veya aşiretleri arasında tarihten bu yana herhangi bir alt-üst hiyerarşisi olmamıştır. Grupsal olarak çoğunluk veya azınlıkta olanlar var elbette ama aralarındaki ilişki eşit ve yataydır. Bundan dolayıdır ki tarih boyunca hiçbir lehçe diğer bir lehçe karşısında üstünlük iddiasında bulunmamış veya diğer bir lehçeyi kendi alt grubu olarak tanımlamamıştır. Bütün Kürt lehçeleri, kendi doğal ortamlarında, kendi vahalarında, mikro kimliklerini koruyarak günümüze kadar gelmişlerdir. Her bir Kürt lehçesinin konuşanları genel olarak kendi öz çabalarıyla lehçelerini geliştirmeye gayret etmişlerdir. Bu açıdan bakarsak, Zülfü Selcan ve onun gibi düşünenlerin elbette Zazalık ve Alevilik mikro kimliklerini koruma, kollama, geliştirme ve yaygınlaştırma hakkına sahiptirler. Bu durum, Kurmancca için de, Soranca ve Havramanca için de, ayrıca Müslümanlık, Yezidilik ve Yaresanlık gibi Kürtlerde bulunan dinsel gruplar için de geçerlidir. Unutmayalım ki Kürtler hem dinsel hem dilsel açıdan çok renkli heterojen bir milletir.

Elbette her bir grup diğer bir gruptan farklı olan özelliklerini özel olarak sahiplenmeli ama bu, aşırı yorumlarla diğer bir grubun ötekileştirilmesi üzerinden, düşmanlık, husumet ve kin tohumları ekerek yapılmamalı. Bunda hiçbir grubun kazancı yoktur. Kaldı ki, Zazalar Kurmanclığa asimile olmamış, olmuyor, olmayacak da. Ama Zazaların, Türklüğe asimile oldukları, Türkçe öğrendiklerinden dolayı Zazacayı unuttukları çok açık bir durumdur. Fakat Selcan, Bingöl Üniversitesi’ndeki konuşmasında “UNESCO’nun da artık tespit ettiği gibi hepimizin duyduğu okuduğu gibi Zaza dili tehlikede olan dillerden birisidir” diyerek Zazaca lehçesinin tehlikede oluşunu Türk rejiminin katı baskısından değil de Zazacaya “lehçe” demesinden kaynaklandığını iddia ediyor. İşte bu doğru değildir, hatta çok gülünç bir iddiadır.

Peki, o zaman Zülfü Selcan, Paris Kürt Enstitüsünün çıkardığı Hêvî dergisinde yazarken niye Zazaca için “Kürtçenin Dımılki lehçesi” diyordu? Ve asıl önemlisi de madem Kürtler Zazacaya lehçe diyerek Zazacayı ölüme mahkum etmek istiyorlarsa, niye Zülfü Selcan’ın derlediği Dêrsim bölgesinden Zazaca folklorik eserleri yayınlıyordular? Daha önceleri, ta 1963 yılında yayınlanan Roja Newé gazetesinde, daha sonraları 1977 yılında yayınlanan Roja Welat gazetesinde, yine 1979 yılında yayınlanan tamamı Kurmancca-Zazaca olan Tîrêj dergisinde ve şimdiye kadar Kuzey Kürtlerinin yayınladığı bütün dergi, gazete, radyo ve televizyon kanallarında niye Zazacaya yer veriyorlar? Zülfü Selcan’ın gönderdiği hangi yazısı Kürt dergi ve gazetelerinden geri çevrilmiş veya yayınlanmamıştır? Kürtlerin, en zor koşullardan başlayarak günümüze kadar artarak gelişen çabaları sonucu yazılı Zazacanın günümüzde diğer önemli Kürt lehçeleri olan Kurmancca ve Soranca ile aynı seviyeye yükselmiş olmasını nasıl açıklayacağız? Türk devletinin desteği sayesinde mi oldu bunlar?

Selcan’ın kalkıp bu durumu görmezden gelmesinde, bu inkârında, bu temelsiz iddialarında hakikaten Zazacanın bir faydası var mı? Oysa Türk rejiminin ağır baskısına rağmen 1970’li yıllardan başlayarak, Kurmanccayla birlikte yazılı Zazacanın gelişimi kesintisiz bir şekilde devam etmiştir. Yani Zazacanın gelişimi Kürt ulusal mücadelesinin gelişimiyle paralel bir şekilde olmuştur. Kurmanccaya nazaran Zazaca yazıların niceliksel azlığı Kurmancların herhangi bir tahakkümünden kaynaklanmıyor, Zaza grubunda yazınsal kültürün zayıflığındandır bu durum.

Zülfü Selcan gibi, Zazaca Kürtçe değildidir diyenlerin en dikkat çekici noktaları, katı bir asimilasyonu esas alan devlet politikalarından özenle söz etmemeleri, çarpıtmalarla devletin yaptıklarını Kurmanclar yapmış gibi göstermeye çalışmaları ya da Türklerin Kürtlere yaptıklarının aynısını Kürtlerin Zazalara yaptıklarını iddia etmeleridir. Bu da, doğal olarak her zaman kuşkulu görünmüş ve görünecektir. Çok iyi bildiğimiz bir durumu kalkıp bile bile çarpıtmanın, temelsiz iddialarda bulunmanın başka türlü karşılanmayacağı açıktır. Örneğin, Zülfü Selcan konuşmasında devleti övüyor, devlete methiyeler diziyor. Ama Zazacayı konuşan, derleyen, koruyan, geliştiren, standartlaştıran, yazan, dünya kadar yazınsal materyal ortaya çıkaran bizlere saldırıyor, hakaretler yağdırıyor.

Yukarıda da belirttiğim gibi, Kuzey Kürtlerinin çıkardığı hemen hemen bütün dergi, gazete ve görsel medyada Kurmancca lehçesiyle birlikte Zazaca da yer almıştır. Ama burada sadece Zaza Kürtleri tarafından Zazaca lehçesinin gelişimi için yapılan kimi çalışmalardan söz edeceğim:

Vate Dergisi

Zazacanın dilsel kurallarının tespiti ve Zazacayı standartlaştırmak için 1996 yılından bu yana sürekli bir çalışma yürüten, Zazacanın konuşulduğu her bölgeden yazar, aydın veya dilbilimcilerden oluşan Vate Çalışma Grubu (3) tarafından çıkarılan hacimli bir dergi olan ve saf Zazaca lehçesiyle yayımlanan Vate dergisinin şimdiye kadar 39 sayısı yayımlandı (4). Bu derginin yayımı çerçevesinde yüzlerce kişi Zazaca okuma yazmayı öğrendi, onlarca yazan kadro yetişti. Ama en önemlisi, Vate Çalışma Grubu, şimdiye kadar tespit edilen dilsel kuralları Zazaca İmla Klavuzu olan “Rastnuştişê Kirmancki (Zazakî(5) adlı kitabı yayınlanması, yine, üçüncü kez genişletilmiş baskıları yapılan Türkçe-Kırmancca (Zazaca) ve Kırmancca (Zazaca)-Türkçe Sözlükler (6) ile yazılı Zazacanın önünü tamamen açmış oldu.

Şewçila Dergisi

İkinci saf Zazaca dergi olan ve modern edebiyat sanat içerikli yayın yapan Şewçila dergisinin ilk sayısı Diyarbakır’da 2011 baharında yayınlandı. 2013 kış sayısı olarak sekizinci sayısı yayımlanan Şewçila dergisinde 87 şiir, 74 öykü, 12 edebi deneme, 10 edebi araştırma yazısı, 9 edebi analiz, 3 röportaj ve 5 diğer türden oluşan toplam 200 eser yayınlanmıştır (7). Yine 10’u kadın 64’ü erkek toplam 74 kişi bu dergide yazı yazmıştır. Bu dergi hakkında geniş bilgi ve istatistikler için verilen linke bakılmalı.

Newepel Gazetesi

Tarihte ilk saf Zazaca gazete olan Newepel gazetesinin ilk sayısı 15 Mart 2011’de yayınlandı. Şimdiye kadar 49 sayısı yayımlanan 15 günlük kültürel gazetenin 2 yıllık indeksine göre, 48 sayısında 265 muhtelif içerikli yazı, 217 haber, 216 dil ile ilgili yazı veya çalışma, 115 modern tarzda şiir, 15 öykü, 115 fıkra, 31 derlenmiş halk masalı, 30 mesel, 28 röportaj, 25 çeşitli folklorik türde derleme, 18 halk müziği parçası, 18 çocuk oyunu, toplam 1030 kadar yazı yer almaktadır.

Newepel gazetesinin 48 sayısında 148 kişi yazmış. Bunlardan 120 civarında kişi ilk kez Newepel gazetesinde yazmaya başlamıştır (8).

Verroj Gazetesi

1994 yılından bu yana kesintisiz olarak yayınını sürdürmekte olan Azadiya Welat gazetesi, ağırlıklı olarak Kurmancca lehesiyle olmasının yanı sıra hemen hemen her sayısında Zazacaya yer vermiştir. Azadiya Welat gazetesi ideolojik partisel bir çizgide yayın yapmasına rağmen içeriği ne olursa olsun herhangi bir Zazaca yazıyı geri çevirmemiş, yayınlamıştır. En son 15 Mayıs 212 tarihinde Verroj adıyla haftalık bir Zazaca gazete de yayınlamaya başlamıştır.

Zazaki.Net Sitesi (www.zazaki.net)

Ayda ortalama on bin farklı IP’nin ziyaret ettiği Zazaki.Net Web sitesi 2009 yılında yayına başladı. Bu sitede şimdiye kadar 1400’den fazla yazı yayınlanmıştır. Bunlardan 1000 tanesi kadar Zazaca Kürtçesiyledir.

Kitaplar

Zazaki.Net sitesinde künyelerini listelediğim 135 Zazaca kitap var (9). Bu kitaplardan, önemli bir kısmı uluslaşma tahayyüllüyle üretilmiş ve “modern edebiyat” diye tanımlayabileceğimiz Zazaca şiir, öykü ve romanlardır (10). İşin garip yanı, Zazaların Kürt olmadığını iddia edenlerin, milli duyguların tezahürü olan modern edebiyatta herhangi bir eserleri olmamasıdır. Sormazlar mı, madem siz Kürt değil de ayrı bir milletsiniz neden tek bir modern edebi eseriniz yok ortada? Ama Zazaca Kürtçenin lehçesidir diyenlerin onlarca şiir, öykü ve romanları vardır. Bunun açıklaması, sözüm ona, on-on beş “izole sözcüğü” karşılaştırarak, “işte ben Zazacanın teknik olarak müstakil bir dil olduğunu kesin olarak ispat ettim” safsatası değildir herhalde.

Radyo ve Televizyon Yayınları

Radyo ve televizyon yayınlarına gelince, 1990’lı yıllardan bu yana başta Almanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde, daha sonra İstanbul, Diyarbakır ve Bingöl’de radyolarda Zazaca yayın yapılmış. Ayrıca Kürt örgütleri tarafından kurulan Med Tv, Roj Tv, Mezopotamya Tv, Gun Tv ve Çağrı Tv gibi örgütsel yayın yapan medya kuruluşlarında, ayrıca sivil kurumlar olan Dijle Tv, Kanal 21 ve Nur radyo gibi daha birçok televizyon ve radyolarda sürekli Zazaca yayın yapılmıştır, yapılmaktadır. Bunlar, yeterli midir? Elbette değildir ama var olan imkânlar bunlardır.

Bunların dışında, Zazacayı koruma ve geliştirme faaliyetlerine son yıllarda gelişen dil kurslarını da eklemek gerekir. Önceleri İsveç’te Upsala Üniversitesi’nde başlayan ve Zazaca konuşma, anlama, okuma ve yazmayı geliştirmeyi hedefleyen kurslar, daha sonra İstanbul’da Vate Yayınevi’nde devam etti. Türkiye’de ortamın gittikçe yumuşamasına paralel olarak, daha sonraları en çok Diyarbakır olmak üzere, Bingöl, Tunceli, Ankara, Mersin, Erzincan, İzmir ve Kocaeli gibi şehirlerde Zazaca kursları, atölye çalışmaları sürekli devam etmiştir, ediyordur. Bu kurslarda, atölye çalışmalarında yüzlerce kişi Zazaca konuşma, anlama, okuma ve yazma becerilerini geliştirmiştir.

Bütün bu çalışmaları, Zazacayı Kürtçenin “lehçesi” ve kendilerini de “Kürt” bilen Zazalar yapmıştır.

Dışarıdan bakıldığında, belki bu çalışmaların pek de büyük şeyler olmadığı gibi görünebilir. Ama Türk rejiminin çok katı baskısı altında olan Kürtlerin genel durumu, yine okur-yazarlık kültüründen yoksun kırsal bir topluluk olan Zaza grubunun özel durumu hakkaniyetle göz önünde bulundurulduğunda, yukarıda andığım çalışmaların ne kadar büyük ve değerli çabalar olduğu anlaşılacaktır.

Bütün bu gayret ve çabalar, bunca fedakârlık, bunca emek, bunca adanmışlık nasıl Zazacayı ölüme mahkûm etmek oluyor?

Zülfü Selcan’ın, bunu açıklayacak olgunlukta olmasını beklemiyorum. Sadece Zazacaya lehçe diyenlerin bu çalışmalarına karşılık, kendini Zaza olarak adlandıran, yada Selcan’ın iddia ettiği gibi Zazaca lehçesine “Zaza dili” diyenlerin, Zazacanın korunup geliştirilmesi, yarınlara taşınması amacıyla ne tür çalışmalar yaptığını anlatsın yeter. Bir akademisyen olarak kendisinin ve kendisi gibi düşünenlerin Zazacayı ölümden kurtarma çabaları neticesinde ortaya koydukları çalışmaları anlatmak yerine, gidip Bingöl Üniversitesi’nde temelsiz iddialarda bulunmaktan daha mı zordur? Yaptıklarının dökümünü, listesini, fihristlerini bir çıkarsınlar, her kes görsün, bizler de görelim ve saygı duyalım, söylediklerini inandırıcı bulalım. İki de bir kalkıp papağanca Kürt karşıtlığı yapmaktan, Kürtlere, yani bizlere sataşmaktan ne fayda umuyorlar anlamış değilim. Kimi Türkçü yazarların da Türk devletinin 100 yıllık ağır baskısından hiç söz etmeden kalkıp Zazalardan “Türkiyenin bir rengi” demeleri de art niyet ve haksızlıktır. Onlar, Kürtler üzerine yazılar yazacağına, kendi devletlerinin Kürtlere yaptığı zulmün tarihini yazsınlar hele önce.

Bingöl Üniversitesi’ne gelince, yönetimde bulunan bir kısım kadro, art niyetli bir şekilde ta baştan Kürt düşmanlığı temelinde “Zaza dili müstakil bir dildir” iddiasında bulunan Zülfü Selcan gibi Avrupa veya başka uzak yerlerde yaşayan kişilerle sıkı fıkı diyaloga geçti. Böylece Türk rejiminin en baskıcı dönemlerinde Zazaca yazıp geliştirenleri öteleyen, dışlayan, hasmane tutumuyla zaten kendi önünü de kesmiş oldu. Bingöl Üniversitesi bu tavrıyla, bu akılla Zazacanın gelişmesi konusunda bir arpa boyu yol almamıştır, alamayacaktır. Örneğin, buna karşılık Artuklu Üniversitesi, yıllardır Zazacada yazınsal faaliyetler yürüten her kesin deneyiminden yararlanmayı temel alan tavrıyla Zazacanın tomografisi olan 700 sayfalık “Zazaca Edebiyatından Örnekler(11) kitabının (ki şu an hem Dicle Üniversitesi’nde hem Artuklu Üniversitesi’nde ders kitabı olarak okutuluyor) yanı sıra her iki Kuzey Kürt lehçesi olan Kurmancca ve Zazacada 5. sınıflar için ders kitabını (12) hazırlayıp hizmete sundu. Artuklu Üniversitesi, bu akılcı iletişimiyle Zazaca yüksek lisans tezini Türkiye’de ilk resmi Kürtçe tez olarak kabul ettirdi (13). Peki, bu çalışmalara karşın Bingöl Üniversitesi ne yapıyor? Sadece Zülfü Selcan veya benzeri düşüncede kişilerle “sempozyum” veya “konferans” adı altında temelsiz, çarpıtmalarla dolu hatta çoğu “intihal” olan metinler piyasaya sürerek bir şeyler yaptığını zannediyor. Bingöl Üniversitesi çalışanlarının intihalleri hakkında daha önce detaylı yazdığımdan dolayı sadece yazıların linkini veriyorum (14). Bingöl Üniversitesi, Kürt karşıtlığı tavrıyla, Kırdleri yani Zaza Kürtlerini karşısına almakla hiçbir ilerleme sağlayamaz, böyle düşünen diğer üniversiteler de bu konuda herhangi bir ilerleme sağlayamaz. Yıllarca Kürtler yoktur veya Kürtler Türktür diyerek ömrünü harcayan diğer üniversite görevlilerinin söyledikleri, yazdıkları zaten tarihin çöplüğüne çoktan gitttiği gibi onların da intihal ve çarpğıtmalarla dolu metinleri aynı akıbete uğrayacaktır.

Bingöl Üniversitesi’nin geçen yıl yaptığı bir ankette sorduğu bir sorudan da söz etmeden geçemeyeceğim. Anketin 10. sorusu şöyledir:

Gelişimde Lider Üniversite Sloganıyla, Bingöl Üniversitesinin Gelişmişliği Diğer Çevre İllerdeki Üniversiteleri Kaygılandırmaktadır

Güya verilen cevaplarda, 520 kişi Tamamen Katılıyorum, 570 kişi Katılıyorum, 1101 kişi Fikrim Yok, 557 kişi Katılmıyorum, 427 kişi de Hiç Katılmıyorum şıklarını işaretlemiş. Şimdi burada, “Katılmanın” ve “Tamamen Katılmanın” ile “Katılmamanın” ve “Hiç Katılmamanın” arasındaki farkın ne olduğunu bir kenara bırakalım, böyle bir sorunun mantığını veya amacını anlayan var mı? Bingöl Üniversitesi hangi çalışmasıyla “lider” olmuştur da çevre illerdeki üniversiteler, diyelim ki 1957 yılında kurulan Erzurum Atatürk Üniversitesi, 1974 yılında kurulan Diyarbakır Dicle Üniversitesi, 1975 yılında kurulan Elazığ Fırat Üniversitesi, daha dün 2007 yılında kurulmuş ve çoğu aynı soyadında olanların yönetiminde olan Bingöl Üniversitesi’nden kaygılanacaklar? Şimdi bu da soru mu? İnsanın ağlayası veya gülmesinden öte acınası geliyor.

Bingöl Üniversitesi’nde Kürt karşıtlığı temelinde geliştirilen “Zazaca teknik olarak müstakil bir dildir” nakaratından başka hiçbir gelişme yoktur. İki yıldır Kurmancca ve Zazacada tezli ve tezsiz lisans öğrencileri almalarına rağmen herhangi bir eğitim vermiş değiller. Herhangi bir eğitimin verileceği de yoktur. Sadece Zülfü Selcan’ı getirip mübalağalı temelsiz sansasyonel iddialarda bulunarak gündemde kalmayı umuyorlar. Ama “Zazalar Kürt değildir” iddialarının, üniversitenin loş salonunda duvarlara çarpıp yine kendilerine döndüğünü görmeleri gerekir artık.

Zülfü Selcan, Zazacayı geliştirenlerin, Zazacayı bir Kürt lehçesi olarak bilenlerin olduğunu çok iyi biliyor. Kendisi ve kendisi gibi düşünenlerin ise Zazacanın korunması, gelişimi, eğitim ve öğretimle yaygınlaştırılması konusunda herhangi bir çabalarının olmadığını da biliyor. Biliyor bilmesine ama Almanya’da konserlerinin iptal edilmesinden dolayı kinlenmiş yüreğine söz geçiremiyordur. Hâlbuki bir akademisyen, duygularıyla değil aklıyla, vicdanıyla, bilimle, bilimsellikle ve en önemlisi insanca, demokratça düşünerek hareket etmelidir, davranmalıdır. Sözlerini binlerce kez tarttıktan sonra söylemelidir. Ama hiç değiştirmediği sarı ceketiyle türkuaz kravatı gibi düşüncelerini de değiştirmeyi hiç düşünmez.

Bizler, tıpkı Zülfü Selcan’ın 1990lı yıllarına kadar olduğu gibi, tarih boyunca kendimizi hep Kürt, konuştuğumuz Zazaca lehçesini, doğrusu Kırdki/Kırmancki lehçesini Kürtçenin bir kolu, kendimizi de Kürt biliyoruz. Zazacayı koruma, yaşatma, geliştirme ve yaygınlaştırma çabamız da hepsi Kürtlük milli hissiyatıyla olmuştur. Bizler, Kürt ulusal duygularıyla bunca Zazaca yazınsal kültürü yaratmış bulunmaktayız. Milliyetimizle yani Kürtlüğümüzle gurur duymuşuz ve duyacağız. Ama Zülfü Selcan gibi, ömrünün yarısından sonra her ne sebeple olursa olsun, Kürtlüğünden istifa eden ve kendini sadece Zaza olarak gören, Zazacayı da “müstakil bir dil” olarak gören varsa, buyursun bizim Kürtlüğümüzle gurur duyarak Zazacayı geliştirdiğimiz gibi onlar da Zazalıklarıyla gurur duyarak Zazacayı geliştirsinler. Onları tutan var mı?

Zazacayı lehçe saymak onu ölüme mahkum etmektir” temelsiz iddiasını iki de bir ortaya atmak, yada Tunceli Üniversitesi’ne kayıt yapan masum çocuklara “Zazalar Kürttür diyen varsa derse girmesin” diyerek tehditlerde bulunmak, beyin yıkamaya çalışmak Zazacaya da Zazalara da hiçbir yarar sağlamaz. Böylesi temelsiz, mesnetsiz karalama ve düşmanlık kokan, kinli söz ve iddialar kendi şahsına da hiçbir saygınlık kazandırmayacaktır. Zazacaya emek veren biz Zaza Kürtlerine hakaret ederek, “satılmış hain Zazalar” diyerek de herhangi bir saygınlık kazanılmaz. Kaldı ki, Sorancanın lehçe sayılması, Kurmanccanın lehçe sayılması, Havramanca ve Lurcanın lehçe sayılmaları neden sorun olmuyor, neden onları ölüme mahkum etmek olmuyor da “Zazacanın lehçe sayılması onu ölüme mahkum etmek” oluyor?

Sonuç olarak Zülfü Selcan’ın iddiasının tamamen gerçek dışı ve temelsiz olduğu verilerle sabittir. Eğer öyle değilse, Zülfü Selcan ve onun gibi Zazaca müstakil bir dildir diyenler, buyursunlar, Zazaca lehçedir diyenlerin % 5’i kadar Zazaca konuşup yazsınlar. Yada şimdiye kadar yaptıkları bir çalışma varsa, ayrıntılarıyla derli toplu bir şekilde kamuoyuna deklere ettirtsinler, bizler de görelim, bilelim. Bilelim ve onları gerçekten takdir edelim.

Diyelim ki Zazaca müstakil bir dildir, Zazalar da devletin dostu ve Kürtlerin düşmanıdır, peki bunca normalleşmeden sonra, bu rahat ortamda şimdi kim onları engelliyor? Kurmanclar, hangi mekanizmayla hala Zazalara “Kürdüm, varlığım Kürd varlığına armağan olsun” yeminini içirtiyor? Yada zora dayanan politikalarla “Ne mutlu Kürdüm diyene” sloganını dayatıyorlar? İşte, devlet iki üniversiteyi onlara teslim etmiş, onları kürsü başkanı yapmış. Şimdi bizler, yani Zazacayı Kürtçenin lehçesi sayanlar, nasıl kendilerinin Zazacayı yaşatmalarına engel olmuşuz yada oluyoruz veya olabiliyoruz? Madem Zazaca gerçekten müstakil bir dildir, bizim kalkıp lehçe dememizin kendilerinin Zazacayı konuşmaları, yazmaları, geliştirmeleri önünde nasıl engel oluyor yada Zazacayı ölüme mahkum ediyordur?

Oysa Zazaca yazınsal gelişmelere, Zazacayı yaşatma ve geliştirme faaliyetlerine baktığımızda, Zazacayı Kürtçenin lehçesi saymak, doğal ortamında Zazacanın korunması, gelişmesi ve yaygınlaşması anlamına geldiği, buna karşılık, Zazacayı Kürtlüğün dışına itmek ise Zazacayı kötürümleştirdiği, felçli bir travmaya sürüklediği, Türkçe asimilasyona tamamen teslim ettiği açık bir şekilde ortadadır. Bu durumun farkında olan, amaçları herkesi Türkleştirmeye çalışmak olan gizli veya açık akımların da şu dönemde Kürtlerin Zaza grubunu gözlerine kestirmeleri bundandır (15). Özellikle sanal ortamlarda gerçek kimliklerini saklayarak birden çok niklerle Kürt karşıtı propaganda yapanların çoğu bu gizli odaklardır. Hatta kimi Türkçü yazarların Kürt düşmanlığı doğrultusunda yazılmış internette ne kadar temelsiz, mesnetsiz yazı varsa hepsini derleyip çalakalem yeninden yayınlaması da bu amaçlıdır (16).

Bütün bu art niyetli çabaların hiçbir ciddiyeti ve bilimsel değeri yoktur. Kürtçenin Zazaca lehçesi, ait olduğu kimlik vahasında ve gerçek sahiplerinin elinde gelişebileceği kadar gelişmektedir, gelişecektir.

__________

(1) http://www.ilkehaberajansi.com.tr/haber/zazacayi-lehce-saymak-onu-olume-mahkum-etmektir.html

(2) http://www.zazaki.net/haber/ciddi-bir-tahrifat-ornegi-ve-zazacilik-faaliyetleri-1349.htm

(3) http://www.zazaki.net/html_page.php?page=gruba_xebate

- http://www.zazaki.net/html_page.php?page=gruba_xebate

(4) http://www.zazaki.net/haber/vate-journal-article-index-no.-1-30-371.htm

(5) http://www.zazaki.net/file/rastnustis.pdf

(6) http://www.zazaki.net/haber/ferheng-tirk-kirmanck-zazak-vejya-82.htm

- http://www.zazaki.net/haber/ferheng-kirmanck-zazak-tirk-vejya-334.htm

(7) http://www.zazaki.net/file/fihriste-8-humarane-sewcila.pdf

(8) http://www.zazaki.net/file/fihriste-48-humarane-newepeli.pdf

(9) http://www.zazaki.net/html_page.php?page=kitabxane

- http://www.zazaki.net/html_page.php?page=kitabxane2

- http://www.zazaki.net/haber/kirmanck-yayinlarda-artis-1371.htm

(10) http://www.zazaki.net/yazi/yazi/modern-kirmancca-zazaca-edebiyati-168.htm

(11) http://www.zazaki.net/haber/artuklu-universitesinden-kirmancca-zazaca-kitap-1205.htm

(12) http://ttkb.meb.gov.tr/www/ogretim-programlari/icerik/72

(13) http://www.sabah.com.tr/Egitim/2013/01/15/turkiyenin-ilk-zazaca-tezi-kabul-edildi#

(14) http://www.zazaki.net/haber/bir-intihal-hakkinda--1366.htm

- http://www.zazaki.net/haber/zazalar-nedir,-ne-degildir--1375.htm

(15) http://www.zazaki.net/haber/is-ankara-promoting-zaza-nationalism-to-divide-the-kurds-279.htm

- http://www.zazaki.net/haber/ergenekon-davasi-ve-bazi-zazacilar-829.htm

(16) http://sahipkiran.com/2013/02/25/turkiyenin-bir-rengi-zazalar/

No nuşte 2091 rey wanîyayo
ŞÎROVEYÎ
Şahin
Şahin Şahin
Bir insanı eleştirirken bilimsel verilerle eleştirmenizi beklerdim. İnsanların ceketinden ve kravatından konuşmakla onları karalamakla Zazacaya ve Zazalara nasıl bir fayda sağladığınızı düşünüyorsunuz? Zazaca dildir demek neden sizi bu kadar korkutuyor? Varsa iddianiz bunu bilimsel verilerle yapmaniz, insanların kişiliklerini isin icine katmamaniz sizi daha inandırıcı kilacaktir. Hani bilim insanisiniz ya!
________________
Şahin bey!
Kamuoyuna yönelik hitap eden bir pozisyonda olan, örneğin bir üniversitede kürsü başkanı olan, öğrencilere ders veren konumda olan birisinin saçmalıklarını, intihal ve tahriflerini, çelişkilerini, tutarsızlıklarını, sabit olgularla anlatmak karalama değildir. Bunları anlatırken eğer sabit deliller sunuluyorsa, bu, kesinlikle itham da değildir. İnsanın "kişiliği" tavırlarından tamamen ayrı olmadığından, örneğin, örgüte kinlendiğinden dolayı kalkıp bir millete düşmalık yaptığını, düşüncelerine kininin yön verdiği durumu, kişilik sorunundan kaynaklı olduğu noktasında fikir yürütmek, kişiliğe hakaret değildir. Kaldıki bunları olgularla, alıntılarla yapıyorum. Çaket kravattan konuşmak da, fikirlerin sabitliğini anlatmanın birer metaforudur sadece. Hakaret veya haksızlık değildir. Dil ve lehçe tartışması konusuna gelince, kendim defalarca bunu yazdım. Dil ve lehçe ayırımının sabit bilimsel bir kriterden ziyade keyfiyete dair bir tariftir. Yoksa kalkıp beş on değil de binlerce sözcük ve dilsel kuralalar üzerinden yapabilecek durumda olduğumuz ortadadır.
Roşan Lezgîn
09 Nîsane 2013 Sêşeme 23:05